Dijital dünyanın gerçek dışı, aldatıcı, bununla beraber renkli ışıklarının illüzyonu, aklımızı başımızdan almamalıdır. Mümin her yerde ahlaklı olan prensip sahibi, kişilikli bir insandır. Gerçeğin en değişmez huyu eninde sonunda ortaya çıkmaktır. Yani kişi sanal dünyanın bilinmez olduğu yanılgısıyla nefsine aldanıp yüz kızartıcı sözler yazmaktan ve edepten uzak hallere düşmekten, her şeyi gören ve bilen el-Basîr olan Allah’a sığınmalıdır. Zira sosyal medya ahlâkını harekete geçiren güç, Allah’ın bu güzel ismidir. “…Allah’a karşı gelmekten sakının ve bilin ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir” (Bakara 2/233). Kur’an-ı Kerim’de zikredilen bu ayette Rabbimiz bizi gerçek, sanal, dijital her mecrada etiğe, ahlâka, basirete ve murakabe şuuruna çağırmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in meşhur Cibrîl hadisinde belirtildiği üzere; “İhsan nedir?” sorusuna Efendimiz (s.a.v.), “Allah’a, O’nu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Çünkü sen O’nu görmesen de O seni mutlaka görmektedir” buyurdu (Müslim, Îmân, 1). Işığı var eden, her şeyi gören, gözleri yaratan, gördüren Allah Teâlâ’nın sevgisi kalplerdeyken klavye kahramanı geçinmek mümin işi olmasa gerektir! Çünkü insan yalnız ve başıboş değildir. İnsan, işi zor, yolu çetin ve uzun olan bir yolcudur.
Müminin misafir olduğu şu dünya aleminde kırıp dökme, kirlenme ve kibirlenme lüksü yoktur. Bu sebeple söylediği her sözün, girdiği her sosyal medya mecrasının, klavyeye her dokunuşunun bir gün önüne geleceğini, alnını ak veya kara yapacağını bilir ve sorumluluk şuuruyla davranır. Zira o elinden, dilinden kendi dahil hiç kimsenin zarar görmediği insandır (Tirmizî, Îmân, 12).
Bu marifet ve idrak, siber sahadaki her tıklamayı, beğeniyi, yorumu ve ekran kaydırmayı teknik bir iş ve zevk olmaktan çıkarıp, amel defterine kaydedilen etik, ahlâkî bir tutuma dönüştürür. Bu sebeple cenneti uman, cehennemden korkan bir müminin gönlünde şu hadis hep yankılanır: “Her duyduğunu söylemesi, kişiye yalan olarak yeter” (Ebû Dâvûd, Edeb, 80). O halde duruşumuz sadece camide Müslümanca olamaz. Hayatın her alanında ve siber dünyadan istifade etme hususunda da mümince bir tavrımız olmalıdır.
Bilgi kirliliği ve dezenformasyona karşı hayır demeden; linç kültürü, siber zorbalık ve itibar suikastlarını reddetmeden; algoritmik yabancılaşma ve vakit israfına son vermeden bu Müslümanca duruştan bahsedemeyiz. Sınırsız kaydırma bağımlılığı, kişinin zihinsel odaklanmasını parçalayarak tefekkür becerisini köreltmekte; insanı “mâlâyâni (faydasız ve boş)” içeriklerin esiri haline getirmektedir. İşte burada duruşumuz tahkik, doğrulama, mahremiyete saygı, söz iffeti ve göz edebi yanında olmalıdır ki dijital mecralarda ahlâkî bir duruş sergileyebilelim.
İşte tam burada seçici geçirgen hücre zarı gibi olmak adına dört filtre kuralını arz etmek istiyorum: Birinci olarak mümin dijital diyet ve zaman sınırlamasının dünyası ve ahireti adına hayati önemde olduğunu düşünmeli; buna gönülden inanmalı, dijital obezlikten uzak durmalıdır. İkinci olarak gereksiz uygulamalar silinmeli, faydasız içerikler hemen terk edilmelidir. Üçüncü olarak paylaşılan her bilgi doğru olmalı ama her doğru yersizce her yerde paylaşılmamalıdır. Dördüncü olarak üslubumuz hem hayatta hem de dijital mecralarda nezih, temiz ve nazik olmalıdır.
Dijital teknolojiler bir nimettir, bizatihi gayri ahlâkî değildir. Onlar birer araç ve vasıtadır. Bu araçları ahlâkî bir hedefe hizmetkâr kılmak, bireyin “el-Basîr” olan Allah’ın huzurunda olduğu bilincini siber uzaya, sanal dünyaya taşıyabilmesiyle mümkündür. İnsan, klavye başında yalnız kaldığı anlarda dahi üzerinde ilahî ve beşerî gözetimin kesintisiz sürdüğünü, Allah’ın murakabesi altında bulunduğunu, dijital ortamda bıraktığı izlerin sorumluluğunu taşıdığını unutmadığı takdirde; sosyal medya bir tahribat sahası olmaktan çıkıp hakikatin, marufun ve ilmin tebliğ edildiği ahlâkî ve insanî bir mecraya dönüşecektir…
Ahmed Sacit EKERİM
İl Müftü Yardımcısı