Çok seyrek duyduğumuz, nadiren uyguladığımız bir hâl duyarlılık.
Duyarlılık; fark etme, tepki verme demek. Duyarlılık, insanın kendine, ailesine, çevresine, topluma ve bütün canlılara karşı sorumluluk hissedebilmesidir.
Çevremizde olup bitenlere kayıtsız kalmamaktır duyarlılık.
Duyarlılık, yalnızca duygulanmak değil gerektiğinde harekete geçebilmektir.
Gündelik hayatımızda bu ve benzeri açıklamaları hepimiz, belli bir yere oturturuz. Yaşlı birinin hâlini hatırını sormak duyarlıktır. Çevreyi kirletmemek duyarlılıktır. Trafik kurallarına uymak, ihtiyaç sahiplerine destek olmak, toplumsal sorunlara çözüm aramak … duyarlılıktır. Bunu uzatabildiğimiz kadar uzatırız hepimiz.
Duygu, düşünce fikirlerimizi belli platformlarda açıklamak elbette duyarlılıktır ama bu konuda asıl değerli olan, bunları davranışa dönüştürebilmektir.
Duyarlılığa bir nezaket göstergesi olarak bakmak da mümkündür. Duyarlılık; insan olmanın, birlikte yaşamanın ve toplumsal sorumluluğun temel şartlarından biridir.
Hemen hepimiz, çevremizde olup bitenlerin farkındayız elbette. Günümüzde dünyanın bir yerindeki depremden, savaştan birkaç dakika içinde haber alabiliyoruz. Çok şeyden haberdar olabilen bizler, bazen yanı başımızdaki insanın derdini göremiyoruz maalesef. Dahası, bu çelişkini farkına bile varamıyoruz çoğu zaman.
Komşuluğun, güvenin, paylaşmanın ve birlikte yaşama bilincinin hâkim olduğu hayat anlayışımızı; mahalle kültürümüzü kaybettik neredeyse. Sadece mahalle kültürümüze değil kültür değerlerimizin çoğunu unuttuk. Unutmakla kalmadık, unutulmasına da duyarsız kaldık maalesef.
Birbirini tanıyıp gözeten komşularımız yok artık. İyi günde de kötü günde de dayanışma içinde olunan komşuluklar bitti maalesef. Saygı, sevgi ve hoşgörüyü ön planda tutanlarımızın sayısı azalıyor gittikçe niyeyse. Birlikte büyüyen mahale arkadaşları yok, küçükleri koruyup gözeten mahalle büyüklerini göremiyoruz gün geçtikçe. Örf, âdet ve gelenekler; istesek de yaşatılamıyor. Yardımlaşma, paylaşma ve misafirperverlik; pek önemli bulunamıyor şimdilerde.
Kalabalıklar içinde yalnızlaşan bir toplumla karşı karşıyayız şimdi. Aynı apartmanda oturan insanlar, birbirlerinin adını bile bilmeden yıllarca yaşayabiliyor.
Bu hâlimize sadece üzülmek, duyarlılık sayılabilse de çözüm için ortak çaba sarf etmeye ihtiyaç var. Bir haksızlık karşısında ses verebilmek, bir ihtiyaç sahibinin elinden tutabilmek, çevreyi koruyabilmek ve ortak değerlere sahip çıkabilmek gerekiyor.
İnsanımız sosyal medyada bir olaya tepki göstermek için birkaç saniye içinde paylaşım yapabiliyor. Bu durum farkındalık oluşturabilse de çoklukla ekranda kalabiliyor.
Muhtacın ihtiyacını karşılamayan duyarlılık da komşunun kapısını çalmayan duyarlılık da çevredeki sorunlara çözüm üretmeyen duyarlılık da hep eksik kalıyor sonunda.
Duyarlılık, sadece insana karşı sorumluluk da anlaşılmamalı elbette. Tabiata karşı duyarlılığın, geleceğe karşı duyarlılık olduğu unutulmamalı elbette. Yeşili korumak, suyu israf etmemek, çevreyi temiz tutmak … da asıl duyarlılık elbette.
Sosyal ve fiziksel çevremize duyarlı olmak kadar duyarlılık kazandırmak da bir duyarlılıktır. Bilginin getirdiği başları, kişiyi duyarlı yapar. Başkalarının acısını hissedebilen de sevinçlerini paylaşabilen de duyarlı insandır. Duyarlı sayılı insan sayısının artırılmasında hepimizin ortak ve aktif görevi olduğu unutulmamalıdır.
Duyarlılık, büyük sözlerle değil küçük ama samimi davranışlarla daha çok anlam kazanır. Duyarlılık; insanı insan yapan, toplumu ayakta tutan ve geleceğe umut taşıyan en önemli değerlerden biridir.
Duyarlı insanların çoğaldığı toplumda yalnızlık azalacak, güven artacak ve dayanışma güçlenecektir.
Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha fazla bilgi değil biraz daha fazla duyarlılıktır.
Toplumların huzuru ve dayanışması, kişilerin duyarlılık seviyesi yakından ilgilidir. Birbirinin derdiyle ilgilenen, ortak değerleri koruyan bireylerden oluşan toplumlar daha güçlü ve daha sağlıklı bir gelecek kurabilir.
Duyarlılığı insan olmanın, birlikte yaşamanın ve toplumsal sorumluluğun temel şartlarından biri sayabiliriz.
Duyarlı kişi, daha da yaşanabilir bir toplumun en etkili mimarıdır.
(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır)