'KUTU KUTU PENSE' oynayanlarımız vardır… Biz oynardık çocukken...

Çocukken arkadaşlarımızla el ele verir, halka oluşturur ve belirli bir ritimle dönerek ‘Kutu kutu pense, elmamı yerse, arkadaşım (misal Hasan) arkasını dönse’ tekerlemesini söylerdik…

Adını duyan çocuk, arkasını döner ve çemberde bu şekilde yer alarak oyunu devam ettirirdi… Oyunundaki ‘elma’ neden ‘Armut’ değil, ‘arkasını dönme’ neden dönülür, bu kurguyu hiç sorgulamaz masumane oynardık…

Peki, ‘Kutu Kutu Pense’nin ne olduğunu düşündünüz mü hiç?

Bir yanda çocuk, diğer yanda kutu kutu pense, ne alaka değil mi?

Alakası da yok elbet!

İlçemiz Malıçta / Ortaokul döneminde kıymetli öğretmenlerimiz merhum Pakize hocamız, Şükrü ve Gülümser Bağcı hocalarımız döneminde yabancı dilimiz ağırlıklı Franszca idi, bizimde öyle...

Kutu kutu pense oyunu, Fransa’da ‘écoutez écoutez pensez’ ismiyle oynanıyor, yani diyor ki ‘Dinleyin, dinleyin düşünün’ çocuklara.

Yani iki kere dinle, düşün ve anla diyor...

Biz Türkler ise bunu doğrudan alıp, söylenişi benzetip ‘Kutu Kutu Pense’ yapmışız, olmuş...

Olmuş mu peki?

Anlamış mıyız ne demek istediğini?

İki kere dinleyip, bir kere düşünmüş müyüz?

Maalesef kocaman bir HAYIR!

Dolayısıyla bazı kanunları, kuralları vb. Doğu’dan, Batı’dan, Güney’den, Kuzey’den alıp uygulamak doğru değilmiş onu anladık!

Elhamdülillah,

Biz Türk'üz,

Müslümanız,

Türk'ü sever, Türkçe düşünür, Türkçe yaşarız...

Bu, bu kadar basit!

En azından bunu anlarız inşallah...

Ves'selam...

…/…/…/…/…/…/…/…

BAĞLAMA VE BİZİM YUNUS…

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür’demişler…

Yanisi şu: İnsan hafızası unutur, unutkandır…

İnsan’ kelime kökeni itibariyle Arapça ‘nisyan’ kökünden geldiği biliniyor… Nisyan ise ‘unutan, unutkan’ anlamında kullanılıyor…

Ezcümle: İnsan unutur…

İyi, kötü, acı, tatlı, hata, sevinç, hüzün, yalan, dolan, talan vb… unutur!

Unutmak Cenab-ı Allah cc’ın büyük bir lütfu…

Bazen ise yıkım olabilir unutmak…

Bazı şeyleri ise unutmamız gerekir…

Unutmazsak sarsar insanı! Hayatı zindan eder!

Kimi zamanda hatırlamamız gereken şeyleri unutup hayatın doğal akışının değişmesine sebebiyet verebiliriz hafazanallah…

Öyleyse unuttuklarımızı birbirimize hatırlatmakta fayda var…

Her ne kadar ülkemizde ‘unuttum’un cezası yoksa da, kötü niyetlilerden daha uyanık olmalı, onların yaptığı kurnazca eylemleri hatırlamalıyız…

Değiliz desek te, dibine kadar sorumluyuz!

Hz. Yunusemre’nin benim hayatımda yeri bambaşkadır…

Bilenler bilir…

Evladımıza adını verdiğimiz Bizim Yunus’a sahip çıkmak, manevi değerlerini korumak boynumuzun borcudur…

Bizim Yunus, Türk Milleti için, inancımızı, Türklük bilincimizi pekiştirmesi için, aşk, hoşgörü, tasavvuf ahlakı ile insanları birbirine bağlaması açısından önemlidir… Hatta daha da fazlasıdır…

Yazılarımızı, TV programlarımızı, canlı yayınlarımızı takip edenler bilecektir ki takıntılı olduğum kelimelerdendir BAĞLAMA…

Geçmiş yıllarda sıklıkla gündeme getirdiğimiz BAĞLAMA kelimesi yanlış anlaşılmış ve/veya unutulmuş olacak ki, insanları birbirine bağlayan ‘Bizim Yunus'un eline haddi aşarak BAĞLAMA verenler türemişti memleketimizde...

(Eskişehir-Mihalıççık-Yunusemre türbe giriş yolunda Bizim Yunus’un eline bağlama verilmek suretiyle resmedilmiş, pullar bastırılmıştır)

Bu durumun en hafif tabirle Yunus felsefesini yanlış yorumlamaktan geçtiğini, hatta bile isteye yapıldığını düşünmek bile istemediğimizi belirtmiştik…

Konuyu Sağır Sultan’la bile konuşmuş, mesul olan gönlü sağıra duyuramamıştık!

Biliriz ki Bizim Yunus’un eline BAĞLAMA veren kadar, savunanların da mayasında gevşeklik, çapsızlık ve cahillik var!

Bundan sebeptir ki;

Bizim Yunus'u anlamak;

Bugünkü Sarıköy için, Malıç için, Eskişehir için, Türk Milleti ve Türkçe için dün olduğundan çok ama çok daha fazla ÖNEMLİDİR...

Görülüyor ki;

Hz. Yunusemre’n,in memleketi Sarıköy ve Malıç kültürümüz, Yunus felsefemiz, Türklük bilincimiz, yozlaşma ve tehdit altındadır...

Kurtuluş reçetemiz;

'ELLE' ve 'DİLLE' tepkiyi göstermek değil,

'GÖNLÜMÜZDEN' gelerek, samimice 'BUĞZETMEK' olacaktır...

…/…/…/…/…/…/…/…

VALLAHİ DE, TİLLAHİ DE YUNUS BURADADIR!

Sarıköy müdafilerinden, 20. yüzyılın en büyük şarkiyat uzmanlarından olan ve bir Anma Töreninde ‘Vallahi de Tillahi de Yunus buradadır’ dediğine bizzat şahit olduğum Abdülbaki Gölpınarlı bakın ne diyor?

‘Yunusemre gibi, halka mal olmuş büyüklere atfedilen mezarların bir kısmı, o büyüğün bir hatırasını yaşatır, bir izini belirtir. Bir kısmı bir yanlışın ifadesidir. Aynı adı taşıyan bir başkası, o adın sahibinin hüviyetine bürünmüştür; o olup çıkmıştır. Bir kısmı, bir hayalin, bir rüyanın meydana getirdiği anıttır. Bir kısmı ise evet, bunu da söylemek zorundayız; insanın zaafıdır bu; açıkgözlerin geçim vasıtası olarak icad edilmiştir, orda yatan menfaattir, düzendir, yalandır. Hayal ve ruyaların meydana getirdiğini söylediğimiz saflık anıtlarının çoğu, bu açıkgözlerin açıkgözlere devrettikleri geçim mihrablarıdır, elden ele devreder gider.’ Der…

Yazar ve Yunus gönüllüsü Rıdvan Bey’de ‘Bilgi güçtür, bilginlere güvenin. Okuyana, araştırana itibar edin. ‘her şeyi bildiğini zannedenlere değil.’ Demiş…

Daha ne desin!

Ves’selam…