Meclis'te sorular cevapsız, iktidar sıralarında sessizlik… Asıl mesele paranın kime ödeneceği değil, kimin korunacağı ve kimin hesap vereceği!
“Mahallede kavga çıktı meselesi var!”
Meclis kulislerinden sızan bu söz, fon skandalının siyasi perde arkasını anlatmaya yetiyor. TBMM'de fon yasası müzakereleri sırasında sert tartışmalar yaşanırken AKP sıralarındaki sessizlik dikkat çekiyordu. Peki, iktidar milletvekilleri neyi savunacaklardı?
MAHALLEDE KAVGA ÇIKTI:
Bir zamanlar dava ahlakını siyasetin merkezine koyan AKP'liler açısından bu tablo, ciddi bir hayal kırıklığıydı. Nitekim bazılarının sosyal medya hesaplarından eleştirilerini sürdürdüğü görülüyordu. Bu konuda en can alıcı en üst perdeden eleştiri yapan isim Metin Külünk.Ankara'da süreci yöneten kadrolara yönelik çok sert bir çağrı yayınladı. "Erdoğan'ı Devirmek İsteyenlere Fırsat" Uyarısı’nı kaleme almış..
Ancak sesleri, nedense Külliye duvarlarının ötesine geçemiyordu.
Kulislerdeki asıl sorun, yalnızca fon meselesi değildi. Tek adam modeline dayanan sistemin sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar da giderek büyüyordu. İddialara ve eleştirilere konu olan düzenlemelerin içeriğinden haberdar olmayan milletvekilleri vardı. Birçoğu meselenin esasını basından öğrenmişti. Konuyu bilenlerin bir kısmıysa sessizliğini koruyordu.
MECLİS'TE İKTİDARI KÖŞEYE SIKIŞTIRAN SORULAR
Fon yasa teklifi Meclis'e geldiğinde muhalefet, iktidarı sert sorularla köşeye sıkıştırdı. Grup sözcüleri, denetim mekanizmalarından siyasi sorumluluğa kadar uzanan bir dizi soruyu gündeme taşıdı. Ancak kamuoyunun yanıt beklediği soruların önemli bir bölümü cevapsız kaldı.
Regülasyon kurumlarının başına bu yöneticileri kim atadı? Bu nasıl bir denetim sistemidir ki erken uyarı mekanizmaları çalışmadı? Uyarılar yapıldıysa neden zamanında müdahale edilmedi? Skandal ortaya çıktığında ilgili kurumların yöneticileri hakkında neden derhal görev ve sorumluluk değerlendirmesi yapılmadı?
Bunlar, geçiştirilecek ayrıntılar değil; kamu yönetiminin hesap verme yükümlülüğünü doğrudan ilgilendiren sorulardır.
Ortaya atılan iddiaların niteliği ve olayların kapsamı, etkili ve bağımsız bir soruşturmayı zorunlu kılıyor. Olayın organize bir dolandırıcılık düzeni içinde gerçekleşip gerçekleşmediği, varsa sorumlular arasındaki bağlantılar ve denetim mekanizmalarının rolü bütün yönleriyle araştırılmalı. İpin ucu nereye giderse gitsin, hiçbir kişi veya kurum incelemenin dışında bırakılmamalı.
ASİL KAVGA: MAĞDURLARIN HAKKI MI, SORUMLULARIN KORUNMASI MI?
Fon düzenlemesi yasalaştı. Tasfiye kapsamındaki bazı fon yatırımcılarına 1 milyon liraya kadar ara ödeme yapılmasının önü açıldı. Ancak tartışma, mağdurlara yapılacak ödemelerden ibaret değil.
Asıl mesele, kamu adına karar verenlerin hangi koşullarda sorumlu tutulacağıdır. SPK, TMSF, Borsa İstanbul, MKK, Takasbank ve tasfiye kuruluşlarıyla görevlendirilecek kişilerin karar ve işlemleri nedeniyle hukuki, idari ve mali sorumluluk taşımamasını öngören önerge, muhalefetin tepkileri üzerine Genel Kurul'a sunulmadı.
Peki, yatırımcıların haklarını korumak amacıyla çıkarılan bir kanunda, kamu adına görev yapanlara sorumsuzluk zırhı neden hazırlanmak istenir?
Henüz bütün ayrıntıları aydınlatılmamış bir skandalda hesap sorulması gerekirken sorumluluğu sınırlayacak düzenlemelerin tartışılması, finansal krizi hukuk ve hesap verebilirlik krizine dönüştürür. Benzer bir düzenlemenin başka bir torba kanunla yeniden gündeme getirilip getirilmeyeceği de yakından izlenmelidir.
Elbette hiç kimse peşinen suçlu ilan edilemez. Ancak masumiyet karinesi, kamu gücü kullananların denetimden muaf tutulması anlamına da gelmez.
Şimdi gelelim mahallenin asıl meselesine!
Bir söz vardır: “Bizim aldığımız abdestten şüphemiz yok ki kıldığımız namazdan şüphemiz olsun!”
Ama sizin aldığınızı söylediğiniz abdestten de şüphe duyarım!
Bu itirazı yükseltenlerin sayısı da artıyor. Çünkü mesele, kimin hangi inancı savunduğu değil, savunduğu değerleri kendi uygulamalarında yaşatıp yaşatmadığıdır. Dava ahlakı, kürsülerdeki sözlerle değil, çıkar çatışmalarının ve siyasi hesapların ortasında alınan kararlarla ölçülür.
AK Parti şimdi yol ayrımında: Ya kendi mahallesinde hesap sorarak bir zamanlar savunduğu ilkelerle yüzleşecek ya da muhafazakâr iktidar hikâyesinin aşınmasını seyredecek.
Tarihin sorusu açık: İktidar, kendi mahallesinde adaleti mi savunacak, yoksa kendi mahallesini korumak adına adaletin önüne mi geçecek?
YENİGÜN GAZETESİ’NDEN ALINTIDIR.