Adamın birisinin hizmetini gören bir ayısı varmış… Ondan çok memnunmuş, ancak adı üzerinde ayı… Ne kadar iyi de olsa arada bir ayılığı tutar ve sahibini zor durumlara düşürürmüş…

Bir gün bir taşla iki kuş vurayım diye, bir arkadaşına ayıyı hediye etmek istemiş…

Bak arkadaş bu ayıyı sana hediye ediyorum… Bulunmaz bir hizmetçi, eşsiz bir yardımcıdır; Her işini görür… Yalnız bir kusuru vardır… Kendisine Ayı denilmesinden hiç hoşlanmaz… Sakın ona ayı deme bırakır gider…

Aradan günler geçer, ayı çalışır, hizmet eder, adam çok memnun… Fakat nede ola ayı ayılığını yapmaktadır… Adamcağızın öfkesi kabardığında ayı deyiverecek, ama ayı elden gidecek, bütün işler yine ona kalacak…

Yine böyle bir kızgınlık anında adam dayanamamış ve açmış ellerini iki yana

'Ah ulen ah… Ellerin öyle, ayakların öyle; ama diyememmm, diyememmm…'

…/…

Lütfen bağışlayın ama Güvence arşivimde ki bu hikaye dünyanın bugünkü haline tamda uyuyor gibi geldi bana…

Lütfen yaşadığımız dünyayı gözünüzün önüne getiriverin…

Gerek dost olmayan (düşman) ülkelerin birinci yüzü bize böyle bağırmıyor mu?
Bizimde onlara, bizdeki birilerine 'Diyememmm, diyememm' diye bağırmıyor muyuz?

…/…/…/…/…/…/…/…/…/…/…/…

GÜZELLİK VE ÇİRKİNLİK…

Bir gün 'Güzellik' ve 'Çirkinlik' bir deniz kıyısında karşılaştılar…
Ve dediler: 'Haydi denize girelim.'

Ve giysilerini çıkarıp sularda yüzdüler… Bir süre sonra, çirkinlik kıyıya dönüp güzelliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti…

Güzellik de denizden çıktı; kendi giysilerini bulamadı; ama çıplak olmak utandırıyordu onu... Çaresizce çirkinliğin giysilerine büründü ve yoluna devam etti güzellik...

İşte o gün bugündür insanlar onları birbirine karıştırır Güzellik ile çirkinliği…

Velakin, içlerinden güzelliğin yüzünü önceden görmüş kimileri vardır ki, giysilerine bakmadan tanırlar onu… Ve yine çirkinliğin yüzünü bilen kimileri vardır ki, giysi onu gözlerinden gizleyemez...

…/…

Halil Cibran okur musunuz bilemem… Okursanız tavsiye ederim 'Gezgin'i…

Sevdiğim hikayelerden biri olan 'Giysiler'i yazıvereyim dedim…
Harika bir ders, harika bir hikaye, anlayana…

Diğer yandan, bu kitap şöyle dursun, 'Güzellik ve çirkinlik, kişinin, bir şeyin kendisinde mi mevcut, yoksa Allah cc'ın bildirmesiyle mi güzel veya çirkin oluyor? Sorusuna cevap arayabilirsiniz…

Çok sordum bunu kendime…
Benzeri de çok soru aldım…

Bir gün bir yerde güzellik ve çirkinliğe dair nutuk atarken ben J dinleyenlerden bir çocuk 'Peki Hüseyin abi, bir şeyin ya da bir insanın güzelliğini belirleyen ne? Güzel, Çirkin olduğuna kim karar veriyor?' diye soruvermişti…

Türk töresinden mi? Elhamdülillah inancımız dinimiz İslam'dan mı? Yoksa Helenistik dönemden mi dem vuracaksınız, Rönesans'ın bakış açısından mı, Orta Çağ bakış açısından mı diye film şeridi gibi gelip geçiverdi cevaplar… Karıştı harfler birbirine ve en sonunda;

'Eee, eee, eee, elbette mutlak değildir' bazen görecelidir, diyerek yukarıda yazdığım hikaye ile kurtulmaya çalışmıştım…

Kendimin bile yıllardır aradığı soruya nasıl net cevap verebilirdim ki!

Lakin tutunduğum dal Türk-İslam toplumlarının bana gösterdiği yol…
Çünkü bizim geçmişimizde güzellik esas, çirkinlik istisnaymış, hakikaten böyleymiş bu…

Maalesef yenidünya sanırım bu denklemi çevirdi tersine…

Ezcümle; 'Cenab-ı Hak güzeldir, güzeli sever.'

Rabbim cc güzel bakıp görenlerden eylesin…
Rabbim cc güzel şeyleri hakkımızda hayırlı kılsın ve dahi nasip etsin…
Ves'selam…

…/…/…/…/…/…/…/…/…/…/…/…

MALIÇ

(M) alıç'ın havası soğuk ve sert derler,
Ama kaval ile ısındığımızı bilmezler.
(A) sabi ve kavgacısınız derler,
Lakin bizi buna mecbur bıraktıklarını görmezler.
(L) akabınız Koçabıçaklı'ymış derler,
Ama bunun şerefli bir unvan olduğunu bilmezler.
( I ) ssız ve dağınık olduğumuzu söylerler,
Lakin memleket sevdalısı olduğumuzu görmezler.
(Ç) evik, mert ve delikanlı, birazda deli dolu,
Ama adam gibi adam olduğumuzu da itiraf ederler.

Hemşehrimiz Kamil Tuncay Bey'e teşekkür ediyoruz…