Hiç düşündünüz mü, neden ekim ayının adı ekim?

Çünkü ekmek, yalnızca toprağa tohum bırakmak değil, geleceğe umut ekmektir.

Kökü sağlam olan tohum filiz verir, dallanır, meyveye durur. Bazı tohumlar bir mevsimliktir, bazıları nesiller boyu yaşar.

Biz, bir asırdan fazla zaman önce bu topraklara yalnızca bir devlet değil, bir gelecek ektik.

Adını Cumhuriyet koyduk.

Bağımsızlığın tohumunu kanımızla, özgürlüğün filizini cesaretimizle, aydınlanmanın köklerini akıl ve bilimle besledik. Çocuklarımız korkmadan yaşasın, gençlerimiz hayallerini özgürce kursun, hiçbir güç millet iradesinin üzerine çıkamasın diye omuz omuza mücadele ettik.

Ancak bir devleti kurmakla o devletin vaat ettiği toplumu yaratmak aynı şey değildir. Cumhuriyet’in önündeki asıl sınav da burada başladı: Siyasal bağımsızlığı kazandık; peki, düşünsel bağımsızlığı sağlayabildik mi?

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’i yalnızca bir yönetim biçimi olarak tasarlamadı. Egemenliğin kaynağını değiştirmekle birlikte insanın düşünce dünyasını dönüştürmeyi hedefledi. Yurttaşlık bilinci, hukuk önünde eşitlik, kadın hakları, eğitim ve laiklik, bu tarihsel dönüşümün birbirini tamamlayan parçalarıydı.

Kurtuluş Savaşı’nı kazandık, işgali sona erdirdik, fabrikalar kurduk, tarımı geliştirdik, eğitim kurumları açtık. Fakat bir meseleyi hâlâ bütünüyle çözemedik: Cehaleti denize dökemedik!

Çünkü cehalet yalnızca okuma yazma bilmemek değildir. İnsan diploma sahibi olduğu hâlde düşünsel bakımdan bağımlı kalabilir. Aydınlanma, insanın yalnızca neye inandığını değil, neden inandığını da sorgulamasıyla başlar. Cumhuriyet’in hedeflediği özgür yurttaş, işte bu sorgulama yeteneğiyle yetişir.

LAİKLİK: AYDINLANMANIN TEMELİ

Bu nedenle laikliği yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılmasına ya da kıyafet tartışmalarına indirgemek, Cumhuriyet’in düşünsel devrimini daraltmaktır. Laiklik, inanç özgürlüğünün güvencesi olduğu kadar aklın, bilimin ve eğitimin dogmaların vesayetinden kurtulmasıdır.

Özgürlük, yalnızca istediği kıyafeti giymek değil, gerektiğinde kendi düşüncesini de sorgulayabilmektir. Başı açık olmak zihinsel özgürlüğün kanıtı olmadığı gibi başörtüsü takmak da düşünsel bağımlılığın göstergesi değildir. Mesele görünüş değil, düşüncenin özgürlüğüdür.

Üstelik bu sorgulamayı yalnızca muhafazakâr kesimlerden beklemek kolaycılıktır. Atatürkçü olduğunu söyleyip onun düşünce yöntemini kullanmak yerine hazır kalıplarını tekrarlayanlar da aydınlanmanın gerisinde kalabilir. Atatürk’ü anlamak, adını anmak değil, düşünmeye cesaret etmektir. Nutuk’u okumak kadar tarihsel koşulları ve değişimin dinamiklerini kavramak da önemlidir.

Çünkü Cumhuriyet’i yaşatmak, geçmişi kutsamak değil, onun kazanımlarını ve eksikliklerini birlikte değerlendirmektir. Diyalektik bakış, değişimi anlamayı; aydınlanma ise düşünceyi özgürleştirmeyi gerektirir. Ancak özgür düşünen yurttaş, Cumhuriyet’in siyasal kazanımlarını toplumsal bir değere dönüştürebilir.

CUMHURİYETİN AHLAK SINAVI: LİYAKAT VE ADALET

Ne var ki düşünsel özgürlük tek başına yeterli değildir. Özgür yurttaşın yaşayacağı devlet düzeninin de hukuk, liyakat ve hesap verebilirlik ilkelerine dayanması gerekir. Cumhuriyet, tebaa anlayışının yerine hak sahibi yurttaşı koymayı hedefledi. Devlet kapısında kulluk değil, hukuk geçerli olmalıydı.

Ancak kanunların değişmesi, zihniyetin kendiliğinden dönüşmesini sağlamıyor. Siyaset meydanlarında adalet, ahlak ve erdem üzerine nutuklar atılırken uygulamada makamın, paranın ve iktidara yakınlığın belirleyici olması ciddi bir çelişkidir.

Yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele vaatleriyle iktidara gelenlerin yönetiminde sadakat liyakatin, itaat istişarenin, kişisel çıkar kamusal yararın önüne geçiyorsa siyasi iddialar kendi uygulamalarıyla aşınıyor demektir. Dün eleştirilen düzenin bugün yeniden üretilmesi, siyasetin en ağır ironilerindendir.

İnsanlar bilgileriyle değil referanslarıyla, becerileriyle değil siyasi yakınlıklarıyla yükseliyorsa liyakat yara almıştır. Milyarlarca liralık kamu kaynaklarının denetimi tartışılıyorsa sorumluluk birkaç kişiye indirgenemez. Kurumsal işleyiş, denetim mekanizmaları ve siyasi sorumluluk birlikte incelenmelidir. Çünkü kamu kaynaklarını korumak, Cumhuriyet’in yurttaşa karşı sorumluluğudur.

BUGÜN KİM KİMSESİZLERİN KİMSESİ?

İşte Cumhuriyet’in düşünsel idealiyle devletin işleyişi arasındaki bağ burada belirginleşir. Özgürlük, hukuk ve liyakat yalnızca anayasal metinlerde kalan ilkeler değil, yurttaşın günlük hayatında karşılığını bulması gereken değerlerdir.

Devlet, güçlülerin imtiyazlarını mı koruyacak, yoksa hakkını arayacak gücü bulunmayanların hukukunu mu güvence altına alacak?

Adalet makama ve bağlantılara göre değişiyorsa, kamu görevi kişisel kazanç aracına dönüşüyorsa Cumhuriyet’in biçimi ayakta kalsa bile ruhu yara alıyor demektir.

Saltanatın kaldırılması zihinsel kulluğun bütün izlerini silmediği gibi kanun önünde eşitlik de toplumsal eşitliği kendiliğinden sağlamadı. Eski zihniyet yeni kurumların içine yerleşebildi. Demek ki Cumhuriyet’in kuruluşuyla başlayan dönüşüm, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zafer değil, bugün de sürdürülmesi gereken bir mücadeledir.

Cumhuriyet’i yalnızca geçmişin başarılarıyla savunmak yetmez. Onun vaatleriyle bugünün gerçekliği arasındaki mesafeyi de görmek gerekir. Yurttaşın aklı özgürleştiğinde, hukuk kişilere göre değişmediğinde, liyakat değer kazandığında ve kamu gücü toplumun yararına kullanıldığında Cumhuriyet gerçek anlamına ulaşacaktır.

Aksi hâlde geriye resmigeçitler, hamasi nutuklar, protokoller ve resepsiyonlarda anlatılan faziletler kalır. Cumhuriyet’in farkına varmadan bayramını kutlamak, toprağa tohum atmadan hasat beklemeye benzer.

Biz bu topraklara umut, özgürlük ve bağımsızlık ektik. Şimdi görevimiz, bu mirası gelecek kuşaklara taşımaktır. Çünkü Cumhuriyet’i kurmak tarihin eseridir; onu yaşatmak aklın, ahlakın ve özgür yurttaşın sorumluluğudur.

Sana olan sevgimizi ektik bu toprağa. Ondandır fikirlerin, azmin ve ruhun yeşermeye devam ediyor. Yeter ki köklerine sahip çıkalım, bu emaneti özgürlükle, adaletle ve akılla büyütelim.

29 Ekim, yalnızca bir bayram tarihi değil, millet iradesinin geleceğe bırakılmış sözüdür. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun!

YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR