Kişi olarak duyarlılığımız da toplum olarak duyarlılığımız da gittikçe azalıyor.

Hemen hepimiz, bunun farkındayız. Hemen hepimiz, bundan şikayetçiyiz. Hemen hepimiz bu hâlin çözümü için bir şeyler yapıyoruz. Hemen hepimiz, bu yaptığımızın yetersizliğini kabul ediyoruz.

Özellikle kültür değerlimizin unutulmasına dair duyarlılığımız, hepimizde baskın. Bu, toplumumuz ve milletimiz için çok önemli.

Kültür değerlerimize duyarsızlığın sadece geçmişi kaybetmek değil geleceği de fakirleştirmek olduğunu biliyoruz.

Kültürünü koruyamayan milletin zamanla kimliğini, ortak hafızasını ve kendine has yaşama biçimini kaybedeceğini biliyoruz.

Duyarlılık gösterilmesi gereken konuların sadece kendi hayatımızı değil milletimizin ortak geleceğini de ilgilendirdiğinin farkındayız. Bunları önem sırasına göre değil, birbirini tamamlayan başlıklar hâlinde şöyle sıralayabiliriz.

Bu konularını ana başlıklarla şöyle sıralayabilirim: Aile ve çocukların korunması, barış ve toplumsal huzur, çevre ve iklim, dijital dünya ve medya okuryazarlığı, eğitim ve ahlaki değerler, ekonomik ve toplumsal dayanışma, hayvan hakları, insan onuru ve adalet, kültürel miras ve tarih bilinci, sağlık…

Bu başlıkları artırmak da mümkün elbette.

Ne kadar artırırsak artıralım empatimizi ve sorumluluk duygumuz kaybettiğimiz sürece olumlu sonuca ulaşamayız. Doğru zamanda doğru davranışı sergileyemeyiz.

Duyarlılığımız zayıfladıkça küçük ihmallerimiz artar. Bu da zamanla bireysel ve toplumsal hayatın birçok alanında ciddi sonuçlar doğurur. Bu sonuçları hemen şöyle sıralayabiliriz: Adaletsizlik yaygınlaşır. Ahlaki yozlaşma artar. Bilgi kirliliğinin yayıldıkça yayılır. Çocuklar ve gençler için olumsuz örnekler artar. Güven duygusu zayıflar. Şiddet ve hoşgörüsüzlük artar. Toplumsal dayanışma çözülür. Toplumsal huzur bozulur. Vicdanlar körelir. Yalnızlaşma ve yabancılaşmanın önüne geçilemez. Dolayısıyla da gelecek nesillere ağır bir miras bırakılır.

Duyarlı insanların yanlışları dile getirmesi, ihmalleri görünür hâle getirmesi belli çevreyi rahatsız edebilir.

Bireyselliğin arttıkça ortak problemlere ilgi gösterenlere ilgi azalabilir.

Duyarlı insan, farkında olmadan başkalarının rahatını sorgulatabilir.

Duyarlılık, bazen aşırı hassasiyet gibi algılanabiliyor.

Duyarlı kişilerin samimi kaygılar bile önyargıyla karşılanabilir.

Empati duygusu zayıf kişiler, duyarlı insanları abartılı bulabilir

Duyarlı kişiler, ‘her şeye karışan, sürekli eleştiren, muhalefet eden’ kişiler olarak etiketlenebilir.

Duyarlılık özellikle bu yüzden sekteye uğrayabilir.

Gerçek duyarlılık rahatsız etmek için değil, iyileştirmek için vardır. Duyarlı insanın amacı kusur aramak değil problemleri fark edip çözümün bir parçası olmaktır.

Duyarlı insanlar çoğu zaman alkışlanmaz.

Duyarlı insan, alkışın değil vicdanının sesini dinler. Vicdanın sesi ise çoğu zaman rahatımızı bozar.

Toplumları ayakta tutanlar, sorumluluk sahibi insanlardır.

Özetle …Duyarlılığın kaybolduğu yerde önce vicdan susar, sonra adalet zayıflar, ardından güven sarsılır ve nihayet toplum çözülmeye başlar. Önce insanlık, ardından da medeniyet yara alır.

Her zaman daha çok duyarlılık. Her zaman daha çok duyarlılık.