Ramazan-ı Şerif yaklaşıyor…
Gönül hanemizin aziz misafiri Ramazan-ı Şerif, kapımıza doğru geliyor. Üç aylar ile gölgesini göstermişti; şimdi iyice kalplerimize düşmeye ve rahmetini hissettirmeye başladı. Rabbimizin rahmet ve bereketini gönüllerimize, hanelerimize ve beldelerimize ikram edecek bu mübarek ayı karşılamaya hazırlanıyoruz. O, öylesine kıymetli bir misafir ki, sevenleri ve bekleyenleri için, gelişi de gidişi de coşkulu bir bayramdır.
On bir ayın sultanı Ramazan, ilahi bir rahmet esintisiyle gelmek üzere… O, yorgun düşmüş yüreklerimizi bereketiyle serinletecek, mahzun gönüllerimizi coşkusuyla ferahlatacaktır. Bu mübarek ayda şifa kaynağı, hidayet rehberi Kur’an-ı Kerim’in tilavetiyle huzur bulmayı ümit ediyoruz. Oruçlarımızı, günahlara kalkan kılmayı, takva elbisesine sıkıca bürünmeyi arzuluyoruz. Seher vakitlerini, teheccüd namazı ve sahurla bereketlendirmeye; iftar sofralarında Rabbimizin rızasını umarak tuttuğumuz oruçları açmanın sevincini yaşamaya hazırlanıyoruz. Teravihlerle, birlik ve beraberliğimizi pekiştirmeyi, İslam toplumunun ferdi olmanın hazzına erişmeyi; zekât, fitre, hayır ve hasenatla mallarımızı arındırmayı ve paylaşmanın mutluluğuna kavuşmayı arzuluyoruz. Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesine erişmeyi ve bayrama temizlenmiş kalplerle ulaşmayı diliyoruz.
Ramazan-ı şerif, bizler için bir mekteptir. Bu ayın rahmet ikliminde nice güzellikler edinmek, iyiliği hayatımızın merkezine almak mümkündür. Ramazan, ruhları ferahlatan, gönülleri huzurla dolduran bir eğitim sürecidir. Modern hayatın hız ve haz merkezli yapısı içinde zihnen ve ruhen yorulmuş fertler olarak bu mühim eğitime ihtiyacımız olduğu apaçıktır. Bu sebeple şimdiden düşünmeliyiz: Bu manevi iklim/eğitim için hazır mıyız? Ramazan’ın bize sunacak olduğu değerlerin farkında mıyız? Onu sıradan bir ay olarak mı geçireceğiz, yoksa bir yıllık/ömürlük bilince mi dönüştüreceğiz?
Ramazan mektebinden elde edeceğimiz bilinç ve şuur, bir aya mahsus değildir. Asıl hedef, Ramazan kazanımlarını hayatın her alanına/anına yayabilmektir. Zira kulluk, bir aya ya da bir geceye sığdırılabilecek bir sorumluluk değildir. Allah’a kulluk, hayatın asıl gayesidir; fani dünyayı, ebedi cennete dönüştüren yegâne yoldur. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz; “O (Allah) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu hâlde O’na sabır ve sebatla kulluk et…” (Meryem 19/65) buyurmaktadır.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) de; “Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır” (Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27) diye haber vermektedir.
Binaenaleyh vakit, Ramazan’ı beklerken hayatı Ramazan kılmaya niyet etme vaktidir.
Ramazan gelmeden şimdiden karar verelim. Bu ayda kuvvetlenecek ibadet bilincimizi Ramazan’dan sonra da sürdürmeye niyet edelim. Namazla bağımızı farz ve vacibin ötesinde, nafileler düzeyine çıkaralım. Kur’an’ın “hayat” veren mesajlarını “hayatımıza” hâkim kılmayı hedefleyelim. Merhametle dolacak yüreklerimizden şefkat ve muhabbetin taşmasını, yardımlaşma ve paylaşma ruhuyla kardeşlik köprüleri kurmayı arzulayalım. İnfak ve desteklerimizle ihtiyaç sahiplerinin yüzlerinde tebessüm olmayı dileyelim. İslam toplumunun ferdi olmanın gereği olarak, Gazze ve Doğu Türkistan başta olmak üzere tüm mazlumların felahı için sözlü ve fiili dualarımızı ihmal etmeyelim.
Ramazan-ı şerifi karşılamaya hazırlanırken şunu da hatırlayalım: İki cihan saadeti, imanını ibadete, ibadetini ahlaka dönüştüren müminlerin olacaktır.
Rabbimizden duamız;
“Allah’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce ibadet etmekte bize yardım et” (İbn Hanbel, II, 299).
Abdülkadir YETİM
Dini İhtisas Merkezi Eğitim Görevlisi