Bu günlerde insan bazı şeyleri daha iyi anlıyor…
CHP’nin başına neden bunlar geliyor diye düşününce, insanın aklına siyaset değil; garip bir “taşıyıcı annelik sistemi” geliyor.
Parti büyütüyor…
Besliyor…
Parlatıyor…
Makama taşıyor…
Sonra bir bakıyorsunuz; dün “halkçıyım” diye kürsü parçalayanlar, ertesi gün başka kapılarda ideolojik takla atıyor.
Sanki CHP bir siyasi kreş…
Sanki transfer istasyonu…
Sanki iktidara personel yetiştiren belediye mektebi..
Bir dönem CHP rozetiyle vitrine çıkanların, sonra iktidar koridorlarında “biz zaten oralıydık” edasıyla dolaşması artık tesadüf olmaktan çıktı.
Bu kadar da olmaz dedirten şey tam da bu işte…
Demek ki ortada yalnızca “ihanet” değil; ciddi bir kalite kontrol problemi var.
Çünkü mesele birkaç kişinin dönmesi değil.
Mesele, bu insanların nasıl olup da sürekli vitrine çıkabildiği…
CHP bazen parti gibi değil, kısa yol tuşu gibi çalışıyor.
Birileri geliyor, basıyor kariyer butonuna…
Sonra “yükleniyor” çubuğu dolunca hop başka siyasi limana yanaşıyor.
Üstelik bunu yaparken arkalarında ideoloji de bırakmıyorlar.
Çünkü çoğunun siyaseti zaten fikir değil; ihale, makam, çevre ve ekip hesabı üzerine kurulu.
Bugün belediyelerde yaşanan birçok güç kavgasının kökü de burada yatıyor.
Normalde belediye halka hizmet eder.
Bizde ise bazı belediye başkanları seçildikten sonra ,partiyi belediyenin insan kaynakları servisi sanmaya başlıyor.
İlçe örgütleri dizayn ediliyor…
Delegeler mühendislik hesabıyla yazılıyor…
Mahalle üyelikleri excel tablosu mantığıyla organize ediliyor…
Sonra herkes “partiliyim” diyor ama ortada parti kalmıyor.
Çünkü fikir gitmiş…
Yerine dar kadroculuk gelmiş.
İlke gitmiş…
Yerine menfaat nöbeti kurulmuş.
CHP’nin asıl sorunu tam burada başlıyor.
Partinin kuruluş felsefesini bilmeyen ama delege hesabını ezbere bilen bir siyasal esnaf düzeni oluşmuş durumda.
Öyle ki bazıları Atatürk’ün altı okunu saysan duraksıyor ama hangi mahallede kaç sipariş üye var onu saniyesinde çıkarıyor.
İşte siyaset dediğimiz şey tam burada zübükleşiyor.
Gücün olduğu yerde elbette çıkar olur.
Ama mesele; çıkarcıyı sistemin sahibi yapmamaktır.
Bugün CHP’nin yaşadığı sancı yalnızca dış operasyon değildir.
Parti, kendi içinde büyüttüğü küçük oligarşilerin yükünü de taşımaktadır.
Bir tarafta eski dönemin bıraktığı politik enkaz…
Diğer tarafta belediye merkezli klik düzeni…
Ortada halkın partisi olması gereken bir yapı var; fakat bazı kadrolar partiyi adeta şahsi çiftliğe çevirmeye çalışıyor.
CHP artık şunu anlamalıdır:
Guguk kuşlarını suçlamak yetmez…
Önemli olan, o yumurtaları kendi yuvasına neden koydurduğudur.
Ve siyasette en büyük çürüme; düşmanın saldırısıyla değil,
çıkarcıların parti kimliği giyerek içeriden çoğalmasıyla başlar.
CHP eğer gerçekten iktidar olmak istiyorsa, önce kendi içindeki bu politik taşeron düzeniyle yüzleşmek zorundadır.
Yoksa her seçimden sonra aynı tiyatroyu izleriz:
CHP büyütür…
Birileri semirir…
Sonra ilk fırsatta başka sofralara uçar…
Millet de dönüp aynı soruyu sorar:
Bu kadar niteliksiz, liyakatsiz milletvekillerini, belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini nasıl aday yaptınız.
“Bu kadar hokkabazı nereden buluyorsunuz?”
Birinin bunları açıklaması gerekmiyor mu?
(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)