“CHP arınsın…”
Bu cümle artık sıradan bir siyasi eleştiri değildir.
Bu cümle, tam da Cumhuriyet Halk Partisi iktidara yürürken servis edilen siyasi bir operasyon dilidir.
Bu sözlerin sahibi Kemal Kılıçdaroğlu olabilir. Ama kullanılan dil artık CHP’nin dili değil; yıllardır muhalefeti kriminalize etmeye çalışan iktidar aklının dilidir.
Türkiye’de bugün yaşanan şey yalnızca bir parti içi kavga değildir.
Bugün yaşanan şey, yargı sopasıyla siyaseti yeniden dizayn etme girişimidir.
Bir bakıyorsunuz “mutlak butlan” tartışmaları…
Bir bakıyorsunuz kayyum senaryoları…
Bir bakıyorsunuz mahkeme koridorlarından parti yönetimi dizayn edilmeye çalışılıyor…
Sandıkta yenemediğini, dosyayla yormaya çalışan bir siyasal mühendislik düzeni kurulmuş durumda.
Ve tam da böyle bir atmosferde çıkıp “CHP arınsın” demek; farkında olarak ya da olmayarak bu operasyonların psikolojik zeminini hazırlamaktır.
Soruyorum:
CHP gerçekten iktidara yaklaşmaya başladığı için mi hedefte?
Yoksa yıllardır yüzde 25 bandına mahkûm edilmek istenen bir parti ilk kez toplumsal iktidar alternatifi olduğu için mi düğmeye basıldı?
Bugün CHP’ye yönelik yürütülen itibarsızlaştırma kampanyalarının amacı çok açıktır:
Partiyi halkın gözünde şaibeli göstermek.
Belediyeleri tartışmalı hale getirmek.
Muhalefeti kendi içinde birbirine düşürmek.
Ve sonunda “bakın bunlar ülke yönetemez” propagandasını yeniden devreye sokmak.
En acısı da şudur:
Bu kampanyaya dışarıdan değil, içeriden su taşıyanlar vardır.
Kılıçdaroğlu uzantılarının artık yozlaşmış ellerini CHP’nin üzerinden çekmesi gerekir.
Partiyi yıllarca başarısızlığa mahkûm eden, her seçim sonrası koltuk hesaplarına gömülen, siyaseti halktan değil kliklerden okuyan anlayış artık CHP’nin sırtında bir kamburdur.
CHP’yi yıllarca muhalefette tutup sonra dönüp “arının” demek siyasi samimiyet değildir.
Önce dönüp kendi siyasi enkazıyla yüzleşmek gerekir.
Hatay’daki süreçler konuşulmalı mı? Elbette.
İzmir’deki aday tercihleri tartışılmalı mı? Evet.
Bursa, Antalya, Uşak, Gaziantep, Tepebaşı…
Hepsi tartışılır.
Ama bunun yolu televizyon ekranlarından partiye töhmet bırakmak değildir.
Bir usulsüzlük varsa çık açıklayın.
Bir suç varsa verin savcılığa.
Bir kir varsa belge koyun.
Ama ima siyasetiyle milyonlarca CHP seçmenini zan altında bırakamazsınız.
Çünkü bugün mesele artık sadece CHP meselesi değildir.
Bugün mesele, Türkiye’de muhalefetin seçimle iktidar olma ihtimalinin yargı koridorlarında boğulmak istenmesidir.
Kayyum tartışmaları tesadüf değildir.
Mutlak butlan davaları tesadüf değildir.
Parti içi krizlerin medya aparatlarıyla büyütülmesi tesadüf değildir.
Bir siyasi operasyon iklimi oluşturuluyor.
Ve bu iklimin en kullanışlı aparatları da bazen eski yol arkadaşları oluyor.
Cumhuriyet Halk Partisi’ni gerçekten düşünen biri bugün çıkıp şunu söyler:
“Yargıyı siyasetin aparatı olmaktan çıkarın.”
“Mahkemelerle parti dizayn etmeyi bırakın.”
“Hukuku muhalefete sopa gibi sallamayın.”
Ama görüyoruz ki bazıları hâlâ parti içi hesaplaşmaları, memleket meselesinin önüne koyuyor.
Oysa mesele çok büyüktür.
Çünkü CHP’ye kurulmak istenen düzenek yalnızca CHP’yi değil, Türkiye’de sandığın anlamını hedef almaktadır.
Ve unutulmasın:
Muhalefeti mahkeme salonlarında boğmaya çalışan her düzen, sonunda demokrasiyi de boğar.