Ülkece çay- kahve tüketimimiz oldukça fazla, gün içinde her boşluğu çay- kahve ile dolduruyoruz adeta.
Çalışırken, molalarda, evde dinlenirken…
Sabah kahvesi, yemek sonrası çayı, beş çayı, akşam çayı , …. derken gün içinde sayı gittikçe artıyor.
Hele ki devlet kurumlarında “Çay kahve içer misiniz? diye sorulmadan peşi sıra masaya çay bırakılan kurumlar var duyuyoruz ve herkes bu duruma alıştığı için “Yok ya ben az önce içtim aslında şu an istemiyorum” demiyor; şartlanmış refleksle kaldığı yerden içmeye devam ediyorlar

Her şeyin kontrolsüz tüketimi elbetteki faydalı olmaktan çıkıyor ama bahsetmek istediğim bağımlılık kısmı…
Ramazanda sigara kullananların oruç tuttuğunda içemediklerinde baş ağrısı yaşamaları, sigarasızlığa dayanamamaları gibi…
Çay – kahve için de aynı şeyi görebiliyoruz çünkü farkında olmadan kafein alımımızı oldukça yükseltiyoruz.

Tıp Fakültesindeki staj yıllarımda bir hasta gelmişti hiç unutmuyorum.
VMA (Vanil Mandalik Asit) Diyeti için polikliniğe gelen bir hastaydı.
(VMA Diyetini duymamış olabilirsiniz.3-4 gün boyunca çay, kahve, kakao, çikolata, domates, muz, portakal… vs gibi besinlerin diyetten çıkarılarak ve son gün 24 saatte idrar toplanarak uygulanan bir diyet modeli.)
Hasta ise çay bağımlısı olduğunu söylemişti ama sizin bizim gibi içmeler değil günde 30-40 bardak hatta 50 bardağa kadar içebildiğini çay içmezse el- ayak titremeleri, baygınlık yaşadığını ve hatta sinir krizi geçirdiğini söylemişti.Olayın ne denli ciddi olabileceğini poliklinikteki kimse fark edememişti aslında. Olur mu ? Olmaz mı ? İçebilir mi ?İçemez mi ?derken..
Bir nevi kısa pazarlıktan sonra ara öğünde çay gidemeyeceğini ama ayran ya da çorba ile destekleyebilecekleri söylenince hasta kabul etmişti.
Hasta kabul edince yatışı yapıldı, hasta diyete başladı. Ertesi gün oldu,…ara öğünde gidecek “Ayran” hastanın beklediğinden 10 dakika gecikmiş ve hastane ayağa kalktı, baş hekimlikten hastane müdürüne kadar hasta dayanamıyor diye haber geldi…Sonrasında tabii ki Ayran ve Çorba zamanında gitti hasta da hastanedekiler de mutluydu ama o gün o 1 bardak ayran bana çok şey öğretmişti:

Özellikle bağımlılıkların ciddiye alınması, kişinin özelinde değerlendirilmesi ve eksikliğinde ne yaşadığının neler yapabildiğinin sorgulanması çok önemliydi.

“Alt tarafı çay” denebilir belki ama bağımlılıklar söz konusu olduğunda çay, kahve , nikotin, cips, kola, … veya yasaklı diğer maddelerin fark etmediği durumlar olabiliyor…
Ramazan’da bağımlılık değil de alışkanlıklar söz konusu olduğunda ise konu bu kadar ciddi değil tabii ama özellikle tüketimin azaldığı ilk günlerde istek, arama, hafif baş ağrısı olabiliyor çünkü özellikle kafein beyindeki adenozin reseptörlerini uyararak ATP sentezine destek oluyor böylece enerji metabolizmasında da olumlu rol oynuyor. Kafein azaldığında ise bu enerji metabolizmasındaki uyaran azaldığından enerji kaybı, halsizlik gibi durumlar yaşanabiliyor.

Yine de çay, kahve, yeşil çay ,… gibi besinlerin diüretik olduğunu yani vücuttan su attığını unutmayalım ve özellikle iftardan sonra çay- kahve içerken dikkatli olalım çünkü unutmayalım ki Ramazan’da önceliğimiz gün boyu azalan su tüketimini yerine koymak olmalı. Çay- kahve ile farkında olmadan vücudunuzda olan suyu da atmanıza neden olabilirsiniz. Bu nedenle sahurda en az 1 litre, iftardan sahura kadar da en az 2 litre su içmeye özen göstermeliyiz. Eğer özellikle iftardan sahura kadar yeterli su tüketmediğinizi düşünüyorsanız o günlerde çay- kahve tüketiminizi de azaltmalısınız.

Haftaya Ramazan’da bir diğer konu olan kabızlık ve doğru probiyotik seçimi hakkında konuşmak istiyorum.

Sağlıklı günler, Hayırlı Ramazanlar diliyorum .