Modernizmin ve dünyevileşmenin beraberinde getirdiği sorunlar içinde, haz ve hızın ön planda olduğu bir çağda aile, insan fıtratının işaret ettiği en güvenli limandır. Aile, aynı çatı altında yaşamaktan öte; insanın kalbini ve ruhunu dinlendiren bir sığınak, zor zamanlarda yaslanacağı bir omuzdur. Rabbimiz (c.c.), varlıkların en şereflisi olan insanı bu dünyada yalnız bırakmamış; kalplerine birbirlerine karşı sevgi ve merhamet lütfederek onları dünya hayatına göndermiştir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle eşler, birbirleri için birer “elbise” (Bakara 2/187) gibidir; nasıl ki elbise insanı dış etkenlerden koruyorsa, eşler de birbirlerini öylece korur, kollar ve tamamlarlar.
Arapça’da köken olarak “zırh” manasını taşıyan “üsre” kelimesinden gelen aile; sadece biyolojik bir birliktelik değil, insanın aidiyet duygusuyla beraber fıtratına kodlanmış en temel ihtiyaçlardan biridir. İnsan, bu korunaklı kale içerisinde huzur bulur, sükûnete erer ve hayata güvenle bakar. Nitekim insanın yeryüzündeki yolculuğu da Hz. Âdem ve Hz. Havva ile birlikte aile çatısı altında başlamıştır. Bu hikmetle aile, bu derin ihtiyaca Allah Teâlâ’nın lütfettiği ilahi bir cevaptır. Yüce Rabbimiz, Rûm suresinde evliliğin ve aile hayatının nihai gayesini tanımlayarak ailenin temel amacını açıkça beyan etmektedir: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır” (Rûm 30/21).
Bu kutsal müessesenin temel dayanağı şefkat ve merhamettir. İslam dini, aile içinde şiddeti değil, merhameti esas alır. Rahmet Peygamberi (s.a.v.); “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım” (Tirmizî, Menâkıb, 63) buyurarak bir müminin karakterinin en net şekilde ailesine karşı tutumunda ortaya çıktığını ifade etmiştir. O (s.a.v.); hayatı boyunca ne bir kadına ne de bir hizmetçiye el kaldırmış (Müslim, Fedâil, 79), ailesine karşı asla kırıcı bir söz söylememiştir. Bu nedenle Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in aile yaşantısı, Kur’an ahlâkının tecessüm ettiği bir mektep olup Müslümanlar için yol gösterici bir rol modeldir.
Aile içinde atılan her küçük adım, aslında manevi birer yatırımdır. Bir babanın ailesinin geçimi için harcadığı her kuruş, hatta eşinin ağzına sevgiyle koyduğu bir lokma yiyecek dahi Allah katında sadaka olarak nitelendirilir (Buhârî, Cenâiz, 36). Bu bilinçle kurulan bir yuvada, eşlerin birbirlerinin kusurlarını büyütmemesi gerekir. Hadis-i şerifte buyurulduğu üzere; bir mümin, eşinin bazı huylarından hoşlanmasa bile, hoşlanacağı diğer huylarını görmeli ve sevgisini o güzel hasletler üzerine inşa etmelidir (Müslim, Radâ’, 61).
Aile, güzel ahlak ve sorumluluk bilinci gibi değerler üzerine inşa edilen; emekle ve sabırla sürdürülen en değerli hazinemizdir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.); “Hepiniz birer sorumlusunuz ve hepiniz yönettiklerinizden mesulsünüz…” (Buhârî, İstikrâz, 20) buyurarak, evin beyinin ve hanımının kendi alanlarındaki görevlerini hatırlatmıştır. Anne, merhameti ve şefkatiyle evladına cennetin kapılarını aralarken; baba, bırakabileceği en kıymetli miras olan güzel ahlâkı aşılayarak toplumun yarınlarını inşa eder (Tirmizî, Birr, 33). Zira bir yuvayı ayakta tutan, teknolojik ya da lüks imkânlar değil; güzel ahlak ve sorumluluk bilinci gibi temel değerlerdir.
Bugün aileyi korumak, aslında insanı korumaktır. Sevgiyle kurulan, merhametle büyütülen her yuva; sadece bireyleri değil, toplumu da ayakta tutar. Sağlam toplumlar, sağlam ailelerin omuzlarında yükselir. Bütün bu hakikatler ışığında aile adalet ve sadakatle, sevgi ve merhametle, karşılıklı sorumluluk bilinci ve güzel ahlakla hak ettiği gerçek anlamına kavuşur. Rabbimizden niyazımız, ailemiz için yaptığımız samimi duaların, Kur’an-ı Kerim’in bizlere öğrettiği şu ayetle karşılık bulmasıdır:
“Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle” (Furkân 25/74).
Onur COŞKUN
Vaiz