Yeni bir parti kurmak zordur.

Ama asıl zor olan, onu yaşatmaktır.

Çünkü siyasette ilk günlerin heyecanı her zaman yüksektir. Toplum yeni bir sese kulak verir, umutlanır, merak eder ve izlemeye başlar. Fakat o ilk heyecanın arkası gelmezse, siyaset tarihinin tozlu raflarında unutulmuş onlarca parti gibi o heyecan da kısa sürede söner.

Bir siyasi hareketi ayakta tutan üç temel unsur vardır: Toplumsal karşılık, güçlü teşkilatlanma ve sürdürülebilir finansman.

Bu üçünden biri eksik olduğunda siyaset yürüyemez.

Bugün muhalefetin önündeki en büyük sınav ise bunların da ötesindedir. Öncelikle iktidarın siyaset üretme biçimini doğru okumak zorundadır.

Çünkü siyaset, sadece kendi programınızı anlatmak değildir; rakibinizin oyun planını da çözebilmektir.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın temel hedefi artık yeni bir toplumsal hikâye yazmak değildir. Ekonomide, hukukta ve demokraside toplumu ikna edecek yeni bir söylem üretmekte zorlanmaktadır. Bu nedenle siyasal mücadeleyi kendi performansı üzerinden değil, muhalefetin zaafları üzerinden kurmaktadır.

Bunun adı kontrollü kaostur.

Muhalefetin kendi içinde tartışmasını, bölünmesini, enerji kaybetmesini ve sürekli birbiriyle meşgul olmasını sağlayan bir siyasal iklim...

Aslında bu yeni bir yöntem değildir.

Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını merkez sağın ve solun parçalanmış yapısından doğan siyasi tabloda kazandı. 2002 seçimlerinde ise partilerin baraj altında kalması sayesinde yüzde 34 oyla Meclis'in yaklaşık üçte ikisini temsil eden bir çoğunluğa ulaştı.

Türk siyasetinin yakın tarihi bize şunu söylüyor:

İktidar çoğu zaman kendi gücüyle değil, muhalefetin dağınıklığı sayesinde büyümüştür.

Bugün de benzer bir tablo oluşturulmak isteniyor.

Muhalefetin sürekli kendi iç gündemiyle meşgul olması, yeni tartışmaların içine çekilmesi ve topluma umut yerine kriz üretmesi...

İktidarın en büyük beklentisi budur.

Bu nedenle muhalefetin birbirini yıpratacak polemiklerden çok ortak hedeflere odaklanması gerekiyor.

Çünkü önümüzde yalnızca bir seçim değil, aynı zamanda sandık güvenliği meselesi de bulunuyor.

Mevcut seçim mevzuatına göre yeni kurulacak partilerin sandık kurullarında ve seçim kurullarında temsil imkânı bulunmuyor. Bu durum, seçim güvenliği konusunda mevcut muhalefet partilerine tarihî bir sorumluluk yüklüyor.

Sandık yalnızca oy verilen yer değildir.

Demokrasinin son kalesidir.

O kaleyi koruyamayanlar, seçim gecesi yapılan tartışmaların da önüne geçemezler.

Ancak sorun yalnızca seçim güvenliği değildir.

Muhalefetin karşısında artık klasik anlamda bir siyasi parti yoktur.

Devlet imkânlarını büyük ölçüde kullanan, medya gücünü elinde bulunduran, bürokrasiyi siyasal rekabetin parçası hâline getiren bir parti-devlet modeliyle karşı karşıyayız.

Vergileri bütün vatandaşlardan toplanan TRT'nin tarafsız yayıncılık ilkesinden uzaklaşması, kamu bürokrasisinin siyasallaştığı yönündeki eleştiriler, valilerin ve kaymakamların tarafsızlık tartışmalarının odağı hâline gelmesi, bu tablonun en çok konuşulan başlıklarıdır.

Siyasi rekabetin adil olabilmesi için sadece seçim yapılması yetmez.

Kuralların da adil işlemesi gerekir.

Demokrasi yalnızca sandık değildir; eşit yarışma hakkıdır.

Bu nedenle muhalefetin görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değil, aynı zamanda topluma güven veren yeni bir siyaset dili üretmektir.

Sürekli kavga eden, birbirini suçlayan, enerjisini iç hesaplaşmalara harcayan bir muhalefetin iktidarın kurduğu oyunu bozması mümkün değildir.

Toplum bugün yeni bir tartışma değil, yeni bir umut arıyor.

Sokakta bunu görmek mümkündür.

Emekli de, işçi de, çiftçi de, esnaf da aynı şeyi söylüyor:

"Artık hata yapmayın."

İnsanlar kusursuz siyasetçi aramıyor.

Birlikte hareket edebilen, ortak akıl üretebilen ve ülkenin gerçek sorunlarına çözüm sunabilen bir siyaset bekliyor.

Siyasetin finansmanı, sandık güvenliği, hukuk devleti ve demokratik rekabet elbette önemlidir.

Fakat bunların hepsinden daha önemli olan, iktidarın kurduğu oyunun içine düşmemektir.

Çünkü kontrollü kaosun en büyük başarısı, rakibini kendi gündeminden uzaklaştırabilmesidir.

Muhalefet bunu başarabilirse yalnızca bir seçimi değil, siyasetin yönünü de değiştirebilir.

Aksi hâlde yine aynı senaryo sahnelenecek; iktidar kendi gücüyle değil, muhalefetin dağınıklığı sayesinde yoluna devam edecektir.

Siyasetin belki de en acı gerçeği budur:

Bazen seçimleri kazananlar değil, hata yapmayanlar iktidar olur

(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)