Kongre kürsüsünde demokrasi nutukları atmak kolaydır. Asıl mesele, örgütün kapılarını üyeye açmak, katılımı büyütmek ve sandıkta karşılık bulacak bir siyaset üretmektir.
Eskişehir Milletvekili İbrahim Arslan, YENİ Parti il kongresinde yönetim ve denetim kurullarının blok listeyle belirlenmesini eleştirerek “Kral çıplak!” dedi.
İl başkanının üyelerin oylarıyla seçilmesini, adayların doğrudan üyeler tarafından belirlenmesini devrim niteliğinde bir yönetim anlayışı olarak değerlendirdi.
İtirazında tartışılacak bir yan yok mu? Elbette var. Ancak siyasette söylenen söz kadar, o sözün ne zaman söylendiği ve sahibinin geçmişinde nasıl bir karşılığı bulunduğu da önemlidir.
Kralın çıplaklığını bugün görenler, dün onun elbisesini kimlerin diktiğini unuttu mu?
MAKARAYI GERİ SARALIM!
İbrahim Arslan, yıllarca üyelerin milletvekillerini ve parti yöneticilerini seçmesi gerektiğini savunan siyasetçiler arasındaydı. Peki, kendi siyasi yükselişinde bu ilke ne kadar belirleyiciydi?
Önce Odunpazarı Belediye Meclis üyeliği, ardından Büyükşehir Belediye Meclisi ve önemli komisyon görevleri… Bu yükselişte dönemin Büyükşehir Belediye Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in desteği önemli rol oynadı.
Arslan’ın hedefi ise Ankara’ydı.
2023 milletvekili seçimleri öncesinde adaylık için belediye meclisi üyeliğinden ayrıldı. ES TV’de canlı yayın yaptığımız o gün, istifasını meclis toplantısında açıklamıştı. Aday adaylığı sürecinde Hasan Polatkan Kültür Merkezi’ndeki toplantılarda neden milletvekili olmak istediğini anlattı.
Ancak yıllarca ön seçim ve üye iradesi isteyenlerin sesi, aday belirleme aşamasında aynı güçle duyulmadı.
Eskişehir’de ilk iki sıra büyük ölçüde belliydi. Üçüncü sıra ise kritik önemdeydi. Arslan’ın bu sırayı elde etmek için Büyükerşen’in desteğini aradığı, siyasi kulislerin gündemindeydi. Sonuçta Büyükerşen’in CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na referans vermesiyle Arslan üçüncü sıradan aday gösterildi ve milletvekili seçildi.
Üyelerin milletvekillerini seçmesini savunan Arslan, kendi adaylığında üyelerin doğrudan oy kullandığı bir ön seçimle belirlenmedi.
Demek ki mesele yalnızca kimin seçtiği değil, seçilmek için kimin kapısını çaldığıydı!
Bugün YENİ Parti’de demokrasi adına konuşan Arslan’ın geçmişteki bu süreci açıklaması, eleştirisinin inandırıcılığı bakımından önemlidir. Elbette geçmişte bir yöntemle aday gösterilmek, bugün o yöntemi eleştirmeye engel değildir. Fakat aynı ölçüyü kendinize de uygulamanız gerekir.
PEKİ, NEDEN ŞİMDİ?
Odunpazarı ilçe kongresinde de ilçe başkanı üyelerin oylarıyla belirlenirken yönetim ve denetim kurullarının oluşturulmasında üyelerin iradesi tartışma konusu olmuştu. Arslan’ın o süreçte aynı açıklıkla itiraz edip etmediği sorulmayı hak ediyor.
Demokrasinin kusurları dün de varsa, onları bugün görünür kılan şey ilke mi, değişen siyasi hesaplar mı?
Odunpazarı kongresinde Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce, Cevahir Çalıkuşu’nu desteklediğini açıklamış; Arslan da tercihini ortaya koymuştu.
Bu açıklamalar, il başkanı Talat Yalaz’ın destek tercihi etrafındaki tartışmaları da görünür kılmıştı.
Çalıkuşu, ES TV’de Tarkan Demir ve Ayşegül Hümmet’in sunduğu “Günaydın Eskişehir” programında, Ünlüce’nin desteği olmasa da kazanabileceğini ifade etmişti.
Seçim sonrasında yaşanmamış ihtimaller üzerinden zafer tartışması yürütmek kolaydır. Asıl mesele, parti içindeki güç ilişkilerini ve desteklerin sonuç üzerindeki etkisini dürüstçe değerlendirebilmektir.
Arslan’ın il kongresindeki çıkışının bu ayrışmayla bağlantılı olduğunu kesin biçimde söyleyemeyiz. Ancak siyasette zamanlama da en az sözcükler kadar anlam taşır.
Bizde kimi siyasetçiler pusulayı kuzeye göre değil, kendi konumlarına göre ayarlıyor. İlkeler değişmiyor; çıkarın bulunduğu yer değişiyor!
YENİ BİR SİYASİ BARONLUĞA MI ÖZENİYOR?
Blok liste eleştirilebilir. Üyelerin karar süreçlerine daha fazla katılması savunulabilir. Ancak demokrasi, yalnızca kongre günü hatırlanan bir sözcük değildir. Örgütün kapılarını açmak, katılımı büyütmek ve üyeyi kararların gerçek sahibi yapmak gerekir.
Mikrofon karşısında demokrasi savunuculuğu yapmak kolaydır. Zor olan, aynı ilkeleri kendi siyasi yükselişinizde de uygulamaktır.
Demokrasi, başkasının tahtını eleştirmekten ibaret değildir; kimsenin örgütün üzerinde taht kuramamasını sağlamaktır.
İbrahim Arslan’ın geçmişiyle bugünkü söylemi arasındaki çelişkiyi sorgulamak bu nedenle önemlidir.
Mesele yalnızca bir siyasetçinin tutarlılığı değil, üyelerin iradesini daraltan ve kararları belirli isimlerin nüfuzuna bırakan siyaset anlayışıdır.
Öyleyse son soruyu soralım:
İbrahim Arslan gerçekten üyelerin iradesini büyütmek mi istiyor, yoksa siyasetin merkezinde kendi ağırlığını artırarak yeni bir siyasi baronluğa mı özeniyor?
Bunun yanıtını kürsüdeki sözler değil, bundan sonra atacağı adımlar gösterecek.
Kralın çıplak olduğunu söylemek cesaret isteyebilir. Asıl cesaret, aynanın karşısına geçip kendi çıplaklığını da görebilmektir.
Hadi bunu bir dörtlükle bağlayayım.
Üye seçsin der durur, sıra kendine gelince,
Kapı aşındırır durur, makam gözüne girince,
Kral çıplak diye bağırır, meydan demokrasi görünce,
Taht boş kalsa oturur, kralı yere serince!
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR.