Dünya hayatının en saf, en masum ve en kıymetli varlıkları şüphesiz çocuklardır. İslam inancına göre çocuk, sadece biyolojik bir süreçle dünyaya gelen bir varlık değil, her yönüyle korunması, gözetilmesi ve tertemiz bir fıtratla yetiştirilmesi gereken kutsal bir emanettir. Onlar, bir evin neşesi, bir toplumun geleceği ve aynı zamanda anne-babaların da bir imtihan vesilesidir.

Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, çocukların dünya hayatı için taşıdığı değeri şu ayet-i kerime ile bizlere bildirir: “Mallar ve evlatlar, dünya hayatının süsüdür...” (Kehf 18/46). Bu süs, aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da beraberinde getirir. Rabbimiz, çocukların birer imtihan vesilesi olduğunu belirterek, onlara karşı takınacağımız tavrın ahiretteki konumumuzu belirleyeceğini hatırlatır. Emanete gerekli ihtimamı göstermek, onları sadece fiziksel olarak doyurmak değil, ruhlarını da İslam’ın nuruyla beslemektir.

Her konuda bizlere rehber olan Peygamberimiz (s.a.v), çocuklara karşı merhametin, sevginin ve adaletin de en güzel örneği olmuştur. O (s.a.v), çocukları kalbin meyvesi olarak nitelendirmiş ve onlara verilen emeğin boşa gitmeyeceğini müjdelemiştir. Allah Rasulü (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Hiçbir baba, çocuğuna güzel terbiyeden daha kıymetli bir miras bırakmamıştır” (Tirmizî, Birr, 33). Bu hadis, bizlere emanetin asıl mahiyetini açıklar: Bir çocuğa bırakılacak en büyük servet, banka hesapları veya taşınmaz mülkler değil; doğru bir karakter, güzel bir ahlak ve Allah korkusudur.

Çocukları “emanet” olarak görmek, onlara bir eşya gibi değil, bir “şahsiyet” olarak davranmayı gerektirir. Bir gün Efendimiz torunu Hz. Hasan’ı öperken yanında oturan bir bedevi: “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim” der. Rasulullah (s.a.v) ona şu sarsıcı cevabı verir:Merhamet etmeyene merhamet olunmaz!(Müslim, Fedâil, 65). Çocuğu sevgiyle sarmalamak, emanetin ruhunu korumaktır. Merhamet göstermediğimiz, başını okşamadığımız, vaktimizi ayırmadığımız her çocuk, aslında ihmal edilmiş bir emanettir.

Çocuk hata yaptığında onu aşağılamak veya şiddet uygulamak, emanete zarar vermektir. Enes bin Malik (r.a.) anlatıyor: “Peygamberimize tam on yıl hizmet ettim. Yaptığım bir hata için bana bir kez olsun ‘Öf’ bile demedi, ‘Neden böyle yaptın?’ ve ‘Niçin şöyle yapmadın’ diye azarlamadı” (Buhârî, Edeb, 39). İşte buradaki sabır da, emanete duyulan saygının bir sonucudur.

Yine sahabeden biri, bir çocuğuna mal bağışlayıp diğerlerine vermediğinde Efendimiz (s.a.v) müdahale eder ve: Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli olun(Müslim, Hibe, 13) buyurur. İmkânları paylaştırırken adil olmak, emanete sadakatin bir göstergesidir

Çocukların birer emanet olması, onların üzerinde sınırsız bir mülkiyet hakkımız olduğu anlamına gelmez. Onlar bize ait değil, Allah’a aittir. Bizler sadece onların dünyadaki rehberleriyiz. Anne-baba bu minvalde düşünürse, bu yaklaşım, ebeveynliği bir hak sahibi olma durumundan çıkarıp, bir onur ve sorumluluk yolculuğuna dönüştürür.

Çocuklarımızın Allah’ın emaneti olduğunu bilerek onlara haramı-helali öğretir, dürüstlüğü aşılar ve şefkatle yaklaşırsak, sadece kendi ailemizi değil, tüm insanlığın geleceğini de kurtarmış oluruz. Bugün bir çocuğun kalbine ektiğimiz iman tohumu, yarın koca bir çınara dönüşerek toplumu gölgelendirecektir. Unutulmamalıdır ki; çocuklarımızın fıtratı beyaz bir kâğıt gibidir. O kâğıda ne yazarsak, ahirette karşımıza o çıkacaktır. Onlar bize verilen en nazenin emanetlerdir. Bu emaneti zayi etmemek, onları İslam’ın izzetli yolu üzerinde yetiştirmek her mümin anne-babanın asli vazifesidir.

Rabbimiz bizleri emanetine sahip çıkan, evlatlarını rızasına uygun yetiştiren ve onlarla göz aydınlığına kavuşan kullarından eylesin…

Ayşe ELSÖZ

Vaiz