TOKİ Savaş Kubaş Anadolu Lisesi yerleşkesi içerisindeki kız öğrenci yurdunun Eskişehir Diyanet Vakfı’na devredilmek istenmesi ne anlama geliyor?

284 öğrenci kapasiteli kız öğrenci yurdunun bir protokol aracılığıyla 30 yıllığına Eskişehir Diyanet Vakfı’na devredilmek istenmesi eğitim hakkına zarar vermeyecek mi?

Halihazırda bu yurtta 39 kız öğrenci barındığı göz önüne alındığında kapasitenin yüzde 20’nin altında olduğu gerekçesiyle bu yurdun devredilmek istenmesi yeterli bir sebep mi?

Bana pek yeterli bir sebep gibi gelmiyor… Evet, kapasitenin altında. Ama mesele doluluk oranı değil, o yurda ihtiyaç duyan öğrenciler.

Eğitim hakkı gerçekten sayılarla mı ölçülüyor?

O yurtta kalan 39 öğrenci için bu yer sadece bir bina değil.

Belki de eğitime devam edebilmenin bir yolu.

Şimdi “az kişi kalıyor” diye bu imkânın ellerinden alınması ne kadar adil?

Yani çözüm hemen devretmek olmamalı…

Eğitim gerçekten bir haksa, o zaman öğrencilerimizin barınma hakkı da aynı şekilde korunmalı.

Üç kişi de kalsa, otuz kişi de kalsa fark etmemeli.

Eğitim, bence oldukça hassas bir nokta. Yetkililerin bu konuda gerekli hassasiyeti gösterip 39 öğrenciyi mağdur etmeyeceğine inanmak istiyoruz.

//////////

YÜK BELEDİYELERİN OMZUNDA

Bazen “küresel kriz” gibi laflar kulağa çok uzak geliyor. Sanki televizyon tartışmalarında geçen, bizim günlük hayatımıza pek dokunmayan şeylermiş gibi… Ama işin aslı öyle değil.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Ayşe Ünlüce’nin Strazburg’da söylediği bir cümle var: “Küresel krizler artık yerel krizlerdir.”

Aslında bütün meselenin özeti bu.

Çünkü bugün dünyada ne oluyorsa, dönüp dolaşıp bizim yaşadığımız şehre, mahalleye, hatta evimize kadar geliyor.

Örneğin krizler yüzünden artan fiyatlardan belediyelerin bütçesi etkileniyor, hizmetler zorlaşıyor.

Enflasyonun yükselmesi, alım gücünün düşmesi, halkın fakirleşmesi aynı zamanda belediyelerin hayata geçirdiği sosyal yardımların da artması demek.

Bir de göç meselesi var. Yeni bir göç dalgası olduğunda bu yük ilk önce şehirlerin omuzlarına binecek. Altyapı, sosyal hizmetler… Hepsi doğrudan etkilenecek.

Büyük meselelerin yükü sadece yerel yönetimlerin sırtına bırakılabilir mi?

Ünlüce’nin değindiği “dayanışma” meselesine gelmek gerekirse en kritik noktalardan biri bu.

Krizlerin faturasını en çok şehirler ödüyorsa, burada bir dengesizlik olduğu açık.

Dengesizliği gidermek ve yükün paylaşımı konusunda adil bir ortam yaratılmak isteniyorsa yerel yönetimlerin sesine kulak verilmeli….