Kurban kelime olarak “yaklaşmak, Allah’a yakınlaşmak” anlamlarına gelmektedir. Dini terim olarak ise; “İbadet niyetiyle belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanı kesmek” demektir. Kurban Bayramı’nda kesilen kurbana “Udhiyye”, Hacda kesilen kurbana ise “Hedy” denir.
Kurbanın tarihi, insanlığın ilk atası Hz. Adem’e kadar gider. Nitekim Hz. Adem’in iki oğlu (Habil ile Kabil) Allah’a kurban sunmuşlar, Allah takva sahibi olanın kurbanını kabul etmiştir. (Mâide 5/27). Kurban aynı zamanda Hz. İbrahim’in de sünnetidir. O, Allah tarafından oğlu Hz. İsmail’i kurban etmekle imtihan edilmiş, oğlunu tam kurban edeceği sırada kendisine büyük bir kurbanlık takdim edilerek mükafatlandırılmıştır. Böylece kurban ibadeti, sonrakiler için İbrahimî bir sünnet/gelenek haline gelmiştir.
İslam öncesi Arap toplumunda putlara, ölmüş atalarına kurban kesme adeti vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şirk unsurları bulaşan bu kurban ibadetini tashih ederek, kurbanın sırf Allah rızası için kesilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Aynı zamanda kurbana sosyal işlevler yükleyerek de onu zenginleştirmiştir. O (s.a.v.), putlar için kesilen kurbanları şirk, bu şekilde kesilen hayvanları da murdar saymıştır.
Kurban ibadeti dini, sosyal ve ekonomik olmak üzere çok boyutlu bir ibadettir. Kurban kesen bir Müslüman, Allah’a karşı görevini yerine getirmenin yanı sıra, malını Allah rızası için feda etmenin hazzını yaşar. Gerektiğinde canını da Allah yolunda feda edebileceğinin samimiyetini ortaya koyar. Sosyal açıdan toplumu oluşturan fertlerin ekonomik durumlarının farklı farklı oluşu izahtan varestedir. Bu nedenle evine et alamayan toplumun dezavantajlı kesimlerinin evlerine kurban vesilesiyle et girmektedir. Onların da bayrama iştirak etmeleri sağlanmakta, bayram sevinci toplumun tüm katmanlarına yayılmaktadır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) döneminde, kıtlık olduğu bir senede Medine’ye dışarıdan birçok misafir gelmiş, aç ve yoksul olan bu insanları doyurmak için Efendimiz kurban etlerinin üç gün içerisinde tüketilmesi talimatını vermiştir. Ertesi yıl sahabeden bazıları söz konusu uygulamanın devam edip etmediğini Peygamber Efendimize sorduklarında; “…Allah size bolluk verdi ve hayırlara kavuşturdu. Dolayısıyla o etlerden yiyebilir, sadaka olarak verebilir ve istediğiniz kadar da kendiniz için ayırabilirsiniz…” (Müslim, Edâhî, 37) buyurmuştur. Günümüzde Türkiyeli Müslümanlar olarak, dünyanın dört bir yanında bulunan fakir, yoksul Müslüman kardeşlerimize Diyanet İşleri Başkanlığımız ve Türkiye Diyanet Vakfı aracılığıyla; “Kurbanını Paylaş Kardeşinle Yakınlaş” sloganıyla, vekalet yoluyla, kurbanlarımızı ulaştırıyoruz. İslam’ın tevhid ilkesi gereği gönüllerimizi kaynaştırmaya, birleştirmeye ve gönül köprüleri kurmaya devam ediyoruz.
Fıkhi açıdan akıllı ve buluğa ermiş, mukim yani yolcu olmayan, dinen zengin olan (80.18 gram altın veya bu değerde para/mala sahip olan) Müslümanlara kurban kesmek Hanefi mezhebine göre vaciptir. Ancak zengin olma şartında zekâttaki gibi bir yıl bekleme süresi yoktur. Yani kurban kesme günlerinde bir kimse nisap miktarı zenginliğe erişirse hemen kurbanını keser. Diğer mezheplere göre ise kurban kesmek sünnettir. Hanefi mezhebi fakihleri “Rabbin için namaz kıl, kurban kes” (Kevser 108/2) buyrulmasının ümmeti de kapsadığı ve gereklilik bildirdiği; ayrıca Peygamber Efendimizin, “Kim imkânı olduğu halde kurban kesmezse bizim mescidimize yaklaşmasın” (İbn Mâce, Edâhî, 2) gibi ifadeleri gereği ve Hz. Peygamberin kurban kesmeyi hiç terk etmemesi gibi delillerden hareketle, gerekli şartları taşıyan kimselerin kurban kesmelerini vacip görmüşlerdir. Kurbanın rüknü, kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmektir. Bu nedenle hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksullara vermek suretiyle kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz.
Kesilen kurbanlıkta da bulunması gereken birtakım vasıflar vardır. Öncelikli olarak tüccar nezdinde bir malın değerini düşüren her kusur o malın kurban edilmesine de manidir. Bununla birlikte; iki veya bir gözü kör olan, çok zayıf olan, kesim yerine yürüyüp gidemeyecek kadar topal olan, kulağının ve kuyruğunun yarıdan fazlası kopmuş olan, dişlerinin yarıdan fazlası dökülmüş olan, doğuştan kulağı bulunmayan, memelerinin yarısı olmayan, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış olan, pislik yiyip de bir süre hapsedilip temiz yiyeceklerle beslenmemiş olan, dilinin çoğu kesilmiş olan, ölüm derecesinde hasta olan hayvanlar kurban edilmezler.
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları; O’na ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır. İşte Allah onları sizin istifadenize verdi ki size doğru yolu göstermesinden ötürü O’nu tazimle anasınız. İyilik yolunu tutanları müjdele” (Hac 22/37).
Bu vesile ile tüm İslam âleminin Kurban Bayramı’nı tebrik ederim…
Ömer KARAKAYA
Dini İhtisas Merkezi Müdür Yardımcısı