Aşağıdaki kavramlar çoğumuza yabancı gelmiyor artık:
Çevrim içi dünya, dijital âlem, dijital çağın dünyası, dijital dünya, dijital evren, dijital ortam, ekran âlemi, ekran dünyası, ekran hayatı, ekranların evreni, internet dünyası, internet ortamı, online dünya, sanal dünya, sanal ortam, siber âlem, siber dünya, sosyal medya dünyası …
Hemen hepimizin elinde öyle ya da böyle bir ‘ekran’ var.
Hemen hepimiz sanki bir şeyleri kaybetmiş gibi onu ekranlarımızda arıyoruz.
Hemen hepimiz sanki bir şeye geç kalmış gibi elimizdeki ya da karşımızdaki ekranda ona yetişmeye çalışıyoruz.
Evet.
Sanal âlem neden hep tercih ediliyor?
Bu konunun arkasında hem psikolojik hem de toplumsal birçok sebep var. Kısaca şöyle açıklayayım:
Alışveriş, haberleşme, öğrenme, eğlenme vb. çok şey, belli bir oranda artık evden çıkmadan yapılabiliyor. Bu kolaylık, insanları oraya yönlendiriyor.
Gerçek hayatta saatler sürebilecek işlerin belli bölümü, sanal ortamda birkaç dakikada gerçekleşiveriyor. Hız ve zamandan epeyce bir kazanıyoruz.
Sanal ortamda istenirse kimlikler, rahatlıkla gizlenebiliyor. Bu yüzden kişiler, daha rahat davranabiliyorlar. Gerçekte söyleyemediklerini bu ortamda rahatça söylüyorlar. Cesaretimiz arttıkça artıyor. Özgüvenimize diyecek yok neredeyse.
Beğeni, yorum, takipçi sayısı vb. göstergeler kişinin kendini psikolojik olarak değerli hissetmesini sağlıyor.
Sanal dünya, çoğumuz için bir kaçış alanı oluveriyor çoklukla. Kendimizi orada daha güçlü, daha mutlu hissediyoruz.
Sosyal medya, bizi sürekli çevrimiçi tutacak şekilde tasarlanıyor. Çoğu kere zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.
Evet.
Giderek sanal âleme sığınıyoruz. Orada hemen her şey kolayımıza geliyor. Bu kolaylık, bizi rahatlatıyor ama aynı zamanda tembelleştiriyor.
Gerçek hayatta susan, orada konuşuyor. Çekinden, orada cesaret buluyor. Sanal âlemdeki biz, aslında biz değiliz neredeyse.
Sanal dünya, çağımızın doğal bir sonucudur.
Her tür olumsuz uyarıcıya rağmen dijital dünyanın içinde kaybolmadan, gerçeği unutmadan yaşayabilene ne mutlu.