Siyaset, bazen en keskin kavgalardan en sıkı ortaklıklar çıkaran tuhaf bir tiyatrodur. Dün birbirine en ağır sözleri söyleyenler, bugün aynı masada “ülke menfaatleri” nutukları atabilir. Dün milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyenler ile bu sözlere en sert tepkiyi verenler, bir bakarsınız aynı ittifakın nikâh masasında yan yana oturur.

İşte Türkiye siyaseti, tam da böyle bir sahnedir.

Dün Kavga, Bugün Ortaklık

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçmişte birbirlerine söyledikleri sözler hafızalardaki yerini hâlâ koruyor. O sözler öyle kolay unutulacak cinsten değildi. Ancak siyasetin hafızası zayıf, çıkar hesapları ise son derece güçlüdür.

Bu yakınlaşmanın dönüm noktası, MHP’deki olağanüstü kongre süreci oldu. O günlerde Bahçeli’ye en güçlü destek iktidar kanadından geldi. Parti içi muhalefetin önü kesildi; Meral Akşener, Ümit Özdağ ve Koray Aydın gibi isimler tasfiye edildi.

Akşener Meral Akşener kendi yolunu çizerek İYİ Parti’yi kurdu. Ümit Özdağ Ümit Özdağ Zafer Partisi ile yeni bir siyasi adres oluşturdu. Koray Aydın Koray Aydın ise siyasetin bekleme salonunda kaldı.

Bahçeli ise koltuğunu korudu. Çünkü siyaset bazen ilkelere değil, koltukların sağlamlığına göre şekillenir.

Cumhur İttifakı: Adı Konulmuş, Tarifi Yapılmamış Bir Evlilik

Ardından Cumhur İttifakı doğdu.

Resmî adı “ittifak” olsa da halkın gözünde bu yapı düpedüz bir koalisyondur. Tek farkı, eski koalisyonların seçimden sonra kurulması; bunun ise seçimden önce nikâh defterine işlenmesidir.

Dün söylenen ağır sözler bugün derin dondurucuda bekletiliyor. Gerektiğinde çıkarılıp servis edilmek üzere.

Siyasette hiçbir dosya çöpe atılmaz; yalnızca raf değiştirilir.

Bahçeli’nin “Ortağız Ama İktidar Ortağı Değiliz” Sözü

Devlet Bahçeli’nin “Cumhur İttifakı ortağıyız ama iktidar ortağı değiliz” açıklaması, siyasetin en ilginç cümlelerinden biri olarak kayda geçti.

Bu, direksiyonda oturup “Arabayı ben kullanmıyorum” demeye benziyor.

TBMM’deki her kritik oylamada MHP, AK Parti’nin yanında saf tutuyor. Muhalefetin verdiği en makul teklifler bile reddediliyor. Hal böyleyken “iktidar ortağı değiliz” sözü, vatandaşın gözünde fazla karşılık bulmuyor.

Çünkü millet lafa değil, oylama sonuçlarına bakıyor.

Oyun Kurucu Bahçeli

Bahçeli’nin siyasi satrançta oyun kurucu rolünü en net biçimde, Bülent Ecevit döneminde gördük.

Ekonomik program meyve vermeye başlamışken yapılan erken seçim çağrısı, Türkiye’nin siyasi fay hatlarını yerinden oynattı. Demokratik Sol Parti siyasetin derin sularına gömüldü.

Bahçeli’nin zamanlaması, Türk siyasetinde birçok kez sonuç belirleyici oldu.

Devletin Kurumları ve Çatırdayan Sistem

Bugün tartışılan sadece iki parti arasındaki ilişki değil; devlet kurumlarının içine düştüğü durumdur.

Hukuka güven zayıflamış durumda.

Mahkemeler birbirinin kararını tartışır hale geldi.

Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bile sorgulanıyor.

Hesap verebilirlik ve denetim mekanizmaları işlevini yitiriyor.

Ortaya çıkan tablo, güçlü bir devlet görüntüsünden çok, kötü yönetilen bir sistem manzarası sunuyor.

Devlet ayakta duruyor olabilir; ancak direksiyonun başında ehil olmayan eller varsa araç yol almaz, savrulur.

Siyasette Karşılıklı Rehinlik

İki parti arasındaki ilişki artık klasik bir ortaklıktan çok, karşılıklı bağımlılık görüntüsü veriyor.

Herkesin elinde bir dosya olduğu konuşuluyor. Kimsenin diğerini tamamen karşısına alma cesareti yok.

Bu nedenle ittifakın harcı ideolojik yakınlıktan çok, karşılıklı mecburiyetle karılıyor.

Adına ister ittifak deyin, ister kader ortaklığı, ister siyasi rehine düzeni…

Sonuç değişmiyor.

Sandığın Hafızası Kuvvetlidir

İktidarlar çoğu zaman kamuoyu araştırmalarına, manşetlere ve şişirilmiş rakamlara fazla güvenir.

Oysa sandık, ne manşet okur ne de propaganda broşürü.

Vatandaşın mutfağındaki yangın büyümüşse, pazardaki file yarı yarıya boşalmışsa, maaşlar ay sonunu getirmiyorsa; seçmen günü geldiğinde hesabı tek kalemde keser.

Hem de öyle sessizce.

Bir sabah uyanırlar ve yıllardır oturdukları koltukların altından zeminin çekildiğini görürler.

Siyasette en büyük çatlak, ortaklar arasındaki güvensizlik değil; millet ile siyaset kurumu arasındaki kopuştur.

Vatandaş adalet istiyor, şeffaflık istiyor, hesap sorulabilen bir yönetim istiyor.

Bu talepler karşılanmadıkça, en sağlam görünen ittifaklar bile dışarıdan betonarme, içeriden ise kılcal çatlaklarla dolu bir binaya benzer.

Ve herkes bilir:

Bir binayı yıkan şey, çoğu zaman ilk çatlak değil; o çatlağın uzun süre görmezden gelinmesidir.