Belki de hayatın en büyük sırrı burada saklıdır: İnsan kendi yolculuğuna çıkar, fakat zamanla başkalarının hikâyesinin de bir parçası olur. Başlangıçta yalnızca bir meslek, bir ideal, bir hedef gibi görünen şey, yıllar sonra bir kentin kaderini değiştiren büyük bir yolculuğa dönüşebilir.
Konstantin Kavafis’in İtaka şiiri, tam da bu gerçeği fısıldar. Önemli olan yalnızca varılacak yere ulaşmak değil, yol boyunca öğrenmek, üretmek, insanlara dokunmak ve geride anlamlı izler bırakmaktır.
Peki, Yılmaz Büyükerşen Anadolu’nun bozkırından yola çıkarken, bir gün Eskişehir’in değişen kaderiyle anılacağını biliyor muydu? Bilim insanı olarak biriktirdiği deneyimin, üniversiteden bir kentin sokaklarına, eğitimden sanata, oradan binlerce insanın yaşamına uzanacağını öngörebilir miydi?
Belki bilmiyordu. Belki de önünde yalnızca yapılacak işler, aşılacak engeller ve gerçekleştirilmesi gereken idealler vardı.
Ama hayat bazen insana, başlangıçta göremediği bir hikâyenin içinden geçerken kendi İtaka’ sını oluşturur..
Belki önünde yalnızca öğrenmek, üretmek, bilime katkıda bulunmak ve yapabileceğinin en iyisini yapmak vardı. Belki de birbirinden bağımsız görünen adımlarının yıllar sonra büyük bir yaşam hikâyesinin parçalarına dönüşeceğini bilmiyordu.
İnsan bazen bir yolculuğa çıkar ama hangi hikâyenin kahramanı olacağını henüz bilmez.
Büyükerşen’in Anadolu Üniversitesi’ndeki akademik birikimi, yenilikçi eğitim anlayışı ve Açık öğretim Sistemi’nin gelişimine yaptığı katkılar, bu yolculuğun önemli duraklarıydı. Bilimi ve eğitimi daha geniş kitlelere ulaştırma çabası, yalnızca üniversitenin gelişimine değil, insanların yaşamlarında açılan yeni kapılara da karşılık geliyordu.
Ardından yolculuk yeni bir boyut kazandı: Eskişehir.
1999’da başlayan ve 2024’e kadar uzanan 25 yıllık büyükşehir belediye başkanlığı döneminde, bilim insanının birikimi ve deneyimi kent yönetimine taşındı.
Fakat bu yolculuk yalnızca Büyükerşen’in iradesiyle ilerlemedi. Eskişehirlilerin ona duyduğu güven, seçimlerde gösterdiği destek ve değişime ilişkin beklentileri de hikâyenin önemli bir parçası oldu.
Çünkü bir insanın vizyonu, toplumda karşılık bulduğunda ortak bir geleceğin imkânına dönüşür.
Bir zamanlar hava kirliliğiyle anılan, kent merkezinin egzoz dumanlarına gömüldüğü Eskişehir’i düşünün. Sonra Porsuk’un kıyılarında yürüyen, gondollarla gezen, parklarında soluklanan, müzelerinde sanatla buluşan bir kenti gözünüzün önüne getirin.
Porsuk’ta gondolla ilerlerken kendinizi bir Orta Avrupa kentinde hissetmeniz, yalnızca güzel bir görüntüden ibaret değildir. Bu, bir kentin kendisine ilişkin algısının değişmesidir.
Müzeler, tiyatrolar, sanat merkezleri, kültür mekânları, parklar ve ulaşım yatırımları Eskişehir’in yeni kimliğinin parçaları oldu. Kent, yalnızca ziyaret edilen değil, içinde yaşanmak istenen bir şehir olarak öne çıktı. Yaşana bilirliği ve güvenliğiyle uluslararası ölçekte dikkat çeken Eskişehir, kendine özgü bir kent markası oluşturdu.
Elbette hiçbir kent kusursuz değildir. Eskişehir’in de sorunları, eksikleri ve tartışılması gereken tercihleri vardır. Ancak bütün bunlar, geçirdiği dönüşümün ve bu dönüşümün arkasındaki uzun soluklu kent vizyonunun önemini ortadan kaldırmaz.
Asıl mesele, yapılan eserlerin sayısından daha derinde yatıyor.
Bir müze, yalnızca eserlerin sergilendiği bir bina değildir. İlk kez sanatla karşılaşan bir çocuğun zihninde açılan penceredir. Bir tiyatro, yalnızca bir sahne değil, gençlerin dünyayı anlama biçimlerini zenginleştiren bir alandır. Bir üniversite, yalnızca bugünün öğrencilerini yetiştirmez; henüz doğmamış fikirlerin ve gelecek kuşakların da yolunu hazırlar.
Büyükerşen’in yolculuğunun insani değeri, belki de kendisinin bile önceden hesaplayamayacağı bu dokunuşlarda saklıdır.
Bir insan, yaptığı işin yıllar sonra kaç gencin hayatına yön vereceğini, kaç çocuğun hayal dünyasını değiştireceğini, kaç insanın yaşadığı kentle gurur duymasına katkıda bulunacağını bilemez.
İnsan kendi yolculuğuna çıkar; fakat yürüdüğü yol, başkalarının da yolunu açabilir.
Burada Eskişehirlilerin payını da unutmamak gerekir. Bir kaptan denizi okuyabilir, deneyimiyle yönünü belirleyebilir. Ancak yolculuğun anlamı, gemidekilerin de aynı geleceğe doğru ilerlemesinde yatar.
Büyükerşen’in bilimsel birikimi, deneyimi ve kent vizyonu yol gösterici olduysa, Eskişehirlilerin desteği de bu yolculuğa toplumsal güç kazandırdı
Ortaya çıkan kent, yalnızca yönetim kararlarının değil, yıllar içinde oluşan ortak bir hafızanın da ürünü hâline geldi.
Demokraside güven, koşulsuz bir bağlılık değildir. İnsanların geleceğe ilişkin tercihlerinin ifadesidir. Bu güven, başarıları paylaşmayı olduğu kadar eksikleri görmeyi ve daha iyisini istemeyi de gerektirir. Birlikte yürümek, her konuda aynı düşünmek değil, ortak geleceğe karşı sorumluluk taşımaktır.
Prof. Dr. Nedime Köşgeroğlu’nun kaleme aldığı Bir Kent Diktim Üstüme kitabı, Büyükerşen’in yaşamını ve Eskişehir’le kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmek için bir fırsat sunuyor.
Bu kitap itaka yolculuğun bir parçası..
Ancak bir insanın yolculuğunu anlatan kitaplar bile onun bıraktığı bütün izleri tek başına açıklamaya yetmez. Çünkü bazı hikâyeler sayfalarda anlatılırken sokaklarda, meydanlarda, kurumlarda ve insanların belleğinde yaşamaya devam eder.
Öyleyse yeniden soralım: Büyükerşen’in İtaka yolculuğu kaderi miydi?
Belki kader, önceden belirlenmiş bir varış noktasından çok, insanın tercihleri, emeği ve deneyimleriyle biçimlenen yaşamının sonradan kazandığı anlamdır.
İnsan yolun başında yalnızca bir sonraki adımını görebilir. Fakat yıllar sonra geriye baktığında, birbirinden bağımsız sandığı durakların nasıl bir bütüne dönüştüğünü fark eder.
Belki Büyükerşen de yola çıkarken bir kentin hafızasında böylesine yer edineceğini bilmiyordu. Ancak bugün akademiden eğitime, bilimden sanata, oradan Eskişehir’in dönüşümüne uzanan çizgiye baktığımızda, kişisel bir yaşam yolculuğunun nasıl toplumsal bir hikâyeye dönüştüğünü görebiliyoruz.
Kavafis’ in İtaka’sı, böylece yalnızca bir varış noktası olmaktan çıkıyor. Üniversitede, müzelerde, tiyatrolarda, Porsuk kıyılarında ve Eskişehirlilerin ortak hafızasında karşılık bulan uzun bir yolculuğun simgesine dönüşüyor.
Belki de insan kendi İtaka’ sını yola çıkarken bilmez. Onu, yürüdüğü yolun sonunda geride bıraktığı eserlerde, dokunduğu hayatlarda ve kendisinden sonra devam eden hikâyelerde keşfeder.
Çünkü gerçek başarı, yalnızca kendi yolunu tamamlamak değil; kendisinden sonra gelenlerin de yürüyebileceği yollar açmaktır.
Büyükerşen’in en büyük “itaka” sı, bilgeliğin meşalesi ile devam ediyor…
YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR