Asım’ın nesli vardı. Hak yoluna, doğru yola çıkmıştı. Pusulasında adalet, hedefinde kalkınma; yolsuzluklarla, yasaklarla mücadele ve hakkaniyetli bir düzen kurma hayali vardı. Yetimin hakkını korumak, mazlumun yanında durmak, emekçinin alın terine sahip çıkmak istiyordu. Onlar için mesele yalnızca iktidara ulaşmak değil, DAVA’ ya hangi değerlerle varılacağıydı.
Ne var ki yolculuk ilerledikçe geminin yolcuları değişti. Birinci sınıfta milyon dolarlık saatler, milyarlık yalılar, yatlar ve rezidanslar yükselirken; ambarda, üçüncü mevkide yoksullar, emekliler ve geçim derdindeki insanlar yol alıyordu. Kimisi de lordların sofrasında hizmete durmuştu. Bir zamanlar dava diye anlatılan hikâye, yerini makamın, servetin ve ayrıcalığın konforuna bıraktı. Bazılarının rotası DAVA’ dan Monaco’ya çevrildi.
Bu yeni muhafazakâr zenginleşmenin simgesi, dar paça pantolonla dar gömlekten ibaret değildi. Asıl mesele, kârın ve fonlamanın kitabını yazan bir anlayışın ortaya çıkmasıydı. Sülün Osman bile bunların yanında çırak kalırdı. Bir zamanlar hakça düzen kurmak için yola çıkanlar, şimdi geminin en lüks kamaralarında kendilerine yer açmıştı.
Oysa o gemiye yalnızca servet sahipleri binmemişti. Davaya inananlar, alın teriyle yaşayanlar, değişim umudunu taşıyanlar da yolcuydu. Onlara yıllarca aynı hikâye anlatıldı: Bu gemi herkesi daha adil bir limana götürecekti. Fakat birileri güverteyi parselleyip kamaraları paylaşırken diğerlerine sabır ve sadakat öğütlendi. Dava, toplumsal adaletin adı olmaktan çıkıp ayrıcalıkları meşrulaştıran bir etikete dönüştü.
Sonra TİTANİK buzdağına çarptı!
Dışarıdan görkemli, içeriden çelişkilerle dolu geminin üst güvertesinde ihtişam, alt güvertesinde başka bir hayat vardı. Kaptanlar kendilerinden emindi; gözcüler, denetçiler, kurullar ve yönetmelikler görev başındaydı. Ama buzdağı da oradaydı.
Türkiye’nin fon piyasasında ortaya çıkan iddialar, bu TİTANİK hikâyesini hatırlatıyor. Mesele yalnızca yatırımın zarar etmesi değil; yüz binlerce insanın birikiminin akıbeti, milyarlarca dolarlık büyüklükler ve denetim mekanizmalarının ne yaptığıdır. Fon piyasası güven üzerine kurulur. Güven sarsıldığında yalnızca yatırımcı değil, kurallara uyan ve geleceği için tasarruf eden yurttaş da kaybeder.
Yaşananları birkaç kişinin hatasına indirgemek, Titanik’in batışını yalnızca buzdağına bağlamak kadar kolaycılıktır. Geminin rotasını kim çizdi? Tehlike işaretlerini kim gördü, kim görmezden geldi? Görüldüyse neden gereği yapılmadı; görülmediyse denetim mekanizmaları ne işe yarıyordu?
Sermaye Piyasası Kurulu başta olmak üzere ilgili kurumlar açık, somut ve denetlenebilir cevaplar vermek zorundadır. Denetimin değeri, felaketten sonra tutulan tutanakta değil, felaketi önleme kapasitesindedir.
Buzdağına çarptıktan sonra kaptan aramak denizcilik değildir.
Üstelik söz konusu olan yalnızca para değil; çocukların eğitimi, emeklilik günleri, ev hayalleri ve yılların emeğidir. Şimdi birkaç kişinin sorumluluğuyla mı yetinilecek, yoksa şirketlerden fon yöneticilerine, aracı kurumlardan denetim makamlarına kadar bütün halkalar incelenecek mi? Varsa siyasi bağlantılar, nüfuz ilişkileri ve çıkar çatışmaları bağımsız biçimde araştırılacak mı? Bunlar peşin hüküm değil, hukuk devletinin sorularıdır.
Tam burada Fonzadeler sahneye çıkıyor.
Fonzi, fonzade, fonzede…
Bu, herhangi bir kişi hakkında verilmiş hüküm değil; servetin, nüfuzun ve ayrıcalığın sorgulanmadığı düzenin hicivli tarifidir. Gemi yol alırken kaptan köşkünde görünenler, su almaya başlayınca can yeleğini başkasına uzatıyorsa ortada yalnızca finansal değil, ahlaki bir enkaz vardır.
Kamu otoritesinin görevi batışı seyretmek değil; riski önceden görmek, kuralları herkese eşit uygulamak ve zarar görenlerin haklarını korumaktır.
Devlet, güçlülerin can yeleği; yurttaşın ise seyir defteri olamaz.
Asım’ın nesli adalet için yola çıkmıştı. Bugün o mirası sahiplendiğini söyleyenlere sorulacak soru değişmedi: Yetimin hakkını korumak kürsüde söylenen bir söz müdür, yoksa gerektiğinde güçlülerin karşısına dikilebilen bir ilke mi?
DAVA’ya ulaşmak için yola çıkanların FONLAR’ da, para piyasalarında, yartlarda, konaklarda mola vermesi mümkündür. Ama orada kalıcı bir düzen kurup geride kalanlara fedakârlık dersi vermeleri başka bir şeydir.
Bir davanın gerçek sınavı iktidara ulaşmak değil, iktidara geldikten sonra hangi değerleri koruduğudur.
Gemi su alır, kaptan çıkar kürsüye,
“Biz görmedik” der, bakar gökyüzüne.
Yolcu ambarda hesabı sorarken, Fonzade can yeleği diker kendine!
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.