Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Celalettin Kesikbaş, ES TV’de katıldığı “Soruyoruz” programında kentin sanayi geleceğine ilişkin önemli mesajlar verdi. Değerlendirmeleri yalnızca Eskişehir sanayisinin değil, Türkiye ekonomisinin temel açmazlarından birini gösteriyor.

Küresel ekonomi yeni bir eşikten geçiyor. Savaşlar, enerji fiyatları, jeopolitik gerilimler ve değişen tedarik zincirleri üretim ekonomisinin kurallarını yeniden yazıyor.

Türkiye ise enflasyonla mücadele ederken başka bir sorunla karşı karşıya: Sanayici üretiyor ama ürettiğinden yeterince kazanamıyor.

ESKİŞEHİR NİTELİKLİ BİR SANAYİ KENTİ

Eskişehir bir sanayi kenti. Kent ekonomisinin yaklaşık yüzde 44’ünü sanayi oluşturuyor. 90 bine yakın SGK’ lı çalışan doğrudan sanayide istihdam ediliyor. Yaklaşık 5 milyar dolarlık ihracat ve buna yakın bir sanayi satış hacmi ortaya çıkıyor.

Ortada küçümsenmeyecek bir ekonomik güç var.

Ancak rakamların arkasında başka bir gerçek bulunuyor:

Üretim var, ihracat var, istihdam var; fakat kârlılık giderek eriyor.

Asıl tehlike de burada başlıyor.

Enflasyonla mücadele elbette zorunlu. Ancak yüksek finansman maliyetleri, üretim girdilerindeki artış, iç piyasadaki daralma, kur baskısı ve tahsilat sorunları sanayicinin kâr marjını eritiyor.

KÂR ERİYİNCE YATIRIM ERTELENİYOR

Yatırım ertelenince kapasite büyümüyor.

Kapasite büyümeyince teknoloji yenilenemiyor, verimlilik artmıyor, istihdam ve rekabet gücü bundan etkileniyor.

ESO’ nun yaptığı ankette sanayicilerin yüzde 87’sinin 2026 yılında yatırım yapmayı düşünmediğinin belirtilmesi, bu nedenle yalnızca bir sektör araştırması değil, ciddi bir ekonomik alarm olarak görülmeli.

Çünkü bugün tasarruf edildiği düşünülen şey, yarının üretim kaybına dönüşebilir.

Eskişehir’de sanayicilerin önemli bölümü son 20-25 yılda elde ettiği sermayeyi yeniden fabrikasına yatırdı. Makine aldı, tesisini büyüttü, kapasitesini artırdı. Şimdi ise aynı sermaye birikimini korumakta zorlanıyor.

Oysa küresel ekonomi artık yalnızca “daha çok üret” demiyor.

Daha teknolojik, daha verimli, daha yeşil ve daha dijital üret diyor.

Türkiye’nin önündeki mesele de tam olarak burada.

ESKİŞEHİR 2030’A NASIL HAZIRLANACAK?

Eskişehir’in önemli bir avantajı var. Geleneksel sanayi ile yüksek teknoloji arasında köprü kurabilecek bir üretim altyapısına sahip.

Raylı sistemler, havacılık, savunma sanayisi ve yüksek katma değerli üretim bunun temelini oluşturuyor.

Ancak artık bir üst aşamaya geçmek gerekiyor.

Kesikbaş’ın “Vizyon 2030” yaklaşımının özü de burada yatıyor:

Eskişehir yalnızca üretim yapan değil, teknoloji üreten bir kent olmalı.

Bunun yolu ise üniversite, sanayi, kamu, belediyeler ve girişimcilik ekosisteminin ortak bir hedefte buluşmasından geçiyor.

Çünkü yeni ekonomi artık tek tek fabrikaların değil, ekosistemlerin başarısı üzerinden ilerliyor.

URAYSİM de bu açıdan yalnızca raylı sistem araçlarının test edileceği bir proje olarak görülmemeli. Eskişehir’in raylı sistemler alanındaki birikimini teknolojiye dönüştürebilecek bir mükemmeliyet merkezi olarak değerlendirilmelidir.

ESKİŞEHİR’E ÖZEL EKONOMİK BÖLGE

Bu dönüşümün önemli araçlarından biri de Eskişehir’de bir serbest bölge kurulması önerisi.

ESO’ nun çalışmasına göre yaklaşık 70 firma, Eskişehir’de serbest bölge kurulması halinde yatırım yapabileceğini ifade ediyor.

Bu yalnızca bir arsa meselesi değil.

KÜRESEL REKABET MESELESİ.

Dünyada üretim sınırları çoktan aştı. Şirketler farklı ülkelerde üretim yapıyor, küresel tedarik zincirlerine yerleşiyor ve farklı coğrafyaların avantajlarını aynı ekonomik sistem içinde kullanıyor.

Eskişehir’de kurulacak özel ekonomik ya da serbest bölge; kentin ihracat kapasitesini artırabilecek, yerli ve yabancı yatırımı çekebilecek ve küresel tedarik zincirlerine entegrasyonu hızlandırabilecek bir araç olabilir.

Ama bunun için yalnızca “serbest bölge kuralım” demek yetmez.

Fizibilitesi yapılmalı, lojistik avantajları hesaplanmalı, yatırım modeli oluşturulmalı ve merkezi yönetimle birlikte uzun vadeli bir plan hazırlanmalı.

Serbest bölge bu nedenle Eskişehir’in 2030 vizyonunun önemli parçalarından biri olarak ele alınmalı.

ASIL MESELE GÜNÜ KURTARMAK DEĞİL

Eskişehir’in önünde iki yol bulunuyor.

Birincisi günü kurtaran projelerle yetinmek.

İkincisi, önümüzdeki 10-20 yılı planlamak.

İkinci yol daha zor.

Ama geleceğin ekonomisi bunu zorunlu kılıyor.

Çin üretimde ölçek ekonomisini yakalarken Avrupa yeşil ve dijital dönüşümü hızlandırıyor. Küresel sermaye yeni üretim merkezleri arıyor.

Türkiye bu dönüşümün dışında kalamaz.

Eskişehir de kalmamalı.

Bunun için sanayicinin yeniden yatırım yapabileceği bir finansman iklimi, üretimi destekleyen bir ekonomi politikası ve yüksek teknolojiyi merkeze alan bir kent vizyonu gerekiyor.

Sanayiciye yalnızca “enflasyonla mücadele et” denilmesi yetmez.

ÜRETİMİ BOĞARAK ENFLASYONU YENEMEZSİNİZ.

Üretenin nefes almasını sağlayacaksınız ki daha fazla üretsin, daha fazla istihdam yaratsın, daha fazla ihracat yapsın ve daha yüksek katma değer yaratsın.

Çünkü üretmeyen ekonomi küçülür; üreten ama kâr edemeyen ekonomi ise bir süre sonra yatırım yapamaz.

Türkiye’nin asıl sınavı tam da burada.

ESKİŞEHİR’İN GELECEĞİ ÜRETİMDEN GEÇİYOR

Bir kentin geleceğini yalnızca kaldırımları, parkları, meydanları ve turizm projeleri belirlemez.

Asıl mesele üretmektir.

Fabrika bacası tütmeyen, teknoloji üretmeyen, ihracat yapmayan bir kent; ne kadar güzel görünürse görünsün, ekonomik geleceğini başkalarının kararlarına teslim eder.

Eskişehir’in sanayi geçmişi güçlü. Un fabrikalarından, toprak sanayisinden ve tuğla-kiremit fabrikalarından bugün dünya pazarlarına ihracat yapan seramik sektörüne, havacılıktan savunma sanayisine ve yüksek teknoloji ürünlerine uzanan bir dönüşüm yaşandı.

Fakat geçmişle övünmek yetmez.

GELECEĞİ ÜRETMEK GEREKİR.

Bu nedenle Eskişehir’in önündeki hedef yalnızca daha fazla fabrika kurmak değil; daha akıllı fabrikalar, daha yüksek teknoloji, daha fazla AR-GE, daha yüksek katma değer ve daha güçlü küresel bağlantılar yaratmak olmalı.

Bunun için nitelikli insan gücünü kentte tutmak, genç mühendisleri ve girişimcileri Eskişehir’e çekmek, konut maliyetlerinden ulaşıma, eğitimden sosyal yaşama kadar kenti üretim ekonomisiyle birlikte planlamak gerekiyor.

Çünkü sanayileşme yalnızca fabrika kurmak değildir.

Bir ekosistem kurmaktır.

Eskişehir’in geleceği için asıl soru artık şudur:

Üreten bir kent mi olacağız, yoksa geçmişteki üretim gücünü seyreden bir kent mi?

2030’a giderken hedef açık olmalı:

Daha çok üretmek değil yalnızca; daha yüksek katma değer üretmek, teknoloji üretmek, daha fazla ihracat yapmak ve üretilen değeri kentte tutmak.

Çünkü üretim gücünü kaybeden bir kent yalnızca fabrikalarını kaybetmez.

Geleceğini kaybeder.