Eğer bir şansımız daha olsaydı, hayatımızı nasıl şekillendirirdik?

İnsanın aklını kurcalayan o bitmek bilmeyen “acaba” sorusu… Geçmişe dönüp baktığımızda yaptıklarımızı, yapmadıklarımızı, yapamadıklarımızı; sustuklarımızı, söylediklerimizi, cesaret ettiklerimizi ya da edemediklerimizi düşünüyoruz. Sonra gelsin kurgular…

İster istemez başka bir hayatın ihtimali gözümüzün önünde beliriveriyor.

Peki ya gözümüzün önünde beliren o başka ihtimalleri, başka “biz”ler yaşıyorsa?

Farklı seçimler yaptığımız, susmak yerine konuştuğumuz, gitmek yerine kaldığımız, korkup vazgeçmek yerine cesaret ettiğimiz başka hayatlar… Kim bilir, paralel evrenlerin birinde bizim hiç tanımadığımız bir hayatı yaşayan başka ‘biz’ler vardır.”

Daha mutlu ya da daha mutsuz, daha başarılı ya da bambaşka bir hayatın içinde olabilirler. Fakat onların da kendi “acaba”ları vardır, değil mi?

Peki, farklı seçimler yapsaydık; yaşadığımız yanlışlar ve pişmanlıklar hiç olmasaydı, yine aynı biz olabilir miydik? Bugüne aynı gözlerle bakabilir, aynı şeyleri önemseyebilir miydik?

Üstelik başka seçimler yapmış olsak bile, o hayatlarda da başka ihtimallerin peşine düşecektik. İnsan, hayatının neresinde olursa olsun, “acaba”larından tamamen kurtulamıyor.

Bu yüzden geçmişe dönüp sürekli “keşke” demek yerine, henüz önümüzde duran ihtimallere bakmak gerekiyor.

Paralel evrenlerden birinde başka bir ben yaşıyor olabilir. Başka seçimler yapmış, başka insanları sevmiş, başka yollardan geçmiş bir ben…

Ama onun hayatının nasıl olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim.

Bildiğim tek şey, benim hikâyemin hâlâ devam ettiği.

Bazı “keşke”lerin geri dönüşü yok. Söylenmemiş bir sözü geri alamaz, gidilmemiş bir yolu geçmişe dönüp yeniden yürüyemez, kaybedilen zamanı geri getiremeyiz.

Ama henüz söylenmemiş sözler, gidilmemiş yollar ve verilmemiş kararlar var.

İkinci şansı hayattan beklemek yerine, kendi hayatına bir şans daha vermeye ne dersin?