Ahlaki kavramlarımızdan biri de tevazu’dur. Sözlükte “alçak gönüllü olmak” anlamına gelen tevazu, bir ahlak kavramı olarak; “Kişinin nefsini Allah’ın huzurunda kulluk mevkiine koyması, insanlara karşı kibirli ve gururlu olmaması” demektir. Tevazunun zıddı kibirdir. Kibir ise sözlükte “büyüklük ve büyüklenme” anlamına gelir. Ahlaki terim olarak ise; “Kendini büyük görme, büyüklenme, başkalarını küçük görme” demektir.
Kur’an-ı Kerim’de direkt olarak tevazu kelimesi geçmese de bu anlama gelen ayetler bulunmaktadır: “Rahmân’ın has kulları yeryüzünde tevazuyla yürüyen, cahiller onlara laf attığı zaman, ‘selâm’ deyip geçen kullardır” (Furkân 25/63). Lokman suresinde Hz. Lokman’ın oğluna verdiği nasihatte de tevazuya misal vardır: “Gurura kapılarak insanlara burun kıvırma, ortalıkta çalım satarak yürüme; unutma ki Allah gurura kapılıp kendini beğenen hiç kimseyi sevmez. Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini yükseltme; çünkü seslerin en çirkini eşeğin anırmasıdır” (Lokmân 31/18-19). “Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma! Ne yeri yarabilir ne de dağlarla boy ölçüşebilirsin” (İsrâ 17/37).
Hadis-i şeriflerde de tevazu net bir şekilde ifade edilmektedir: “Kim Allah için alçak gönüllü davranırsa, kuşkusuz Allah da onun derecesini yükseltir…” (İbn Hanbel, III, 76). Başka bir kutsî hadiste; “Allah bana, mütevazı olup birbirinize karşı övünmemenizi ve birbirinize karşı haddi aşan davranışlarda bulunmamanızı vahyetti” (Müslim, Cennet, 64) buyrulmuştur.
İslâm’a göre büyüklük, yücelik, ululuk ve azamet sadece Allah’a aittir. “Göklerde ve yerde ululuk O’na aittir. O sonsuz güç, sınırsız hikmet sahibidir” (Câsiye 45/37). İnsan kulluk makamındadır. Ona tevazu ve kulluk yaraşır. Nitekim şeytan Allah’a isyan ederek kibre düşmüş ve bu davranışının neticesinde huzurdan kovulmuştur.
Tevazu denilince ilk akla gelen Sevgili Peygamberimizdir. Çünkü onun yaşantısı tevazu örnekleriyle doludur. Ailesiyle, ashabıyla, diğer insanlarla, çarşıda, pazarda, hazarda, seferde, ilimde, savaşta ve barışta insanlarla muamelelerinde tevazu ve nezaket onun ayrılmaz bir vasfıdır. Peygamberimiz arkadaşlarından biri gibi yaşamış, asla imtiyazlı bir tavır ve davranışa kapılmamış, arkadaşlarından kendisine aşırı saygı ve tazim göstermek isteyenleri şu sözleriyle ikaz etmiştir. “Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övmede haddi aştıkları gibi, beni övmede siz de haddi aşmayın! Bilin ki ben Allah’ın kuluyum. Benim hakkımda, ‘Allah’ın kulu ve elçisidir’ deyin!” (Buhârî, Enbiyâ, 48).
Peygamber Efendimiz hicret esnasında Kuba mescidinin, daha sonra da Mescid-i Nebevi’nin yapımında ashabıyla birlikte taş taşımış ve onlardan bir farkı olmadığını bilfiil göstermiştir. Yine Abdullah b. Mesud (r.a.)’un haber verdiğine göre şu yaşanan hadise Hz. Peygamber’in tevazuunu ortaya koyan muhteşem örneklerin başında gelir: “Bedir Savaşı’na giderken her üç kişiye bir binit düşüyordu. Hz. Peygamber’in binek arkadaşları da Ebû Lübâbe ile Hz. Ali (r.a.) idi. Yürüme sırası Rasulullah’a gelince bu iki sahabî ‘Ya Rasulallah! Sen bin biz yürürüz’ dediler. Allah Rasulü: ‘Ne siz benden güçlüsünüz ne de ben sevaba sizden daha az muhtacım'” (İbn Hanbel, 1, 411) buyurarak kendisini ayrıcalıklı biri olarak görmemiştir.
Bir gün huzuruna bir adam getirilir. Adam Hz. Peygamber’i görünce titremeye başlar. Bu durumu fark eden Sevgili Peygamberimiz adama: “Korkma, sakin ol! Ben kral değilim. Ben Kureyş soyundan gelen ve kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum” (İbn Mâce, Et’ime, 30) buyurarak döneminin krallarından ve yöneticilerinden farklı olduğunu göstermiştir. Peygamber Efendimiz kendi evinin işini yapar, elbisesini yamar, sökülen ayakkabısını diker, keçisini sağar, bunlarda asla büyüklük göstermez, bilakis kişinin gücü yetiyorsa kendi işini kendisinin görmesini tavsiye ederdi. O (s.a.v.), tam bir tevazu içerisinde yaşardı.
Mevlânâ’nın, “Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol! Hoşgörüde deniz gibi ol!” sözü konunun hülasasıdır. Toprak ayak altındadır, ama bitirdikleri hep el üstündedir ve hayat kaynağıdır. Deniz ise hiçbir ayrım yapmadan akan bütün nehirlere ve derelere kucak açmakta, içerisinde sayısız canlılar barındırmakta, insanoğluna eşsiz nimetler sunmakta ve üzerinde dağ gibi gemileri yüzdürmektedir. Hz. Mevlânâ bize, toprak ve deniz gibi yüreğimizi, gönlümüzü bütün yaratılmışlara açmayı, onlara faydalı olmayı, tevazu ve vakar içerisinde bir hayat yaşamayı tavsiye etmektedir.
Cumamız mübarek olsun… Selam ve dua ile…
Ömer KARAKAYA
Dini İhtisas Merkezi Müdür Yardımcısı