Hemen her şeye karşı duyarsızlaşıyoruz. Niçin, neden olduğunu pek de bilmediğimiz bu duyarlılığımızın azalması tek bir sebebe bağlanamaz. Bireysel, sosyal ve kültürel vb. boyutları var. Bunları kısaca şöyle özetleyebiliriz: Bireyselleşmenin aşırı güçlenmesi, değerler eğitimindeki zayıflaması, dijital hayatın etkisi, empati eksikliği, gündelik hayat temposundaki yoğunluk, güven duygusunun azalması, manevi değerlerdeki aşınmalar, olumsuz örneklerin yaygınlaşması, sorumluluğu başkasına bırakma eğilimi, toplumsal kutuplaşma, tüketim kültürü…
Duyarlılık; ilgi, eğitim, örnek davranış ve ortak değerlerle beslenmezse zamanla zayıflayabilir. Bu yüzden hem bireylere hem de topluma önemli görevler düşmektedir.
Özellikle kültür değerlimizin unutulmasına dair duyarlılığımız, hepimizde baskın. Bu, toplumumuz ve milletimiz için çok önemli.
Kültür değerlerimize duyarsızlığın sadece geçmişi kaybetmek değil geleceği de fakirleştirmek olduğunu biliyoruz.
Kültürünü koruyamayan milletin zamanla kimliğini, ortak hafızasını ve kendine has yaşama biçimini kaybedeceğini biliyoruz.
Kültür değerlerimize daha çok duyarlı olmak zorundayız. Bu, geleceğimiz için şart.
Bu yolda herkes, elinde geleni değil elinden gelenin fazlasını yapmalı bence. Kayılarımızın az olması ile geleceğe güçlü yol alacağımızı unutmamız gerekiyor bence.
Halk kültürümüzdeki kayıplarımız, sadece bazı geleneklerin unutulması anlamına gelmiyor elbette. Bu kayıplar, toplumun hafızasını ve kimliğini de zayıflatıyor. Bu zayıflık da aşağıda sıralananlarla arttıkça ar artıyor maalesef:
Dil ve söz varlığımız fakirleşiyor. Atasözlerimiz, deyimlerimiz, ağız özellikleri ve mahalli kelimeler unutuluyor.
El sanatları, halk müziği, halk oyunları ve zanaatlar kaybolma tehlikesi yaşıyor.
Gelenek, görenek ve örfler zamanla unutuluyor.
Kimlik kaybı sebebiyle insanlar, köklerinden uzaklaşma tehlikesi yaşıyor.
Kuşaklar arası bağlar, zayıflıyor. Büyüklerin bilgi ve tecrübeleri, birikimleri gençlere aktarılamıyor.
Kültürel miras, gelecek nesillere aktarılamıyor.
Manevî değerler ve aidiyet duygusu güç kaybediyor.
Tarihî ve kültürel hafıza silikleşiyor. Geçmişimiz ve geleceğimiz arasındaki köprü zedeleniyor.
Toplumsal dayanışma ve paylaşma kültürü zayıflıyor.
Mahalli kültür çeşitliliği azalıyor. Tek tip bir hayat anlayışı yaygınlaşıyor.
…
Bunları daha da artırmak mümkün elbette.
Halk kültüründeki her kayıp; toplumun kimliğinden, hafızasından, birliğinden ve zenginliğinden eksilen bir değerdir.
Halk kültürünü korumanın, yalnızca geçmişi yaşatmak değil geleceğe sağlam bir kültürel miras bırakmak olduğu unutulmamalıdır.
Unutulan kültür değerlerine karşı duyarlılığın zayıf olması, birey ve toplum açısından önemli kayıplara yol açabileceği hatırdan çıkarılmamalıdır.
Kültür değerlerine karşı duyarsızlığın sadece geçmişi kaybetmek değil geleceği de yoksullaştırmak olduğu iyi bilinmelidir.
Günümüz insanının en büyük ihtiyacı, bilgi çağında daha çok bilgi değil vicdan, sorumluluk ve duyarlılık bilincidir.
Unutmayalım. Duyarlılık, sadece hissedenlerin değil harekete geçenlerin erdemidir.
(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)