Balkan tarihini bilmeden, Osmanlı’nın son yüzyılını anlamadan ve özellikle Balkan Savaşları’nın bu milletin hafızasında açtığı derin yaraları kavramadan, 19 Mayıs 1919’un ne ifade ettiğini tam olarak anlamak mümkün değildir.
Çünkü Osmanlı Devleti yalnızca Anadolu’dan ibaret değildi; aynı zamanda güçlü bir Balkan devletiydi. Yüzyıllar boyunca Rumeli, devletin siyasi, askerî ve ekonomik merkezlerinden biri oldu. Ancak Balkan Savaşları ile birlikte Osmanlı yalnızca toprak kaybetmedi; aynı zamanda devletin omurgasını oluşturan kadrolarını, ekonomik gücünü ve moral üstünlüğünü de büyük ölçüde yitirdi.
Mustafa Kemal Paşa da bu acı süreci en yakından yaşayan subaylardan biriydi. Balkanlar’da yaşanan bozgunu, ordunun zafiyetlerini, devlet yönetimindeki hataları ve dış güçlerin Osmanlı üzerindeki hesaplarını çok iyi görmüştü.
Alman Etkisi ve İmparatorluğun Çöküşü
Osmanlı Devleti, 20. yüzyılın başında giderek artan Alman etkisi altına girdi. Askerî eğitimden stratejik planlamaya kadar pek çok alanda Alman modeli benimsendi. Sonunda bu yakınlaşma, 2 Ağustos 1914’te imzalanan gizli ittifak antlaşmasıyla Osmanlı Devleti’ni I. Dünya Savaşı’nda İttifak Devletleri safına taşıdı.
Almanya, Osmanlı Devleti ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu savaşı kaybetti.
Ardından 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, Osmanlı Devleti’ni fiilen teslim aldı. Bu mütareke, yalnızca bir ateşkes değil; Anadolu’nun işgalinin hukuki zeminiydi.
Devlet çökmüş, ordu dağıtılmış, millet yorgun ve umutsuzdu.
19 Mayıs 1919: Bağımsızlığın İlk Meşalesi
İşte böyle bir ortamda, 19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Atatürk, Bandırma Vapuru ile Samsun’a çıktı.
Bu yalnızca bir şehir yolculuğu değildi.
Bu, esareti reddeden bir milletin bağımsızlık yürüyüşünün ilk adımıydı.
Bu, karanlığa karşı yakılan ilk meşaleydi.
Samsun, Karadeniz’den Anadolu’ya açılan stratejik bir kapıydı. İngiliz birlikleri şehirdeydi. Pontusçu faaliyetler artmıştı. Anadolu’nun birçok bölgesi işgal altındaydı.
Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın zihninde çoktan netleşmiş bir hedef vardı:
“Ya istiklâl ya ölüm!”
Sarayın Değil, Milletin Gücüne Dayanan Liderlik
Nutuk’ta anlattığı üzere, İstanbul’dan ayrılmadan önce Sultan Vahdettin ile yaptığı görüşmede kendisine “Devleti kurtarabilirsin” denilmişti.
Ancak Mustafa Kemal Paşa biliyordu ki, devleti kurtaracak olan saray değil, milletti.
Onu Samsun’da bekleyen gerçek güç; işgale boyun eğmeyen Türk milletinin iradesiydi.
Yanında 18 dava arkadaşı vardı. Ama arkasında tarih yazacak bir millet duruyordu.
Samsun’dan Cumhuriyet’e Uzanan Yol
19 Mayıs’ta yakılan bağımsızlık ateşi;
- Amasya Genelgesi,
- Erzurum Kongresi,
- Sivas Kongresi,
- Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Açılışı,
- Sakarya Meydan Muharebesi,
- Büyük Taarruz ile büyüdü ve 29 Ekim 1923’te Türkiye Cumhuriyeti'nin İlanı ile taçlandı.
Mustafa Kemal Paşa önce Kuvâ-yi Milliyeruhunu örgütledi, sonra Meclis’i kurdu, ardından düzenli orduyu oluşturdu ve tarihe geçen o sözü söyledi:
“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”
Neden Gençlere Emanet Edildi?
Atatürk bu günü gençlere armağan etti. Çünkü gençlik, bir milletin yalnızca geleceği değil; aynı zamanda bağımsızlığının en büyük teminatıdır.
Gençlik;
- Sorgulayan,
- Okuyan,
- Tarihini bilen,
- Bilimle düşünen,
- Cumhuriyet değerlerine sahip çıkan nesildir.
Atatürk’ün gençliğe duyduğu güven, yalnızca bir temenni değil; tarihî bir sorumluluk çağrısıdır.
“Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlayan bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum.”
Bugünün Gençlerine Düşen Görev
Bugün gençlerin elinde geçmiş kuşakların hayal bile edemeyeceği imkânlar var. Ancak asıl mesele, bu imkânları hangi amaç için kullandığımızdır.
19 Mayıs, sadece törenlerde kutlanan bir tarih değildir.
19 Mayıs;
- Teslimiyete karşı direniştir.
- Umutsuzluğa karşı inançtır.
- Esarete karşı bağımsızlıktır.
- Dağılmış bir milletin yeniden ayağa kalkışıdır.
Bu nedenle her gencin en az bir kez Nutuk’u okuması, bu ülkenin hangi bedellerle kurulduğunu öğrenmesi gerekir.
İzmir’in Dağlarında Hâlâ Çiçekler Açıyor
“Dağ başını duman almış” diye başlayan yürüyüş, “İzmir’in dağlarında çiçekler açar” dizeleriyle zafere ulaştı.
Vatan kurtuldu.
Cumhuriyet kuruldu.
Ve Türk milleti, bağrından çıkan büyük liderini “Atatürk” olarak sonsuza kadar kalbine yazdı.
19 Mayıs 1919, bir milletin kaderini değiştiren gündür.
Samsun’da yakılan bağımsızlık meşalesi, bugün hâlâ yolumuzu aydınlatmaktadır.
Bu vatan, bize miras değil; emanet edilmiştir.
O emaneti koruyacak olanlar ise tarihini bilen, Cumhuriyet’in değerlerine sahip çıkan ve gerektiğinde “Ya istiklâl ya ölüm” diyebilen Türk gençliğidir.