ES TV’de yayınlanan “Bilimin İzinde” programında, Hilal Eroğlu’nun konuğu olan Prof. Dr. Ender Gerede, yıllardır Eskişehir’de siyasi sloganlara malzeme yapılan bir tartışmayı tek cümleyle özetledi:
“Bu mesele siyaset değil, işletme meselesidir.”
Aslında söylenmesi gereken tam da buydu.
Çünkü Türkiye’de ne zaman bir konu ekonomik gerçeklerle açıklansa, hemen birileri bunu siyasi mağduriyet hikâyesine dönüştürmeye çalışıyor. Eskişehir’e tarifeli uçak seferi olmamasını da yıllarca “Ankara bize üvey evlat muamelesi yapıyor” söylemiyle pazarladılar.
Oysa gerçek çok daha sade ve çok daha nettir:
Uçaklar siyasi nutuklarla değil, dolu koltuklarla kalkar.
Her İstenen Yere Havalimanı Yapılmaz
Bir havalimanı yapmak, mahalle arasına park yapmak kadar kolay değildir.
Bu işin fizibilitesi vardır.
Talep analizi vardır.
Maliyet hesabı vardır.
Yolcu projeksiyonu vardır.
Sürdürülebilirlik vardır.
Kısacası bilim vardır.
Eğer bir bölgede yeterli yolcu potansiyeli yoksa, dünyanın en modern terminalini de yapsanız, pistte uçak değil yalnızca rüzgâr eser.
Prof. Dr. Gerede’nin altını çizdiği nokta da tam olarak budur: Havayolu şirketleri, yolcu talebini, gelir düzeyini, seyahat alışkanlıklarını ve alternatif ulaşım seçeneklerini detaylı biçimde analiz eder. Kâr görmüyorsa o hatta girmez.
Çünkü özel sektör duygularla değil, sayılarla çalışır.
Beton Var, Yolcu Yok
Türkiye’de son yıllarda ekonomik mantıktan çok siyasi gösterişle yapılan sayısız havalimanı projesi gördük.
Açılış törenleri görkemliydi.
Kurdeleler kesildi.
Nutuklar atıldı.
“Bölgenin kaderi değişecek” denildi.
Peki sonuç?
Bazı havalimanlarında terminal var ama yolcu yok.
Pist var ama uçak yok.
Personel çok var ama sefer yok.
Yani ortada devasa bir beton yatırım var; fakat ekonomik karşılığı yok.
Yolcu Garantisi: Risk Özel Sektörde, Fatura Millette
Daha da vahimi, bazı projeler yolcu garantileriyle yapıldı.
Yani “Yeterince yolcu gelmezse aradaki farkı devlet ödeyecek” denildi.
Başka bir ifadeyle:
Şirket kazanacak.
Risk kamuya yüklenecek.
Fatura ise millete kesilecek.
Kullanılmayan terminalin bedelini vatandaş ödüyor.
Boş kalan koltukların parasını vatandaş ödüyor.
Gerçekleşmeyen yolcu garantilerinin yükünü vatandaş ödüyor.
Ve bu para gökten inmiyor.
Vatandaşın ödediği vergilerden çıkıyor.
İsrafın Bedeli Enflasyon Olarak Dönüyor
Devletin kasasından çıkan her gereksiz kuruş, sonuçta ekonominin üzerine yeni bir yük bindiriyor.
Bütçe açıkları büyüyor.
Borçlanma artıyor.
Para basılıyor.
Vergiler yükseliyor.
Enflasyon tırmanıyor.
Sonra markete giden vatandaş, sebze-meyve fiyatlarına bakıp “Bu pahalılık neden bitmiyor?” diye soruyor.
Cevabın bir kısmı işte burada gizli:
İhtiyaç olmayan yerlere yapılan plansız yatırımlarda.
Gösteriş uğruna harcanan milyarlarda.
Ekonomik gerçeklerden kopuk siyasi projelerde.
Eskişehir Gerçeği
Eskişehir özelinde tablo son derece açık.
Şehir, Ankara ve İstanbul’a hızlı tren ve karayoluyla güçlü şekilde bağlı.
Bu nedenle havayoluna yönelik talep sınırlı kalıyor.
Nüfus büyüklüğü ve ekonomik hareketlilik de düzenli tarifeli seferleri sürekli kılacak ölçekte görünmüyor.
Yani mesele siyasi tercih değil; matematiksel gerçek.
Ekonomi Popülizmi Sevmez
Siyasetçiler meydanlarda her şeyi vaat edebilir.
Ama ekonomi sloganlara teslim olmaz.
Matematik alkıştan etkilenmez.
Fizibilite seçim propagandasına göre değişmez.
Piyasa hamaset dinlemez.
Her şehre havalimanı yapılabilir.
Ama her havalimanı yaşayamaz. Eskişehir’deki hava alanının üniversite hava alanı olduğunu da unutmamak lazım
Uçaklar popülizmle değil, yolcuyla uçar.
Ve popülist yatırımların bedelini, eninde sonunda bu ülkenin vergi veren vatandaşları öder.