Odunpazarı Belediyesi’nin bu yıl 9.sunu düzenlediği Uluslararası Odunpazarı Seramik Pişirim Teknikleri Çalıştayı ve aynı günlerde beraber yapılan 11. Odunpazarı Uluslararası Cam Festivali’nin Onur konuğu Eskişehir’de büyük emekleri ve kazandırdıkları olmuş Anadolu Üniversitesi Rektörlerinden Güzel Sanatlar Fakültes’nin kurucusu Prof. Dr. Engin Ataç’tı. Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt ve Çalıştayın danışmanı Prof. Dr. Ayşegül Türedi Özer çok iyi seçim yapmışlar. Engin Ataç’ı dinlemeliydik. Çünkü onun anlatacakları hep yüreğimizi büyüten, yeni Eskişehir’in yaratımıdır.
Engin Ataç’ı hep ayaküstü ya da Dekanlığı, Rektörlüğü yıllarında üniversitedeki etkinliklerin açılışlarında dinlemiştim. Anılarını yazdığı kitabının imza etkinliğindeki söyleşisinde de dinleyememiştim. Ataç’ı dinlemek Eskişehir’in sanat tarihi açısından çok önemlidir. Çünkü, Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde sanatla ilgili fakültelerin açılmasına kadar, sanatçısı en çok göç eden şehirlerin başında geliyordu. Eskişehir’de ise Devlet Güzel Sanatlar Galerisinden başka sanatla ilgili salon falan da yoktu. Turneye gelen tiyatrolar sinema salonlarında oyunlarını sahneliyorlardı. Ülkemizde sanat eğitimi sadece İstanbul’da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde, Ankara’da Devlet Konsertuvarı’nda idi.
Eskişehir’de 1958 yılında kurumuş İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi vardı ve 1982 yılında Anadolu Üniversitesi’ne dönüştürürdü. Bununla beraber daha sonra Güzel Sanatlar Fakültesi olacak Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksek Okulu kuruldu.(1985) Biz sanat çevresi olarak Engin Ataç’ın adını ilk kez Uygulamalı Güzel Sanatlar Yüksek Okulu Müdürü olduğunda duyduk. Üniversitenin kendi bünyesinden bir Eskişehir çocuğu gelmişti. Çok iyi bir kadro yaptı ve çok kısa zamanda öğrencilerin sergileri açılmaya başladı. İstanbul’da açılan ilk sergilerinde “Bozkırın ortasında açan çiçek” benzetmeleri yer aldı sanat basınında. Sonra 1992 yılında fakülteye döndüğü günlerde Sakarya Gazetesinin Köprübaşı ekinde kendisi ile yapılan röportajda; başarının öğrencilerle hep arkadaş gibi beraber olduklarını anlatıştı. Gerçekten bozkırın ortasında çiçek açtırmak için o yıllar için hiç de kolay değildi. Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Savaş Özaydemir, bir toplantıda “İşletmelerimize iyi yetişmiş yöneticiler getiremiyoruz.Eskişehir’de sosyal, kültürel hiçbir şey yok” diyordu.
Engin Ataç, Yılmaz Büyükerşen, Zühtü Altan, Vehbi Cem Aşkun el ele vermişler efsaneler yaratıyorlardı. 1991 yılında Rektörlük Engin Ataç’a geçtiğinde Animasyon’a, Cam sanatına kadar sanatın her dalında sanat eğitimi yapılan bir üniversiteye dönüşümünün yanında , tiyatrosu olmayan Eskişehir’de üniversite’nin tiyatrosu “Tiyatro Anadolu”, Uluslararası Eskişehir Festivalinde adını duyuran, devamlı konserleri olan “Anadolu Senfoni Orkestrası”, Dünya sinemasını Eskişehir’e taşıyan “Uluslararası Eskişehir Film Festivali” çok büyük ve önemli koleksiyonu olan “Çağdaş Sanatlar Müzesi”, Odunpazarı’ndaki “Cumhuriyet Müzesi”, dünya da bile sayıları az olan “Karikatür Müzesi”, “Halk Oyunları Ekibi” ve “Çağdaş Dans Grubu” hepsi, İstanbul Ankara ile başa baş düzeyde yurt içinde ve yurt dışında sergiler, oyunlar, konserler koşturmacısı gibi etkinlikler. Çoğunun açılışlarında, etkinliklerinde Eskişehir’de sanatın 1960’lardan beri içersinde olan biri olarak hep heyecanla, yüreği büyüyerek izlemiş biri olarak, hep bu büyük efsaneyi gerçekleştirenlerinden dinlemek istemişimdim. ..
Uluslararası Odunpazarı Seramik Pişirim Teknikleri Çalıştayı ve 11. Odunpazarı Uluslararası Cam Festivali’ndeki söyleşide Prof. Dr. Engin Ataç’tan, bugün sadece ülkemizde değil adını sanatta dünyaya duyuran Eskişehir’in kıvılcımını yaratan adamdan öyküsünü dinledim. Bugün Eskişehir’de her gün perdelerini açan 8 sahneli bir Şehir Tiyatrosu varsa. Her hafta konserlerinde salonları dar gelen Senfoni Orkestrası varsa. Her yıl 10 civarında uluslararası festivaller, etkinlikler ve müzeler varsa mayası Anadolu Üniversitesidir. Bunu şehre taşıyan Çağdaş Eskişehir’i yaratanlar da Eskişehir’in kendi çocuklarıdır.