Türkiye’nin ekonomik görünüm raporlarında şunlar söyleniyordu;
“Enflasyon kontrol altına alındı. Merkez bankaları artık faiz indirimine başlayacak. Kredi ucuzlayacak, yatırımlar hızlanacak, ekonomi yeniden nefes alacak.”
Toplantıya katılan sanayi ve ticaret sektör temsilcileri ağzı açık dinliyorlardı..
Sanayi üretimi yavaşlıyor, tüketici güveni zayıflıyor, büyüme motoru tekliyor.
Ancak gerçek hayatta, ekonomistlerin PowerPoint sunumlarına sadık kalmıyor.
Kazın ayağı öyle olmadığı bu son açıklamalarda gerçek ortaya çıktı.
Aslında bizim bitiğimiz geç kalan bir itiraf. Bunu bu gün değil 2025 yılının ekiminde yazmıştık. ES TV ekranlarından yazı işleri programlarında defalarca dile getirmiştik..
Bu hedefleme yanlış.. 6 ay sonra ortaya TÜİK’ e rağmen sapmalar %100 olmuş..
Bu ne demek. Program çöktü.
AVRUPA’DA YÜZDE 2,9 PANİĞİ
Avrupa Merkez Bankası, Haziran toplantısında faiz artırımı seçeneğini ciddi biçimde değerlendiriyor.
Yılbaşında Euro Bölgesi enflasyonunun yüzde 2,8 seviyesine ineceği tahmin ediliyordu.
Bugün beklenti yüzde 2,9.
Aradaki fark yalnızca 0,1 puan.
Ama kurumsal ciddiyetin olduğu ülkelerde bazen virgülün sağındaki rakamlar, iktidarların solundaki koltukları sallamaya yeter.
Türkiye’den bakınca bu tablo biraz ironik görünüyor.
Onlar yüzde 2,9 için alarma geçiyor.
Biz ise pazara çıkıp yarım poşetle dönünce enflasyonun ne olduğunu çok daha iyi anlıyoruz.
AVRUPA’DA HESAP VERME KÜLTÜRÜ VAR
Avrupalı ekonomistlere hak vermek gerekir.
Çünkü onların rakamları tartışmaya açıldığında kamuoyu ayağa kalkar.
Bağımsız kurumlar sorgulanır.
Medya hesap sorar.
Vatandaş tepki gösterir.
Gerekirse hükümetler sandıkta ağır bedel öder.
Çünkü demokrasilerde ekonomik veriler, iktidarın propaganda broşürü değil; halkın ortak malıdır.
MERKEZ BANKALARININ ASPİRİN REÇETESİ
Baş ağrısı mı?
Aspirin.
Bel ağrısı mı?
Aspirin.
Ayağınız mı ağrıyor?
Yine aspirin.
Merkez bankalarının reçetesi de çoğu zaman aynı:
Sorun ne olursa olsun, faiz artır.
Oysa maliyet kaynaklı enflasyonla yalnızca faiz silahı kullanarak mücadele etmek, yangına su yerine termometre tutmaya benzer.
Sorunu ölçersiniz; ama söndüremezsiniz.
MUTFAKTAKİ YANGIN, SARAYDAKİ PEMBE TABLOLAR
Vatandaşın gerçek gündemi ne dış politika nutuklarıdır ne de kürsülerden yapılan süslü konuşmalar…
Vatandaşın asıl meselesi mutfaktaki yangındır. Tencere kaynamıyor, pazar filesi dolmuyor, maaş daha ayın ortası gelmeden buharlaşıyor.
Ekonomi yönetimi ise hâlâ rakamlarla makyaj yaparak gerçeği örtmeye çalışıyor. Ama makyaj döküldü..
Merkez Bankası Tahmin Yapmıyor, Fal Bakıyor
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, 12 Şubat’taki Enflasyon Raporu’nda 2026 yılsonu enflasyon tahminini yüzde 18 olarak açıklamıştı.
Oysa bundan yalnızca birkaç ay önce hedef yüzde 15’ti.
Aradan üç ay geçti.
Ve 14 Mayıs’ta aynı Merkez Bankası çıktı, yüzde 18’lik tahmini de çöpe attı. Yeni hedef: yüzde 26.
Ekonomi yönetiminin hedefleri artık takvim yaprağı kadar ömürlü.
Bugün açıklanan rakamın da uzun ömürlü olacağına inanan varsa, o da enflasyon kadar hızlı eriyen bir iyimserliğe sahiptir. Büyük olasılıkla üç ay sonra bu hedef yüzde 28’e, hatta yüzde 30’a revize edilecek.
Kısacası Merkez Bankası enflasyonu düşüremiyor; yalnızca tahminlerini yükseltiyor.
Altın Satan Merkez Bankası
Dünyadaki merkez bankaları altın rezervlerini artırırken, bizim Merkez Bankamız tam tersini yaptı.
Altın sattı.
Rezerv eritti.
Swap anlaşmalarıyla günü kurtarmaya çalıştı.
Kazakistan’dan alınan 1,5 milyar dolarlık swap, ekonominin geldiği noktayı özetlemeye yetiyor. Bir zamanlar bölgesinin finans merkezi olacağı söylenen Türkiye, bugün dost ülkelerden kısa vadeli kaynak arayışında.
Türkiye’nin önümüzdeki dönemde:
100 milyar dolar cari açık,
230 milyar dolar finansman ihtiyacı,
350 milyar doları aşan kısa vadeli dış borç yükü ile karşı karşıya olduğu konuşuluyor.
Böylesi ağır bir tabloda “enflasyon yüzde 26 olacak” demek, yangın yerine kolonya döküp “serinlik geldi” demeye benziyor.
Bu Müdürle Çalışır mıydınız?
Düşünün…
Bir şirketiniz var.
Genel müdürünüz Kasım ayında “Hedefimiz yüzde 15” diyor.
Şubat’ta “Aslında yüzde 18” diyor.
Mayıs’ta “Pardon, yüzde 26” diye düzeltiyor.
Üç ay sonra da “Yüzde 30 olabilir” demeye hazırlanıyor.
Siz olsanız böyle bir yöneticiyle çalışmaya devam eder miydiniz?
Bırakın prim vermeyi, odasındaki koltuğu bile sorgularsınız.
Ama Türkiye’de ekonomi yönetimi başarısız oldukça görevden alınmıyor; tam tersine ekran ekran dolaşıp başarı hikâyesi anlatıyor.
ENAK Başka, TÜİK Başka, Vatandaş Bambaşka
Bağımsız araştırma grubu ENAG verilerine göre yıllık enflasyon yüzde 55 seviyelerinde.
Resmî rakamlarla bağımsız ölçümler arasındaki uçurum büyürken, vatandaş için tek gerçek veri pazardaki fiyat etiketidir.
Domatesin, peynirin, kiraların ve faturaların dili yalan söylemez.
Mutfaktaki enflasyon, hiçbir basın toplantısının makyajıyla gizlenemez.
Mehmet Şimşek’in Umut Turu
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “mali disiplini tesis ettik”, “tek haneli enflasyona ineceğiz”, “reform süreci hızlanacak” diyor.
Ancak ortada reformdan çok revizyon var.
Hedefler sürekli değişiyor.
Tahminler sürekli yukarı çekiliyor.
Vatandaşın alım gücü ise sürekli aşağı gidiyor.
Ekonomi yönetimi enflasyonu düşüremiyor; yalnızca söylemi güncelliyor.
Patronun Hiç mi Sorumluluğu Yok?
Bir şirket düşünün.
Şirket zarar ediyor.
Kasadaki para eriyor.
Yöneticiler hedef tutturamıyor.
Ama patron çıkıp hâlâ “Her şey kontrol altında” diyor.
Türkiye ekonomisinde yaşanan tam olarak budur.
Üstelik patron, yıllardır kendisini “ekonomist” olarak tanımlıyor.
Eğer patron da ekonomistse, şirketin bilançosuna bakıp “vay hâline” demekten başka söz kalmıyor.
Gerçekler Pembe Tablolara Sığmıyor
Ekonomi, propaganda metinleriyle değil güvenle yönetilir.
Güven ise tutarlı politikalarla sağlanır.
Bugün Türkiye’de ne fiyat istikrarı var ne öngörülebilirlik ne de toplumun geleceğe dair güveni.
Mutfakta yangın büyürken, ekranlarda pembe tablolar çiziliyor.
Fakat vatandaş artık rakamlara değil, cebindeki paraya bakıyor.
Ve o para her geçen gün daha da küçülüyor.
Çünkü enflasyon yalnızca bir ekonomik sorun değildir.
Enflasyon, kötü yönetimin vatandaşa kesilen en ağır faturasıdır
GERÇEK ENFLASYON MUTFAKTA ÖLÇÜLÜR
Ekonomi teorileri önemlidir.
Merkez bankalarının kararları da.
Ancak vatandaş için enflasyonun gerçek ölçüsü akademik raporlar değil; mutfak masasıdır.
Eğer maaş aynı kalırken alışveriş torbası küçülüyorsa…
Eğer emekli ay sonunu getiremiyorsa…
Eğer memur maaşı daha cebe girmeden eriyorsa…
Orada enflasyon vardır.
Hem de bütün çıplaklığıyla.
Kâğıt üzerindeki rakamlar ne söylerse söylesin, hayatın hesabı başka işler.
Ve o hesap, er ya da geç, herkese gerçek sonucu gösterir. Bu sonuçlarda sandığa yansır. Kimisini tıpış tıpış gönderir. Kimisini de iktidar yapar.
Türkiye’de de yeni bir sayfa açılır.