Küçüklüğümde özellikle yoksulları tarifte kullanılan ‘Perişanlık diz boyu’ ifadesini sık duyardım büyüklerimden.
Açlık ve perişanlık mücadelesindekileri gözlemeye çalışırdım kendimce. Yoksul ve perişanların kaybedecek daha neleri olduğunu heceler, üzülürdüm onlar için.
Bu hâlin zayıflık mı çaresizlik mi olduğuna karar veremezdim bir türlü.
Zamanla duruldu bu düşüncem. Duruldu ama içten içe bir sarsıntı yaşadım belli dönemlerde.
Neşet Ertaş’ın aşağıdaki dörtlüğündeki ‘perişan hallar’ kavramı epey düşündürür beni:
Perişan hallarım aşkın elinden
Gel buna bir çare bulmadan gitme
Azdı yaralarım derman bulmuyor
Ne olur yaramı sarmadan gitme
Perişanlığın çoğu zaman dışarıdan fark edildiğini sanırdım. Saçı başı dağınık olanın, yanını yönünü şaşıranın perişan olduğunu bilirdim sadece.
İnsanın dışarıdan görünmeyen yerlerinin perişan olduğunu daha iyi kavradım bu ifadeyle. Kişinin neyden, niye, nasıl perişan olduğunu biraz daha anladım.
Perişanlığın çoğu zaman yokluktan değil ölçüsüzlükten doğduğuna şahit oldum.
Her zaman dümdüz olmuyordu hayatımız. İç dünyamızdaki karanlık, perişanlığı ortaya çıkarıyordu. Bu, sadece bir dağınıklık değil içimizdeki dengenin bozulmaya başlaması, bozulmasıydı aslında.
Dağınıklığımız, düzensizliğimiz artıkça artıyordu. Düzenimiz bozuluyordu. Acınacak duruma da düşebiliyorduk kimi zaman.
Bırakın dostlarımızı kendi kendimizin kahrını bile çekemez oluyorduk bazen.
İşlerimiz yolunda gitmeyebiliyordu. Perişandı hâlimiz ahvalimiz.
Hâlimize acıyan bulunmuyordu. Yardım edecek kimimiz kimsemiz de olamayabiliyordu.
Bırakın çevremizi kendimize de yabancılaşıveriyorduk.
Her şeye yetişmeye çalışırken kendimizi ihmal ettik çoğu kere.
Ne söylediğimizi, kimleri kırdığımızı fark edemez hâle gelince hem kendimiz hem çevremiz yavaş yavaş dağılmaya başlıyordu.
Perişanlığın her şeyimizi kaybetmek demek olmadığını öğrendik sonunda. Perişanlıkla zayıflığın ayrı şeyle olduğunun farkına vardık.
Ne için yaşadığımızı unutursak perişan olacağımızı anladık. Kendimizi toparladık. Bizi ayakta tutanın sahip olduklarımız değil tutunduğumuz değerler olduğunu anladık.
Çoğu zaman bir çöküş gibi görünen perişanlığın aslında bir yeniden doğuş süreci olduğunu öğrendik.
Her perişanlığın bir imtihan olduğunu imtihanlardaki dönüşüm fırsatı öğretti bize.
İmkân, fırsat ve imtihanları iyi değerlendirelim aman.
Küçük bir merhametin, ölçülü bir sözün, yerinde bir susuşun bazen koca bir dağınıklığı toparlamaya yettiğini unutmayalım.
Çabuk toparlanmayı isteyelim yeter. İstersek başarırız inanın. Başarırız.