Bir kelimeyle insan tanımlamak…

İnsanlar birbirlerini anlamaya çalışırken çoğu zaman kısa yollara başvurur. Birkaç gözlem, küçük bir deneyim ve ardından gelen hızlı bir tanım: “zor biri”, “mesafeli”, “agresif”, “fazla duygusal”… Böylece bir insan, tek bir kelimenin içine yerleştirilir.

Bu durum iletişimde sıkça karşılaşılan bir refleks. Çünkü etiketlemek, karmaşık olanı basitleştirir. Karşımızdaki kişiyi yeniden anlamaya çalışmak yerine onu zihnimizde bir kategoriye koyarız. Böylece ilişkiyi yönetmek daha kolaymış gibi görünür. Oysa bu kolaylık çoğu zaman yanıltıcıdır.

Bir insanı etiketlediğimiz anda onu artık o kelimenin içinden okumaya başlarız. “Zor biri” diye düşündüğümüz birinin sakin kaldığı anları görmeyiz. “Soğuk” dediğimiz birinin aslında sadece mesafeli durmayı tercih ettiğini fark etmeyiz. Etiket, gözlem alanını daraltır; insanın farklı yönlerini görünmez kılar.

Üstelik etiketler iletişimin yönünü de değiştirir. Karşımızdaki kişiyi gerçekten dinlemek yerine, ondan beklediğimiz davranışları aramaya başlarız. Böylece ilişki, keşfetmeye açık bir alan olmaktan çıkar; doğrulamaya çalışan bir bakışa dönüşür.

İletişimde asıl mesele tanım koymak değil, anlamaya alan açmaktır. İnsanlar sabit özelliklerden değil, değişen hâllerden oluşur. Bir gün sessiz, başka bir gün konuşkan; bazen güçlü, bazen kırılgan olabilirler.

Bu yüzden bir insanı tek bir kelimeyle anlatmak çoğu zaman eksik bir hikâyedir. Etiketler iletişimi hızlandırır belki, ama çoğu zaman derinliğini azaltır. Gerçek iletişim ise tam tersine, o hızlı tanımların ötesine geçebildiğimiz yerde başlar.