Sakarya Nehri’nin bereket verdiği, dağların arasına kurulmuş şirin bir ilçe Sarıcakaya…
Eskişehir’in adeta Akdeniz’i olarak bilinen bu güzel ilçe; narenciye kokulu bahçeleri, sıcacık insanları ve üretken elleriyle Anadolu’nun en samimi köşelerinden biridir. Sabahın ilk ışıklarıyla bahçelerine giden insanlar, gün boyu toprağın sıcağıyla yoğrulur; alın terini bereketle buluşturur.
Ama geçen akşam Sarıcakaya’da yalnızca toprağın değil, türkülerin de bereketi vardı.
Sakarya Vadisi’nin serin akşamına yayılan bağlama sesleri, ilçenin sessiz sokaklarını adeta bir Anadolu masalına çevirdi. Anadolu Folklor Kültür Sanat ve Kültür Dernekleri Federasyonu ile Sarıcakaya Belediyesi’nin ortaklaşa düzenlediği Türk Halk Müziği Konseri, Sarıcakaya’da belki de ilk kez böylesine kapsamlı bir halk müziği gecesine sahne oldu.
Salon doluydu…
Ama sadece insanlar değil, duygular da doluydu o gece.
Kimi gün boyu bahçede çalışmanın yorgunluğunu omuzlarında taşıyarak gelmişti salona…Beyaz yaşmaklı ablalar, anneler hınca hınç doldurdu salonu.
Kimi hayatın telaşını birkaç saatliğine unutabilmek için oturmuştu sandalyeye…
Ama türküler başladığında yüzlerdeki yorgunluk yerini tebessüme bıraktı. Çünkü türkü dediğiniz şey sadece bir ezgi değildir; insanın içine dokunan, geçmişini hatırlatan, bazen ağlatan bazen de umutlandıran bir gönül dilidir.
O gece Sarıcakaya’da bunu bir kez daha gördüm.
Toplumun her kesiminden, farklı düşüncelerden insanlar aynı salonda aynı türkülere eşlik etti. Kimi gurbetini buldu söylenen sözlerde… Kimi gençliğini… Kimi sevdiğini… Kimi de yıllardır içinde taşıdığı özlemi…
Türkülerin birleştirici gücü bir kez daha gönülleri birbirine bağladı.
Karadeniz’in hırçın dalgalarından bozkırın yalnızlığına, Doğu Anadolu’nun hasret kokan yaylalarından sevda yüklü Anadolu ezgilerine kadar birçok eser yankılandı salonda. Bazı anlarda alkışlar yükseldi, bazı anlarda ise derin bir sessizlik çöktü. Çünkü bazı türküler konuşmaz; doğrudan insanın yüreğine dokunur.
Program boyunca sahnede büyük bir emek vardı. Türk Halk Müziğine yıllarını veren, TRT’de yayınlanan “Sen Türkülerini Söyle” programının jüri üyelerinden kıymetli koro şefimiz Sabri Kocaoğlu’nun titiz çalışması gecenin her anında hissediliyordu. Korist arkadaşlarımızın samimi ve güçlü yorumları ve saz heyetinin güçlü performansı adeta Anadolu’nun ruhunu Sarıcakaya’ya taşıdı.
Hep şuna inanırım; bu hayatta insanın yalnızca bir işi değil, ruhunu besleyen bir uğraşısı da olmalı. Çünkü insan, ekmeğini kazandığı mesleğiyle ayakta durur ama gönlünü verdiği uğraşıyla hayata renk katar. İşte bizim koromuz da böylesine güzel insanların bir araya geldiği, dostluğun ve sanatın aynı çatı altında buluştuğu özel bir gönül meclisi adeta…
Her biri farklı mesleklerden gelen, gündüz hayatın telaşı içinde yorulan bu güzel insanlar, akşam olunca notaların sıcaklığına sığınıyor. Kimi öğretmen, kimi esnaf, kimi memur… Ama sahneye çıktıklarında hepsinin ortak kimliği müzik oluyor. Koroda öyle güçlü, öyle yüreğe dokunan sesler var ki; bazen bir türkü başladığında salonun duvarları bile duygulanıyor sanki.
İsmail Metin’in tok ve içten sesi, Aysel Barlas’ın zarafet taşıyan yorumu, Alptekin Giresunlu’nun türkülere kattığı samimiyet, Rıza Kamek’in yorumu, Emine Ergün’ün zarif sesi,Taşkın Gökbaş’ın tok sesi, Perihan Yavuz’un gönüllere işleyen nağmeleri ve daha niceleri… Her biri, söyledikleri eserlerle sadece kulaklara değil, insanın yüreğine de dokunuyor. O anlarda anlıyorum ki; müzik sadece bir sanat değil, aynı zamanda insan ruhunu birbirine bağlayan görünmez bir köprüdür.
Bu güzel geceye vesile olmuş olmak benim için tarifsiz bir mutluluk oldu. Uzun zamandır hayalini kurduğum böyle bir konserin Sarıcakaya gibi sıcacık bir ilçede gerçekleşmesi gerçekten çok anlamlıydı. Bu hayalimin gerçekleşmesinde en büyük desteği veren kıymetli şefimiz Sabri Kocaoğlu’na, değerli korist arkadaşlarıma ve saz ekibimize gönülden şükranlarımı sunuyorum.
Saz ekibindeki gençlerden biri ise beni yıllar öncesine götürdü…
Buğra…
Yıllar önce Köy Hizmetleri lojmanlarında ailesiyle komşuyduk. O zamanlar ilkokula giden, lojmanın neşeli çocuklarından biriydi. Aradan yıllar geçti… Şimdi ise elinde sazıyla sanatın içinde yaşayan genç bir delikanlı olmuş. Program öncesinde Sarıcakaya’daki çınar ağacının gölgesinde çaylarımızı yudumlarken eski günlerden konuştuk. Çocukluk hatıraları, lojman günleri, geçmişin samimi dostlukları bir bir canlandı gözümde.
“Ne güzel günlerdi…” dedik birlikte.
İşte türküler biraz da bunun için kıymetlidir.
İnsanı geçmişine götürür…
Unuttuğunu sandığı duyguları yeniden hatırlatır.
O gece Sarıcakaya insanı da bizleri bağrına bastı. Tıpkı sıcak iklimi gibi sıcacık gönülleriyle misafirperverliklerini gösterdiler. Salonun çıkışında yanımıza gelen birçok vatandaşın, yüzüne yayılan tebessümde aynı sözler vardı “Bu programların devamı gelsin” demeleri aslında türkünün toplumdaki yerini anlatmaya yetiyordu.
Çünkü insanlar artık sadece eğlenmek değil; aynı duyguda buluşmak istiyor.
Bu güzel organizasyona ev sahipliği yapan Sarıcakaya Belediye Başkanımız Ahmet Dönmez’e kusursuz ev sahipliği için teşekkür ediyorum. Eşi hanımefendi ile birlikte koronun tamamıyla yakından ilgilendiler. Ha keza Belediye çalışanları özellikle yanımızdan hiç ayrılmayan Erkan Bey,Abdullah Bey sağ olsunlar…
Gecenin sonunda Sayın Başkan’ın koro şefimiz Sabri Kocaoğlu’na plaket ve çiçek takdim etmesi de sanat emeğine verilen değerin güzel bir göstergesiydi.
İnanıyorum ki ilerleyen zamanlarda Sarıcakaya’da yine buna benzer kültürel ve sanatsal faaliyetlerde buluşacağız. Çünkü türkülerin sustuğu yerde gönüller eksik kalır.
Ve o gece Sakarya Vadisi’nde yalnızca türküler yankılanmadı…
Dostluk yankılandı…
Hatıralar yankılandı…
Anadolu’nun yüreği yankılandı…