Ortaya yine siyasi parti meddahları çıktı. Siyasetin simsarları, ekranların goygoycuları, koltuk cambazları...
Hep aynı karede, hep aynı senaryonun oyuncuları. Sahnede değişen sadece dekor.
Bir bakıyorsunuz orta oyunu...
Bir bakıyorsunuz Hacivat ile Karagöz...
Perde açılıyor, roller dağıtılıyor, alkışlar yükseliyor. Sonra perde kapanıyor.
Ama oyun hiç değişmiyor.
Çünkü bu hikâye bugün başlamadı. Türkiye çok partili hayata geçtiğinden beri aynı senaryo defalarca sahnelendi. O günün çırakları bugün bu işin ustası oldu.
Siyasetin profesyonel aktörleri...
Kameralar önünde birbirlerine en ağır sözleri söyleyenler, koltuk paylaşılacağı zaman aynı masaya oturup birbirlerine sarılabiliyor.
Çünkü siyasette ilkeler çoğu zaman geçicidir.
Koltuk ise kalıcıdır.
Şimdi de yeni bir davul çalıyorlar: "Yeni Parti..." Peki, gerçekten yeni olan ne?
***
CHP'de yaşanan koltuk kavgası bir anda Türkiye'nin en büyük meselesi gibi sunuldu. "Sandıkla geldik." "Seçilmiş genel başkan." "Demokrasi kazandı." En yüksek sesle bunu kimler söyledi?
Delege ağaları...
Parti derebeyleri...
CHP kendisini aydınlanmanın, çağdaşlığın ve demokrasinin temsilcisi olarak anlatıyor. Fakat parti içindeki düzen hâlâ feodal.
Feodalizme karşı olduğunu söyleyen bir partiyi içeriden feodal ilişkiler yönetiyor.
İşte asıl çelişki burada. Bugün CHP'de "örgüt" denilen yapı, gerçekte birkaç yüz ya da bin civarında delegenin oluşturduğu kapalı bir güç alanıdır.
Bütün savaş bunun üzerindedir.
Çünkü delegeleri kontrol eden, partiyi kontrol eder.
Partiyi kontrol eden de milletvekilini, belediye başkan adayını ve sonunda genel başkanı belirler.
Bu yüzden parti içindeki mücadele fikirlerin değil, delege listelerinin mücadelesidir.
***
Bugüne kadar kendisini "lider" diye tanıtanlardan şu cümleyi hiç duymadık: "Milletvekillerini üyeler seçsin." "İl ve ilçe başkanlarını üyeler belirlesin." "Partiyi taban yönetsin."
Neden demiyorlar?
Çünkü bütün genel başkanlar biraz da oligarktır. Milletin kararından çok kendi kontrol mekanizmalarına güvenirler.
Türkiye'de siyasi partiler hâlâ 12 Eylül'ün hazırladığı zihniyetle yönetiliyor.
Kanun değişse bile anlayış değişmedi.
Demokrasi sandıkta başlıyor ama parti kapısında bitiyor.
***
Tam da bu yüzden bugün kurulan "Yeni Parti" tartışmalarını dikkatle izlemek gerekiyor. Bir partiyi yeni yapan tabelası değildir.
Liderinin yaşı da değildir.
Programıdır. Dünyaya bakışıdır.
Devlet anlayışıdır.
Ekonomi vizyonudur.
Toplum tasavvurudur.
Oysa yeni parti diye ortaya çıkan kadroların söylediği esas cümle şu: "Asıl CHP biziz."
İşte problem tam da burada başlıyor. Çünkü bu, yeni bir siyasal teklif değil; eski bir evin anahtarını geri istemektir.
Program kavgası vererek ayrılmış değiller. Türkiye için farklı bir model önerdikleri için ayrılmış değiller.
Parti yönetiminden uzaklaştırıldıkları için ayrıldılar. İçişleri Bakanlığı'nın listesine belki yeni bir parti eklendi. Ama millet yeni bir siyaset görmedi. Gördüğü şey, aynı hikâyenin başka bir tabelayla devam etmesidir.
***
İlk Meclis'e yürümek...
Tarihî semboller kullanmak...
Eski fotoğrafların önünde poz vermek... Bunlar siyaset üretmez. Keşke ilk Meclis'in millette oluşturduğu heyecanın onda birini oluşturabilselerdi. Sembol, fikir üretmediği zaman dekor olmaktan öteye gidemez.
***
Hasan Bülent Kahraman'ın şu tespiti bu yüzden önemlidir: "Eğer bu yeni parti dönüp CHP'yi yeniden teslim almakla ilgiliyse, dipte yatan maksat buysa, kimse kusura bakmasın, her şey akıl almaz bir hüsranla biter."
Haklıdır. Çünkü seçmen hiçbir zaman milyonların kaderini, birkaç siyasetçinin parti içi hesaplaşmasına emanet etmez.
***
Türkiye'nin insanı artık başka bir şey arıyor.
Fabrikada...
Tarlada...
Atölyede...
Tezgâhta...
Geçim derdiyle boğuşan insanlar slogan değil, çözüm istiyor.
Şiir değil, reçete istiyor.
Klişe cümleler değil, hayatını değiştirecek cesur projeler istiyor.
"Biz değişimciyiz."
"Biz yeniyiz."
Bunları söylemek kolay.
Asıl soru şu: Neyi değiştireceksiniz?
Parti içindeki derebeylerini mi?
Siyasi oligarşiyi mi?
Milletvekili adaylarını belirleme yöntemini mi?
Yoksa sadece tabelayı mı?
***
Türkiye'nin ihtiyacı yeni bir tabela değildir.
Yeni bir siyasal sözleşmedir.
Dar bölge seçim sistemidir.
Üyeyi gerçekten söz sahibi yapan parti düzenidir.
Milletvekilini genel başkanın değil, milletin belirlediği bir demokrasidir. Çünkü gömlek değişince insan değişmiyor.
Tabela değişince siyaset yenilenmiyor.
Yeni parti kurmak kolaydır. Asıl zor olan, yeni bir siyaset kurabilmektir. Ve millet artık isim değil, zihniyet değişikliği bekliyor.
Türkiye'nin sorunu yeni parti eksikliği değil, parti içi demokrasinin olmaması ve siyasal zihniyetin değişmemesidir.
Bunu bir idrak edebilsek!