Son yıllarda ülkenin en hızlı büyüyen sektörünün ne olduğunu sorarsanız, sanayi demem, teknoloji demem, ihracat da demem.
Benim cevabım hazır:
Vasatlık.
Üstelik öyle sıradan bir büyüme de değil. Adeta stratejik sektör ilan edilmiş durumda.
Ekonomist Mahfi Eğilmez'in hatırlattığı Gresham Yasası'nı bilirsiniz. Kötü para iyi parayı piyasadan kovar.
Görünen o ki artık mesele sadece para değil.
Kötü yönetici iyi yöneticiyi, kötü fikir iyi fikri, slogan bilgiyi, sadakat liyakati, gürültü de aklı piyasadan kovuyor.
Üstelik bunu yaparken kimsenin zor kullanmasına da gerek kalmıyor.
Çünkü sistem artık kendi vasatını kendi üretiyor.
Önce bilgiyi değersizleştiriyoruz.
Sonra uzman bulamamaktan şikâyet ediyoruz.
Önce liyakati küçümsüyoruz.
Sonra devlet kurumlarının neden verimsiz olduğunu tartışıyoruz.
Önce sorgulayanları susturuyoruz.
Sonra neden kimsenin çözüm üretemediğini merak ediyoruz.
Gerçekten hayret verici bir başarı hikâyesi.
Bir toplum düşünün...
Kitap okumayanlar eğitim politikası anlatıyor.
Bilim insanlarını dinlemeyenler kalkınma planı hazırlıyor.
Şehir planlamasını bilmeyenler kentleri yönetiyor.
Ekonomi bilmeyenler ekonomiyi yorumluyor.
Sonra da ortaya çıkan sonuçlara şaşırıyoruz.
Asıl soru ise şu:
Niteliksiz seçmen, nitelikli yönetim üretebilir mi?
Bu soru bazılarını rahatsız ediyor.
Çünkü demokrasiyi sadece seçim günü sandığa gitmek sanıyoruz.
Oysa demokrasi bir kalite meselesidir.
Bir toplum neyi ödüllendiriyorsa sonunda onu yönetici olarak karşısında bulur.
Bilgiyi ödüllendiriyorsa bilgili insanlar yükselir.
Çalışmayı ödüllendiriyorsa çalışanlar yükselir.
Liyakati ödüllendiriyorsa liyakat kazanır.
Ama sadakati ödüllendiriyorsa...
İşte o zaman işler değişir.
Partilere bakın.
Üyelikten başlayın.
Mahalle temsilciliğine bakın.
İlçe yönetimine bakın.
İl başkanlığına bakın.
Genel merkeze bakın.
Soru basit:
Yükselenler bilgi ve başarıları sayesinde mi yükseliyor?
Yoksa doğru kişilere doğru zamanda alkış tuttukları için mi?
Eğer ikinci seçenek doğruysa ortaya çıkan tabloya neden şaşırıyoruz?
Bir ülkede parti içi demokrasi zayıfsa ülke demokrasisinin güçlü olmasını beklemek ne kadar gerçekçidir?
Bir ülkede eleştiri risk, biat kariyer fırsatıysa orada liyakat nasıl yaşayacaktır?
Daha da ilginci şu:
Vasatlık artık kendini savunmuyor.
Kendini erdem gibi pazarlıyor.
Uzmanlığa "elitizm" diyor.
Bilgiye "ukalalık" diyor.
Başarıya "şans" diyor.
Eleştiriye "ihanet" diyor.
Böylece ortalama olmak yetmiyor.
Ortalamanın altında olmak da makbul hale geliyor.
Çünkü nitelik sorgular.
Vasatlık ise itaat eder.
Nitelik soru sorar.
Vasatlık slogan tekrarlar.
Nitelik çözüm arar.
Vasatlık suçlu arar.
Sonra dönüp şu soruyu soruyoruz:
"Neden yetişmiş insanlar ülkeyi terk ediyor?"
Belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Asıl soru şu olmalı:
Kaliteli insanın değersizleştirildiği bir yerde neden kalsın?
Mahfi Eğilmez'in dediği gibi iyi para ortadan kaybolmuyor.
Sadece dolaşımdan çekiliyor.
Bugün yaşadığımız mesele de tam olarak budur.
Nitelikli insanlar yok olmuyor.
Görünmez hale geliyor.
Çünkü vasatlık artık bir sonuç değil.
Bir yönetim modeli.
Ve en acı tarafı şu:
Hiçbir toplum, uzun süre kendi yetiştirdiği vasatlığın üzerinde bir kaliteyle yönetilemez.
Çünkü sonunda herkes, ödüllendirdiği niteliğin seviyesinde yönetilir.