Merhaba Değerli Okurlar;

Evlilik denildiğinde çoğu zaman aklımıza sevgi, paylaşım ve birlikte kurulan bir hayat geliyor. Ancak evlilik, aynı zamanda eşlere karşılıklı birtakım hak ve yükümlülükler yükleyen hukuki bir birlikteliktir. Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesinde eşlerin birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda olduğu düzenlenmiştir.

Peki evlilik içerisinde yaşanan her tartışma boşanma bakımından kusur sayılır mı? Eşlerden birinin diğerine uyguladığı psikolojik baskı hangi noktada hukuki bir anlam kazanır? Özellikle son günlerde gündeme gelen çocuk sahibi olma konusunda eşe yapılan baskı, boşanma davasında kusur ve tazminat bakımından nasıl değerlendiriliyor yargıtay kararları ve mevzuat çerçevesinde bir bakalım ?

EVLİLİKTE KUSUR NEDİR?

Türk Medeni Kanunu'nun 166. maddesine göre evlilik birliği, ortak hayatın sürdürülmesi eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmışsa boşanma davası açılabilir.

Boşanma davalarında kusur değerlendirmesi yapılırken eşlerin evlilik birliği içerisindeki davranışları birlikte değerlendirilir. Hakaret, tehdit, fiziksel şiddet, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranış, ekonomik şiddet, eşe karşı aşağılayıcı davranışlar veya evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi somut olayın özelliklerine göre kusur olarak değerlendirilebilir.

Örneğin; Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2025/7361, K.2026/1811, 17.02.2026 tarihli kararında, erkeğin kadına ve çocuğa ilgisiz davranması, aile terapisine ilişkin isteğini olumsuz karşılaması ve çocuğa karşı ilgisizliği gibi davranışları kusur kapsamında değerlendirilmiş; ancak bu davranışların somut olayda kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığı sonucuna varılarak manevi tazminat yönünden bozma yapılmıştır.

Bu karar bize önemli bir ayrımı da göstermektedir: Bir davranışın kusur olarak kabul edilmesi ile kişilik haklarına saldırı oluşturması aynı hukuki değerlendirme değildir.

KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI NEDİR?

Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesine göre boşanmaya sebep olan olaylar nedeniyle kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer eşten manevi tazminat isteyebilir.

Burada yalnızca boşanmaya neden olan bir kusurlu davranışın bulunması yeterli değildir. Davranışın aynı zamanda diğer eşin kişilik değerlerine yönelik bir saldırı niteliğinde olması gerekir.

Bu nedenle boşanma davalarında kusur, kişilik haklarına saldırı ve manevi tazminat birbirleriyle bağlantılı olmakla birlikte birbirinden farklı kavramlardır.

EVLİLİKTE PSİKOLOJİK BASKI

Psikolojik baskı, Türk Medeni Kanunu'nda başlı başına ayrı bir boşanma sebebi olarak düzenlenmiş değildir. Ancak somut olayda eşin diğer eş üzerinde sürekli baskı kurması, aşağılaması, tehdit etmesi, iradesini yok sayması veya evlilik birliğini çekilmez hâle getiren davranışlarda bulunması, TMK m.166 kapsamında değerlendirilebilir.

Ayrıca olayın niteliğine göre 6284 sayılı Kanun kapsamında psikolojik şiddet değerlendirmesi de gündeme gelebilir. Burada önemli olan, yalnızca “psikolojik baskı yapıldı” şeklindeki genel bir iddia değil, hangi davranışların gerçekleştiğinin ve bunların evlilik birliği üzerindeki etkisinin ortaya konulmasıdır.

ÇOCUK SAHİBİ OLMA KONUSUNDA BASKI

Evlilik içerisinde çocuk sahibi olma konusunda eşlerin farklı düşüncelere sahip olması tek başına kusur olarak kabul edilemez. Ancak eşlerden birinin diğerinin iradesini yok sayacak şekilde baskı kurması, çocuk sahibi olma konusunu evlilik içerisinde bir baskı aracına dönüştürmesi somut olayın özelliklerine göre hukuki sonuç doğurabilir.

Nitekim daha önce verilen bir Hukuk Genel Kurulu kararında da çocuk sahibi olma yönündeki tedavi sürecinde eşini yalnız bırakma ve gerekli desteği göstermeme, somut olayın özellikleri içerisinde manevi tazminat bakımından değerlendirilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/2-762, K.2025/713, 12.11.2025 tarihli kararında, eşin çocuk sahibi olma amacıyla yürütülen tedavi girişimlerinde isteksiz davranması ve eşini bu süreçte yalnız bırakması, somut olay bakımından manevi tazminat değerlendirmesine konu edilmiştir.

GÜNDEMDEKİ YARGITAY KARARI

Gelelim son günlerde yeniden gündeme gelen karara…

Dosyaya yansıyan olayda kadın eş, evliliğin başlangıcında eşinin isteği üzerine işini bırakıp başka bir şehre taşınmış; evlilik sürecinde çocuk sahibi olma konusunda psikolojik baskıya maruz kaldığını ve eşinin güven sarsıcı davranışlarda bulunduğunu ileri sürmüştür.

Bakırköy 9. Aile Mahkemesi erkeği tam kusurlu kabul ederek kadın lehine nafaka ve tazminata hükmetmiş, dosyanın istinaf incelemesinde ise kusur ve tazminat yönünden farklı değerlendirme yapılmıştır.

Uyuşmazlık daha sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.

Hukuk Genel Kurulu, dosyada belirlenen davranışları birlikte değerlendirerek erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduğuna ve boşanmaya sebep olan olayların kadın eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğuna karar vermiştir. Kurul, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını oy birliğiyle bozmuştur.

Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta, kararın yalnızca “çocuk istemek” nedeniyle verilmiş bir karar olmadığıdır. Dosyada yer alan diğer olaylar ve tarafların davranışları da birlikte değerlendirilmiştir.

Dolayısıyla hukuken ortaya çıkan sonuç, çocuk sahibi olmak istemenin kusur olduğu değil; eşin çocuk sahibi olması konusunda baskı kurulmasının, somut olayın diğer koşullarıyla birlikte ağır kusur ve kişilik haklarına saldırı oluşturabileceğidir.

Evlilik içerisinde tarafların birbirlerine karşı davranışlarının hukuki sınırları bakımından bu karar, günümüzde aile hukukunun yalnızca maddi yükümlülüklerden ibaret olmadığını bir kez daha göstermektedir.

HUKUKLU GÜNLER

HAFTAYA GÖRÜŞMEK ÜZERE