Kurşunlu Külliyesi'nde beklenen tahliye gerçekleşti. 500 yıllık tarihî mirasın kapıları bu kez bir kültür etkinliği için değil, tahliye işlemleri için açıldı.

Odunpazarı Belediye Başkanı Kazım Kurt'un tahliye için gelen yetkiliye söylediği söz, yaşananların belki de en çarpıcı özeti oldu:

“Alın, hayrını görün!”

Bu sözün içinde bir tepki kadar, cevabı henüz verilmemiş önemli sorular da vardı.

Önce şu 48 saatlik hikâyeye bakalım.

Odunpazarı Kaymakamlığı, 30 Ekim'de belediyeye gönderdiği yazıda mahkeme sürecinin beklenmesini istedi. Aradan yalnızca iki gün geçti. 2 Kasım'da bu kez 3 Kasım saat 11.00'de külliyenin Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne teslim edilmesi istendi.

30 Ekim'den 2 Kasım'a ne değişti?

Mahkemenin devam eden davayla ilgili yeni bir kararı mı çıktı? Hukuki durum mu değişti? Yoksa idari irade mi değişti?

Bir devlet kurumu iki gün arayla birbirine zıt iki yaklaşım sergiliyorsa bunun gerekçesini açıklamak zorundadır. Hukuk, kamu kurumlarının yazışmaları arasında kaybolacak bir kavram değildir. Hele söz konusu olan 500 yıllık tarihî miras ve devam eden bir yargı süreciyse!

Üstelik Odunpazarı Belediyesi, Vakıflar Kanunu'na eklenen Geçici 15. Madde kapsamında beş yıllık uzatma hakkından yararlanmak için başvurduğunu, ancak bu başvurunun değerlendirilmediğini savunuyor. Konu yargıya taşınmışken tahliyenin bu kadar aceleye getirilmesi ister istemez soru işaretleri yaratıyor.

Tahliye sırasında yaşanan gerginlik de bununla sınırlı kalmadı. Başkan Kazım Kurt, külliyede bulunan 400 sayfalık sanat eseri envanterine dikkat çekerek yapılanların hesabını soracaklarını söyledi. Hiçbir şeyi imzalamayacağını açıkladı.

YENİ Parti Belediye Meclisi Grup Başkanvekili Emre Genç, işlemlerin sağlıklı biçimde tutanak altına alınmasını istedi. YENİ Partili meclis üyeleri de külliyenin önünde basın açıklaması yaparak tahliyeye karşı çıktı. Uzlaşma çağrısında bulundu.

Bütün bunlar bize şunu gösteriyor: Kurşunlu meselesi artık sıradan bir belediye-Vakıflar anlaşmazlığı olmaktan çıkmış, Eskişehir'in ortak meselesine dönüşmüştür.

FAKAT ASIL SORU ŞİMDİ BAŞLIYOR: KURŞUNLU'YU BELEDİYEDEN ALIP NE YAPACAKSINIZ?

Odunpazarı Belediyesi 2004 yılından bu yana burayı yalnızca kullanan bir kurum olmadı. Yatırım yaptı, müzeler oluşturdu, sanat atölyeleri açtı, kültürel etkinlikler düzenledi. Tarihî yapıyı yaşayan bir kültür merkezine dönüştürdü. Kurşunlu'yu Eskişehir'in turizm ve kültür hayatının önemli duraklarından biri haline getirdi.

Şimdi anahtarı istiyorsunuz.

Peki, yerine ne koyacaksınız?

Müzeler devam edecek mi? Sanat atölyeleri korunacak mı? Orada çalışan insanların geleceği ne olacak? 400 sayfalık envanterde kayıtlı eserlerin muhafazası ve güvenliği nasıl sağlanacak? Hangi bütçeyle, hangi personelle, hangi işletme modeliyle bu hizmetler sürdürülecek?

Kamuoyunun önüne konulmuş somut bir alternatif göremiyoruz.

İşte asıl çelişki burada!

Tahliye konusunda gösterilen kararlılık, Kurşunlu'nun geleceğine ilişkin projede neden gösterilmiyor?

Mülkiyet Vakıflar'a ait olabilir. Ancak yıllardır oluşturulan kültürel birikim, belediyenin emeği ve kamu yararı da görmezden gelinemez. Bir kamu kurumunun diğerine üstünlük kurması değil, tarihî mirasın korunması ve geliştirilmesi esas olmalıdır.

Bir hizmeti devralmak kolaydır. Zor olan, o hizmeti aynı nitelikte sürdürebilmek, hatta daha ileriye taşımaktır.

Sonuçta Kurşunlu'nun anahtarını almakla sorumluluk bitmiyor. Asıl sorumluluk şimdi başlıyor.

Kazım Kurt'un “Alın, hayrını görün!” sözünü bir kenara not edin.

Eskişehir'in beklediği cevap çok açık:

Kurşunlu'yu belediyeden aldınız. Peki, Eskişehir'e ne vereceksiniz?

Vurduğunuz kitler bir gün açılır. Bir gün açılır…

HAKK-I SÜKÛTÜN FIKRASI: ALIN, HAYRINI GÖRÜN!

Yüzünde mühür varmış gibi devlet idare edenler, iki günde bir fikir değiştirip koca bir tarihi alelacele torbaya tıkmaya kalktılar. Dün "mahkeme neticesini bekleyelim" diye ferman buyuran mülki mül mül amirler, bugün sabah namazından hallice bir vakitte "anahtarı sökün getirin" dediler.

Vakıflar Kanunu’nun bilmem kaçıncı maddesini belediyenin önüne bir duvar gibi örenler, işin aslı kendi niyetlerinin üzerine örtü çekmektedir.

Ortada beş asırlık bir miras, bir yanda devam eden mahkeme, öte yanda ise yangından mal kaçırır gibi bir acele! Bu neyin telaşı, bu neyin iştahıdır?

Odunpazarı’nın reisi Kazım Kurt, kapıya dayanan memura öyle bir laf etti ki, tam bir tokat: “Alın, hayrını görün!”

Bu söz, bir teslimiyet değil; bilakis "Biz burayı abat ettik, siz ne idüğü belirsiz bir hırsla berbat etmeye geliyorsunuz, bakalım altından kalkabilecek misiniz?" demektir.

Kazım Kurt orada 15 senedir müze kurmuş, sanat atölyesi açmış, taşı toprağı canlandırmış. Şimdi elinizde anahtarla kapıda bekliyorsunuz.

Pekâlâ, aldınız anahtarı; yerine ne koyacaksınız? O dört yüz sayfalık sanat envanterini mi koruyacaksınız, yoksa her zamanki gibi kapısına kilit vurup "tarihi muhafaza ediyoruz" yalanına mı sarılacaksınız?

Külliyenin hali pür melali

Beş asırlık külliyeye kondurdular bir hile,
İki günde yön değişti, akıl ermez bu işe.
Dün "Yargı" diyen diller, bugün "Tahliye!" fısıldar,
Kanun sizin elinizde sanki döndü bir kevgire!

"Alın, hayrını görün!" dedi Reis, fırlattı anahtarı,
Zira bilir, çölden farksızdır bunlar için kültür bağları.
Müze kurup can veren o muazzam emeğe,
Göz dikti mülk hırsıyla devletin memurları!

Sorarım behey efendiler, aldınız da neyleyeceksiniz?
Hangi akıl, hangi bütçe, hangi yüzle geleceksiniz?
Dört yüz sayfa sanatı devralan o cehlinizle,
Külliyeyi han yapıp, içini mi kemireceksiniz?

Kilit vurdum sandığınız o kapılar elbet bir gün açılır,
Sarayların, vakıfların yalanı ortalığa saçılır.
Emeği hiçe sayan o kibirli mülk severlerden,
Günü gelir bu halkın ahıyla intikamı feci biçimde alınır!