Bir yanımız hep eksik gibi geliyor niyeyse.

Bir şeyler hep yarım ya da hep eksik kalıyor niyeyse.

Eksik yaşıyoruz. İzlenecek o kadar film, okunacak o kadar kitap, gidilecek o kadar yer varken eksik yaşıyoruz.

Ne yapsak ne etsek bir yanımız hep eksik. Vicdanımız da çoğu kere rahat değil.

İstikamet belli belki ama nereye varsak varamadığımız bir yerdeyiz.

Ben, sen, o, biz, siz, onlar fark etmiyor. Hepimiz aynıyız neredeyse. Neredeyse yok birbirimizden farkımız.

İki ucunu bir araya getiremedik.

Nasıl olduysa oldu işte. Acele ettik, aceleye getirdik; aceleye geldi…

Hırsımıza yenik düştük. Bazen az geldi bazen çok ama azdan az olabileceğini bilemedik çoktan da çok. Bilemedik bir kişinin azığının üç kişiyi de doyurabildiğini.

Yeter yetmez oldu her şeyimiz niyeyse.

Boy ölçüşmeye kalktıklarımız, çoğu zaman muhatap bile almadı bizi.

Daha iyisi, can sağlığıydı ama bilemedik.

Bizim için çok önemli olan, başkalarınca devede kulak bile değildi. Sayılı sarımsak dikili soğandı aslında.

Yeterdi, yeterliydi. Bilemedik.

Yırtık büyük; yama küçüktü.

Hangisi ne zaman ağır bastı bilemedik. Ya bildiğimize yetmedi yanıldığımız ya yanıldığımız bildiğimize.

Yanılgılarımız da oldu yenilgilerimiz de. Kimilerini kabul ettik kimilerine isyan ettik bunların. Kimilerine sustuk sabırla. Sustuk da sustukça da üstümüze üstümüze geldi, çok şey.

Söylediğimiz yaptığımıza, yaptığımız söylediğimize uymadı bir zaman.

Elimizden geleni yaptığımıza tam inanamadık çoğu zaman.

Sahip olduklarımızın kıymetini bilemeden kaybettiklerimize isyan ettik.

Yorulduk. Yorgunluğumuzu ya yıllara ya yollara bağlarken kendimizi hep haklı çıkarmaya çalıştık.

Gönüle girmenin çok kolay olduğunu unuttuk. Zorla zorlukla uğraştık.

Her zaman güvendiğimiz, bize asla ihanet etmeyeceğini bildiğimiz, bizi yarı yolda bırakmayacağından hep emin olduğumuz birini; kadrini kıymetini bildiğimiz birini aradık hep.

Bazen gülsek bazen ağlasak da bazen acı çekip bazen sefa sürsek de hayatımızın bütününde istediğimize bir türlü kavuşamama sıkıntısı çekiyoruz.

Yüzümüze gülenlerin arkamızdan neler çevirdiğini bilsek de istemeyerek yüzlerine güldüklerimize neler yapabileceğimizi hesap etsek de insanlara inanmakta onlara güvenmekte hep zorlanıyoruz.

Herkesi kendimiz gibi sanma gafletinden kurtulsak da kurtulmasak da şaşırıyoruz.

Herkesin terazisinin belinde gezdiği gerçeğini kabul edemiyoruz bir türlü!

‘Yolcu yolda kalmaz; hak bellediğimiz yolda devam’ dedik demesine de yolun sonunu getiremedik bir türlü.

‘Yürüdüğün yolda kimseyi bekleme; işi düşerse o sana yetişir.’ dediklerini yaşadıkça daha iyi öğrendik.

Bize inananları yarı yolda bırakmadık ama bizi yarı yolda bırakanları çok gördük.

Doğru yolda giden kaybolmaz, dediler ama onu hiç göremedik ki biz.

Yolda kalmışa yoldaş olmak istedik gücümüz yettiği kadar.

Yürüyeceğimiz yola yoldaşsız çıkmaya da gayret ettik aslında.

Güçlük ve engel olmayan yoldan bir yere ulaşamayacağımızı aklımızdan çıkarmadık hiç.

‘Olsun, yola devam.’ dedik. Dedik ama ömür kısa, yol uzun, biz çok yorgunuz artık.

Önce yoldaş sonra yoldu işin aslı. Yola da hâle de yoldaş aradık. Ne yolu tam bulabildik ne yoldaşı.

Ne yaptıysak, ne ettiysek ekmek pekmeze yetmedi gitti işte.

Ol(a)madı niyeyse.

Yetmedi; ekmek pekmeze yetmedi gitti.