15 Temmuz...
Türk siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından biri.
251 insanın hayatını kaybettiği, binlerce insanın yaralandığı, milletin ağır bir bedel ödediği bir gece...
Bunun acısı da, hatırası da elbette unutulamaz.
Ama unutulmaması gereken sadece o gece değildir.
Asıl unutulmaması gereken, o geceye gelinceye kadar yaşananlardır.
+++++
Bir zamanlar adına "Hizmet Hareketi" deniliyordu.
Türkiye'de birçok cemaat vardı ama en güçlü, en etkili ve en organize olanı Gülen yapılanmasıydı.
Öyle bir noktaya gelinmişti ki, kamuda yükselmenin, bürokraside yer edinmenin, kısa yoldan makam sahibi olmanın sihirli anahtarlarından biri olarak görülüyordu.
İnsanlar referans arıyordu.
Referansın adresi ise çoğu zaman Pensilvanya'ya uzanan ilişkiler ağıydı.
Üst düzey bürokratlar bu yapının toplantılarına katılıyor, açılışlarında boy gösteriyor, methiyeler düzüyorlardı.
Siyasetçiler övgüler sıralıyordu.
Devletin zirvesi ile cemaat arasında mesafe değil, yakınlık vardı.
Beraber yüründü.
Beraber güç kazanıldı.
Beraber devlet kadrolarında etkili olundu.
Bunlar artık inkâr edilemeyecek kadar açık bir siyasi hafızanın parçalarıdır.
++++
Sonra ne oldu?
İşte yıllardır en az konuşulan soru budur.
Dün "hizmet" denilen yapı, nasıl oldu da bugün "paralel devlet" olarak tanımlandı?
Bu dönüşümün kırılma noktası neydi?
Devletin en kritik kurumlarına yerleşildiği söylenen bir yapılanma yıllarca nasıl fark edilmedi?
Yoksa fark edildi de görmezden mi gelindi?
+++++
Bugün biliyoruz ki;
Yargıda örgütlenmeden,
Emniyette kadrolaşmadan,
Mülki idarede güç kazanmadan,
TSK içinde yıllarca sistemli biçimde yerleşmeden,
Böylesine büyük bir yapı oluşamazdı.
Kamuoyuna yansıyan davalarda;
Sahte delil iddiaları,
Kumpas davaları,
Sınav sorularının çalınması,
Liyakat yerine örgütsel sadakatin öne çıkarılması gibi ağır suçlamalar uzun yıllar Türkiye'nin gündeminde kaldı.
Bütün bunlar yaşanırken devlet neredeydi?
Dönemin Cumhurbaşkanı...
Başbakanı...
MİT'i...
Yargısı...
Denetim mekanizmaları...
Gerçekten hiçbir şey görmedi mi?
Yoksa görülenler, siyasi ortaklık bozuluncaya kadar sorun olarak mı değerlendirilmedi?
İşte cevap bekleyen soru budur.
+++++
Bir dönem Pensilvanya'ya gitmek neredeyse bir prestij göstergesine dönüşmüştü.
Fotoğraf çektirmek ayrıcalık sayılıyordu. Fotoğraf karesinde yer alanlar bakan oluyorlardı.
Övgüler yarışıyordu.
Kimse "Bu yapı devlet içinde neden bu kadar büyüyor?" diye sormuyordu.
Sorulmadı.
Sorulmasına da izin verilmedi.
+++++
15 Temmuz, elbette bir kutlama günü değildir.
Bir milletin evlatlarını kaybettiği gün bayram olmaz.
Bayram; sevinç günüdür.
15 Temmuz ise acının, ihanetin ve ağır bir devlet krizinin yaşandığı tarihtir.
O geceyi anmak başka şeydir.
O geceye nasıl gelindiğini sorgulamak ise bambaşka bir sorumluluktur.
Çünkü tarih, sadece sonuçları değil, sebepleri de konuşmalıdır.
+++++
Asıl mesele şudur:
Bir yapı, yıllarca "devlete hizmet ediyor" denilerek büyütülür...
Devletin en kritik noktalarına kadar ulaşır...
Sonra da bir gecede "terör örgütü" olduğu anlaşılırsa...
Orada sadece örgütü değil, o örgütün büyümesine imkân veren siyasi ve idari tercihleri de sorgulamak gerekir.
Demokrasi bunu gerektirir.
Hukuk bunu gerektirir.
Vicdan bunu gerektirir.
Çünkü hesap sorulmayan hatalar, kendilerini tekrar etmeye mahkûmdur.
Ve unutmayalım...
Devletleri yıkan sadece ihanet edenler değildir.
Asıl tehlike, ihanetin büyümesine uzun süre sessiz kalanlardır.
Acaba bunlar kimlerdi?