Günümüzde modernizm yerel ile küresel olanı farklı yollarla birbirine bağlayabilmekte, dünyanın herhangi bir noktasında yaşanan bir değişim, çok uzak bölgelerde bulunan en geleneksel toplumları dahi etkileyebilmektedir. Böylelikle hem bizim hem de milyonlarca insanın yaşamı değişime uğramakta ve bu değişim hızlı ve sürekli şekilde gerçekleşmektedir. Tekrarlanan bu değişime ayak uydurmak da sürekli bir tüketimi beraberinde getirmekte, modernizmin sunmuş olduğu tüketimse ne yazık ki insanın aslî ihtiyaçlarını esas almamaktadır.
İslam düşüncesindeki tüketim ahlakı ise modernizmin dayattığı anlayışla taban tabana zıttır. “O, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır...” (Bakara 2/29) ayetinde belirtildiği üzere yeryüzündeki pek çok nimet insanların hizmetine sunulmuştur. Allah’ın kullarına sunduğu her türlü maddi ve manevi ihsanı nimet kapsamında değerlendirmek mümkündür. Bununla birlikte müminlerin bu nimetlere karşı nasıl bir tavır sergilemesi gerektiği ve harcamalarının ne şekilde yapılacağı Kur’an-ı Kerim’de açıklanmıştır. İslam, “Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helal olanlarından yiyin...” (Tâhâ 20/81) ayetince, tüketilecek veya kullanılacak ürünlerin insan onuruna yakışır şekilde temiz ve helal olmalarını öncelemektedir. Hırsızlık, dolandırıcılık, faiz, kumar gibi meşru olmayan yollardan elde edilen kazanç ise elbette yasaklanmıştır (Bakara 2/188).
Tüketim esnasında müminden beklenen davranış asıl ihtiyaçlarını gözetmesi, gösteriş, kibir ya da heves uğruna yapılan harcamalardan uzak durmasıdır. Birlikte yaşadığımız dünyada kaynaklarımız ve ihtiyaçlarımız sınırlı, isteklerimiz ise sınırsızdır. İnsandaki istek ve arzuların büyüklüğünü Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle ifade etmiştir: “Ademoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, iki vadi olmasını ister…” (Buhârî, Rikâk, 10). Bir şeye sahip olma imkanımızın olması, onu kendi isteklerimiz doğrultusunda sorumsuzca tüketme hakkına da sahip olduğumuz anlamına gelmez. Komşusunun yanı başında aç olduğunu bildiği halde tok olarak geceleyen kimsenin imanının kamil olmadığını (Hâkim, el-Müstedrek, 4/184) dile getiren Peygamberimiz (s.a.v.), milyonlarca insan açlıkla savaşırken yeryüzündeki kaynakları yalnızca kendimize aitmiş gibi kullanamayacağımızı bizlere hatırlatmaktadır.
Tüketim esnasında müminin dikkat etmesi gereken bir diğer husus da itidalli olması, cimrilik ve savurganlık arasında orta yolu tercih etmesidir. Furkan suresinde Rahman’ın has kullarının özellikleri haber verilirken, “Onlar harcama yaptıkları zaman ne saçıp savururlar ne de cimrilik ederler...” buyrulmaktadır (Furkan 25/67). Akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkının verilmesini ifade eden ayetler kişinin, kendisinin ve ailesinin yanında harcamaların kimlere yapılacağını açıklarken, daha sonra kendisini hayıflanacak duruma düşürmemesi için de bu harcamalarda itidalli davranmasını emreder (İsrâ 17/27-29).
Müminin kaçınması gereken israf ise Allah’ın sevmediği bir davranıştır. Kur’an’da “...Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez” (A’râf 7/31) buyrulmaktadır. Sözlükte haddi aşma manasında olan israf, mal veya imkanları meşru olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade etmektedir. Gıda maddelerinin çöpe atılması israf olduğu gibi gereksiz yere elektrik ve suyun tüketilmesi, ihtiyaç fazlası kıyafetler, merasimlerde ölçünün kaçırılması, gösteriş uğruna yapılan lüks harcamalar da birer israftır. Nitekim Hz. Peygamber Sa’d b. Ebu Vakkas’ı abdest alırken suyu fazla kullandığını görüp “Bu ne israftır, Ey Sa’d” dediğinde, Sa’d “Abdestte de israf olur mu?” diye sormuş, Hz. Peygamber de “Evet, akmakta olan bir nehirde abdest alsan bile” buyurmuştur (İbn Mâce, Tahâret, 48).
Bu sebeple insan kendisine verilen fakat gelecek nesillerin dahi üzerinde hakkının bulunduğu nimetleri tüketirken meşruiyet sınırları içerisinde kullanma sorumluluğunu hatırlamalı ve bir gün bu nimetlerden hesaba çekileceği (Tekâsür 102/8) bilincinde olmalıdır...
Dr. Esra OĞUL ÇELİK
Vaiz
MEAL OKUYORUM
Allah ki, kendisinden başka ilah yoktur elbette kıyamet günü hepinizi huzuruna toplayacaktır, bunda hiçbir kuşku yoktur. Sözce Allah’tan daha doğru kim vardır! (Nisâ, 4/87)
HER GÜNE BİR HADİS
“Bir kişinin kalbinde aynı anda iman ile küfür, doğruluk ile yalancılık, hıyanet ile emanet bir arada bulunmaz.”
(İbn Hanbel, II, 349)
GÜNÜN DUASI
“Allah'ım! Haktan ayrılmaktan, ikiyüzlülükten ve kötü ahlaktan sana sığınırım.” (Ebu Davud, vitr 32)
BİR SORU-BİR CEVAP
BİR SORU-BİR CEVAP
Burun damlası orucu bozar mı?
Tedavi amacıyla buruna damlatılan ilacın bir damlası, yaklaşık 0,06 cm3 ’tür. Bunun bir kısmı da burun çeperleri tarafından emilmekte, çok az bir kısmı mideye ulaşmaktadır. Bu da, mazmazadan (ağzı su ile çalkalamadan) sonra ağızda kalan rutubette olduğu gibi orucu bozacak düzeyde görülmemiştir. Kaldı ki bu işlem yeme içme yani gıdalanma anlamı da taşımamaktadır. Dolayısıyla burun damlası orucu bozmaz (DİYK 22. 09. 2005 tarihli karar) (Fetvalar,DİB Yay.syf.281)