Tevekkül, kelime anlamı itibarıyla “vekil tayin etmek, güvenmek ve teslim olmak” demektir. Terim olarak ise; “İnsanın, bir amaca ulaşmak için iradesi dahilinde gerekli olan tüm maddi ve manevi sebepleri (tedbir) yerine getirdikten sonra, sonucu mutlak kudret sahibi Allah’a bırakması, sadece O’na dayanıp güvenmesidir.”
Tevekkülle ilgili çokça karşılaştığımız bir anlama, algılama sorunu vardır. Bu da tevekkülü, “tembellik” veya “pasiflik” ile karıştırmaktır. Gerçek tevekkül, bir işi tamamen boş vermek veya pasif bir bekleyiş içerisine girmek değildir. Aksine tevekkül; dua, güven, sabır ve teslimiyetle harmanlanmış mümince bir duruşun ve aktif bir sorumluluğun ifadesidir. Tevekkül, pasif bir bekleyiş değil, aksine aktif bir süreçtir.
Hz. Âdem (a.s.)’in yaratılışından itibaren ademoğlunun (insan) imtihan süreci başlamıştır. Tevekkül; bu süreçte karşılaşılan hastalık, maddi ve manevi kayıp gibi zorlukları (belâ ve musibet), yoksulluk veya yoksunlukları anlamlandırmada ve bu süreçten manevi bir dönüşümle çıkmada kilit role sahiptir. Çünkü insan iradesiyle sorumlu bir varlıktır.
Kur’an-ı Kerim’de tevekkül kavramı, çalışma (kesb), rızık ve tedbir bağlamındaki ayetlerle derinlemesine temellendirilmiştir. Bu bağlamda; yeryüzündeki tüm canlıların rızkı Allah’a aittir ve O, her varlığın rızkını taahhüt etmiştir (Hûd 11/6; İsrâ 17/31; Ankebût 29/60). Kur’an’da rızık konusundaki bu kesin ifadelerin amacı, insanı rızık endişesinden kurtararak Allah’a tevekkül etmeye sevk etmektir. Müslüman, elde ettiği rızka rıza göstermeli, nasibi karşısında isyan etmemeli ve teslimiyeti elden bırakmamalıdır.
Dolayısıyla; İslami anlayışta, insanın kazanç elde etmesi için emek sarf etmesi, alın terini akıtarak helal rızık araması “sünnetullah” (Allah’ın koyduğu kanun, nizam) ın bir gereği olarak sunulur. Kur’an’daki, “İnsan için ancak çalıştığı vardır” (Necm 53/39) ayeti bu aktif sürecin temelidir. Zira, “Tedbir tevekküle, tevekkül de tedbire engel değildir.”
Bu bağlamda; Yüce Kitabımızda, Hûd suresinin 6. ayetinde; “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın...” buyrularak, Allah’ın her varlığın rızkını taahhüt ettiğini belirtir. Bu ayet, mümini rızık endişesinden kurtararak mutlak bir tevekküle sevk etmek içindir. Zira, kader çabayı gerektirir. Müslüman, çok çalışıp gerekli tüm tedbirleri aldıktan sonra tevekkül etmelidir. Tohumunu toprağa saçan bir çiftçinin, afet ihtimallerine rağmen işini yapıp sonucu Allah’a bırakması, takdire şayan bir tevekkül örneğidir.
Hz. Peygamber (s.a.v.), hayatında tevekküle apayrı bir sayfa ayırmıştır. O’nun zor zamanlardaki tutumunu tevekkülün zirvesi olarak nitelendirmek gerekir. O’nun Uhud Savaşı’nda dişinin kırılması ve yüzünün yaralanması gibi ağır imtihanlara rağmen tevekkül ve sabırla mükâfatı Allah’tan beklemesi, müminler için en büyük örnektir. Peygamberimizin hayatında tembelliğe yer yoktur. O, her zaman üretken olmuş ve esas tevekkülü bizzat çalışarak göstermiştir.
Hayatın İlahi Rehberi Kur’an’a göre, tevekkülün sosyal ve ahlaki boyutu vardır. Kur’an’da tevekkül, bireyin karakterini inşa eden, insanın iç dünyasında huzura kavuşmasını sağlayan önemli bir meziyet olarak sunulur. Şöyle ki: İnsanın rızık talebinde itidali (orta yolu) koruması ve huzura kavuşması için kanaat, sabır ve tevekkül gibi erdemleri kazanması gerekir. Bu ise, “nefis terbiyesi” ile mümkündür.
Mümin kanaatkâr olur. Kanaat sahibi bir mümin de malını infak ederken (paylaşırken) fakir kalacağını düşünmez, dünyevi kaygılara kapılmaz. Çünkü o, rızkın kefili olan Allah’a tevekkül eder.
Tevekkül istismar kapısını kapatır. Tevekkülün yanlış anlaşılması sonucu ortaya çıkan tembellik, dilencilik vb. tavır ve davranışlar İslam’ın reddettiği bir durumlardır. Zira, dinimizde asıl olan emek ve çalışmadır. Bazı kimseler, çalışma yolunu bırakıp “Rızkı Allah verir” düşüncesini tembelliklerine kılıf yaparak dilenciliği bir meslek haline getirmektedir. Oysa İslâm’da tembelliğe yer yoktur ve başkalarının sırtından geçinmek yerilmiştir. Sürekli başkalarından isteyerek yaşamayı tercih etmek, tevekkül ruhuna aykırıdır; çünkü bu durum insanın öz güvenini ve şahsiyetini de zedelemektedir.
Tevekküllü kul, hırs ve tamahla mücadele eder. İnsan nefsinin aşırı zenginleşme hırsı ve dünyevileşme arzusunu, tevekkül ve sabır gibi meziyetlerle dizginler. Tevekkül, kişiyi başkalarının malına göz dikmekten ve rızık endişesiyle onurunu zedelemekten de korur.
Yazımızı, Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bizlere öğrettiği şu dua ile bitirelim: “Allah’ın adıyla tevekkül ettim. Allah’ım! Ayağımızın kaymasından, şaşırmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten veya bize cahillik edilmesinden sana sığınırız” (Tirmizî, Deavât, 35).
Feyzullah SELVİ
Şube Müdürü