Eskişehir Sanayi Odası’nın açıkladığı Vizyon 2030, aslında yalnızca sanayicinin önüne konulmuş bir hedef değil. Bu, Eskişehir’in önümüzdeki on yıl içinde nasıl bir kent olmak istediğine ilişkin önemli bir tartışmanın başlangıcıdır. Çünkü artık mesele yalnızca üretmek değil; bilgiyi, teknolojiyi ve insan kaynağını üretimin merkezine koyabilmektir.

Eskişehir’in sanayi hikâyesi yeni başlamıyor.

Bir asrı aşan bir üretim kültüründen söz ediyoruz. Bugün kentte 1.800’ün üzerinde üretici firma faaliyet gösteriyor. Sanayi cirosu yaklaşık 10 milyar dolar, ihracat 4,8 milyar dolar. Sanayinin kent ekonomisindeki payı 1990’da yüzde 28 iken bugün yüzde 44’e ulaşmış.

Türkiye imalat sanayisinin yüzde 2’si Eskişehir’de gerçekleştiriliyor ve sanayi 100 bini aşkın kişiye istihdam sağlıyor.

Bunlar küçümsenecek rakamlar değil.

Üstelik Eskişehir’in ihracatının yüzde 30’u orta-yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerden oluşuyor. Kilogram başına ihracat değeri 1,95 dolar ile Türkiye ortalamasının yüzde 25 üzerinde. Kişi başına ihracat ise 4.900 dolar ve Türkiye ortalamasından yüzde 40 daha yüksek.

Eskişehir’in bir başka önemli avantajı da burada ortaya çıkıyor.

Kent yalnızca üretmiyor; yüksek teknoloji üretebilme kapasitesine de sahip.

Havacılıktan raylı sistemlere, motor teknolojilerinden savunma sanayisine kadar uzanan bir üretim altyapısı var. 24 Ar-Ge ve Tasarım Merkezi, Türkiye’nin en büyük ikinci OSB’lerinden biri, İSO 500’de 19, TİM 1000’de 13 firma…

Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nde 150’ye yakın işletme ve 1.000’in üzerinde araştırmacı çalışıyor.

Dolayısıyla bugün Eskişehir’in önündeki mesele “sanayi kenti olabilecek miyiz?” sorusu değil.

O eşik çoktan geçildi.

Asıl soru şu:

Eskişehir, sanayi kentinden teknoloji kentine dönüşebilecek mi?

ESO Başkanı Celalettin Kesikbaş’ın Vizyon 2030 lansmanında ortaya koyduğu hedefin önemi burada.

“Eskişehir’i teknoloji üreten, kentin tamamını tek kampüs olarak gören bir teknokente dönüştürmek istiyoruz” diyor.

Bence toplantının en önemli cümlesi bu.

Çünkü “tek kampüs” fikri yalnızca sanayi bölgelerini büyütmek anlamına gelmiyor.

Üniversiteyi, sanayiyi, teknokenti, belediyeleri, araştırma merkezlerini, girişimcileri ve nitelikli insan gücünü aynı ekosistemin parçaları haline getirmeyi ifade ediyor.

Dünyanın geleceği de zaten burada şekilleniyor.

Artık şehirler yalnızca fabrika kurarak rekabet etmiyor.

Bilgi üreten şehirler, teknoloji geliştiren şehirler, yetenekli insanları kendisine çeken şehirler kazanıyor.

Bu nedenle Kesikbaş’ın “veri merkezlerinin, data centerların merkezi Eskişehir olsun” sözünü yalnızca bir yatırım talebi olarak görmek eksik olur.

Bu sözün arkasında çok daha büyük bir hedef var:

Eskişehir’in Türkiye’nin yeni teknoloji ekonomisinde kendisine stratejik bir alan açması.

Aynı şekilde gençlerin yurtdışına gitmek yerine Eskişehir’e gelmesi hedefi de yalnızca bir istihdam meselesi değildir.

Bir kentin geleceği, gençlerini tutabildiği ölçüde vardır.

Bir mühendis mezun olduktan sonra başka şehre veya başka ülkeye gidiyorsa, kent yalnızca bir insan kaybetmez; bilgi, girişimcilik ve gelecek kapasitesi de kaybeder.

İşte bu nedenle Vizyon 2030 kapsamında açıklanan 12 amiral proje önem taşıyor.

İleri Teknoloji ve İnovasyon Vadisi, Eskişehir Şehir Fonu, Yüksek Teknoloji Serbest Bölgesi, Teknoloji Yaşam Bölgesi, Akıllı Fabrika Uygulama Merkezi, Ortak Karbon Yönetim Merkezi, Havacılık ve Raylı Sistemler Mühendislik ve Test Merkezleri, Endüstriyel Veri Merkezi, Küresel Marka ve Uluslararasılaşma Ofisleri, Akıllı Lojistik Koordinasyon Merkezi, Havacılık Uygulama ve Yönetim Merkezi ile Toplumsal ve Endüstriyel Dönüşüm Ofisleri…

Bunlar kâğıt üzerinde güzel başlıklar.

Ama şimdi asıl mesele başlıyor.

Bu projelerin hangisi ne zaman yapılacak? Kaynağı nereden bulunacak? Kim üstlenecek? Kamu hangi noktada devreye girecek? Üniversiteler bu yapının neresinde olacak?

Çünkü vizyon açıklamak kolaydır.

Vizyonu kurumsal bir yapıya dönüştürmek zordur.

Daha da önemlisi, bu projelerin birbirinden bağımsız yatırımlar haline gelmemesi gerekir. Eskişehir’in ihtiyacı 12 ayrı proje değil; birbirini tamamlayan tek bir kalkınma ekosistemidir.

Burada URAYSİM özel bir yere sahip.

Eskişehir’in raylı sistemler alanındaki üretim gücü, test, doğrulama ve sertifikasyon kapasitesiyle birleştiğinde kent uluslararası bir mühendislik merkezine dönüşebilir.

Aynı durum havacılık, motor teknolojileri, ileri malzeme, yapay zekâ ve yeşil teknolojiler için de geçerli.

Fakat bütün bunların gerçekleşebilmesi için Eskişehir’in ortak akla ihtiyacı var.

Sanayicinin tek başına yapabileceği bir iş değil bu.

Belediyelerin, üniversitelerin, kamu kurumlarının, meslek odalarının, girişimcilerin ve elbette merkezi yönetimin aynı hedefte buluşması gerekiyor.

Çünkü Vizyon 2030 aslında sadece ESO’ nun vizyonu olmaktan çıkarılmalı.

Eskişehir’in ortak vizyonu haline gelmeli.

Eskişehir bugüne kadar üretim gücüyle Türkiye’nin sanayi haritasında kendisine önemli bir yer açtı.

Şimdi önünde çok daha büyük bir fırsat var.

Üreten kentten teknoloji üreten kente…

Sanayi kentinden inovasyon merkezine…

Gençlerini dışarı gönderen değil, gençlerin gelmek istediği bir şehre…

Ve nihayetinde yalnızca Türkiye’nin değil, dünyanın teknoloji haritasında adı olan bir Eskişehir’e…

2030’a giden yolun gerçek sınavı işte burada başlayacak.

Çünkü Eskişehir’in geleceği daha fazla fabrika kurmakla değil; fabrikaların arkasındaki aklı, teknolojiyi ve insanı büyütmekle kurulacak.

Ne diyebiliriz. İnşallah önceki vizyonlar gibi dilek ve temenniler raflarında kalmaz.

Zira benzer konu başlıklarını 1995 yıllarda da konuşuyorduk!