Dikkatli olmak ve çevremizde olup bitenlere karşı duyarlı olmak durumundayız. Göz ardı ettiğimiz durumlara karşı duyarsız kalmak, bizi yanlış kararlara sevk edebilir. Böylece gereksiz endişe veya tepkilere maruz kalabiliriz.

Konu ile ilgili olarak aşağıdaki atasözlerinin benim için ayrı bir önemi var:

Kulağın kirişte olsun. (Özellikle belirsiz veya riskli durumlarda dikkatli olmak ve gözlem yapmak gerekir. Kişi, çevresindeki gelişmelere karşı duyarlı olmalı, dikkatli davranmalıdır.)

Sağır koyun geç ürker. (Çevremizde olup bitenlere duyarlı olmak ve gerekli tedbirleri zamanında almak gerekir.)

Duyarlılıkta hepimiz aynı olmayabiliriz. Birbirimize karşı duyarlılığımızın artması hususunda aşağıdaki atasözlerimizin yakın anlamını şöyle verebilirim: İnsanın duyarlı olduğu bir konu, onun yanında gündeme getirilmemelidir. Yaşanan sıkıntılar, acılar tekrar tekrar açılmamalıdır. Kusurlu birinin yanında ona kusurunu hatırlatacak şeyden bahsedilmemelidir. Bir şeye ihtiyacı olanın yanında o şeyle ilgili davranışlarda bulunulmamalıdır. Bir şeyin niteliği üzerine hiç bilgisi bulunmayan kişiye o şeyin sözü edilmez; öğretmeye çalışılmaz. Bir şey, hiç ihtiyaç duyulmayan bir yere sunulmaz.

Bu açıklamaları dile getiren, özetleyen atasözlerimiz de şöyle:

Köre renk sorulmaz.

Aç öküz yanında burçak lafı olmaz.

Aç yanında sarpın, kurcalanmaz.

Asılmış adamın evinde ipten bahsedilmez.

Başı ağrımayanın yanında ‘Başım ağrıyor.’ deme.

Gül yanında kabak anılmaz.

Kel yanında kabak anılmaz.

Körler mahallesinde ayna satılmaz.

Duyarlılık, kendiliğinden varlığını sürdüren bir özellik değildir. İlgi, eğitim, örnek davranış ve ortak değerlerle beslenmezse zamanla zayıflayabilir. Bu nedenle hem bireylere hem de topluma önemli görevler düşmektedir. Bu çerçevede kişi olarak şunları yapabiliriz:

Olaylara sadece kendi açımızdan değil başkalarının gözünden de bakmaya çalışarak empatik duygularımızı geliştirmeye özen gösterebiliriz.

Vicdan muhasebesi yaparak belli sonuçlara ulaşabiliriz.

Bir selam vermek, yaşlıya yardım etmek, çevreyi temiz tutmak gibi davranışlar duyarlılığı canlı tutan küçük iyilikleri ihmal etmeden yaşayabiliriz.

Edebiyat, tarih ve hayat hikâyeleri gibi insanın duygu dünyasını zenginleştiren eserleri okuyup inceleyebiliriz.

Sürekli olumsuz haber ve görüntülere maruz kalmadan Dijital dünyada ölçülü olabiliriz.

Yardımlaşma ve sosyal sorumluluk çalışmaları ile gönüllülük faaliyetlerine katılabiliriz.

Konu ile ilgili olarak ailede de yapacağımız çok şey var: Aile içinde çocuklara sadece nasihat vermek yerine örnek olabiliriz. Evimizde sevgi, saygı ve paylaşma kültürünü yaşatabiliriz. Çocukları sosyal sorumluluk çalışmalarına dâhil edebiliriz. Başkalarının haklarına saygıyı günlük hayatın doğal bir parçası hâline getirmeye özen gösterebiliriz.

Aile ve okul, bu işlerde ayrı düşünülemez. Bu konuda okulların yapabileceklerini yetkililerden iş birliği içinde bekleyebiliriz.

Dürüstlük, adalet ve merhameti öne çıkaran bir toplumsal iklim oluşturabiliriz.

Sivil toplum kuruluşlarını ve gönüllü çalışmaları destekleyebiliriz.

Kamu yöneticilerinin ve kanaat önderlerinin duyarlı davranışlarıyla topluma örnek olmasını talep edebiliriz.

Duyarlı insanların çoğaldığı bir toplumda güven artar, yardımlaşma güçlenir, toplumsal huzur ve birlik duygusu sağlamlaşır.

Hepimizin özellikle ve özellikli hassasiyeti duyarlılık olmalı bence.

Duyarlılık, insanın doğuştan getirdiği bir potansiyelin, eğitim ve yaşantıyla olgunlaşmış hâlidir. Korunması için bilgi kadar vicdana, niyet kadar davranışa da ihtiyaç vardır. Duyarlılık, insanı insan yapan vicdanın hayata yansımış şeklidir. Yaşatıldıkça çoğalır, ihmal edildikçe körelir.

Unutmayalım.

Duyarlılık, görevimizdir.

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır)