İnsan, sosyal bir varlık olarak yaratılmıştır. Bu fıtratının gereği olarak da, insanlarla ve diğer canlılarla bağ kurabilen bir özelliktedir. İnsan bütün ihtiyaçlarını, içinde doğup büyüdüğü toplumdaki meslek erbabının üretmiş olduğu mal ve hizmetlerle karşılamaktadır. Ekmek için fırıncıya, elbiselerini dikmek için de terziye muhtaçtır. Böylece diğer insanlarla iletişime geçmesi, işbirliği ruhuyla hareket ederek alışveriş yapması kaçınılmaz hale gelmiştir.
İnsan hücrelerden, toplum da bireylerden oluşmaktadır. Kur’an-ı Kerim, evrende bulunan canlı-cansız bütün varlıkları, Allah’ın varlığını, birliğini ve sınırsız kudretini gösteren ayetler/deliller olarak takdim etmektedir. O şöyle ifade eder: “Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır” (Rum 30/22). Toplumu oluşturan fertler de Allah’ın birer ayetidir.
Allah insanları da birbirinden farklı özellik ve güzellikte yaratmıştır. O dileseydi bütün insanları tekdüze, tek tip ve tek bir millet olarak da yaratabilirdi. Konuyla ilgili bir ayette; “Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı” (Hûd 11/118) buyrulmaktadır. Demek ki Allah’ın muradı, insanları ve bütün canlıları birbirinden farklı formatlarla yaratarak varlığını ve kudretini izhar etmektir. O (c.c.), birbirlerinden farklı yarattığı bu insanları ve insan topluluklarını başıboş bırakmamış, beşeri münasebetlerinin sağlıklı bir şekilde nasıl yürüyeceğini kitaplarıyla ve elçileriyle talim etmiş ve insanları tearüfe/tanışmaya davet etmiştir. Nitekim ayette; “Ey insanlar! Şüphesiz biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık…” (Hucurat 49/13) buyrulmaktadır.
Her ne kadar her birimiz farklı yaratılmış olsak da, neticede aynı anne ve babadan çoğalmışız. Dolayısıyla yaratılış özellikleri bizi birbirimizden üstün bir konuma getirmez. Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu beyânı bunu ne güzel açıklamaktadır: “Ey insanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır… Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır…” (Müsned, V/411). Öyleyse insan kendisini büyük görmemelidir. Büyüklüğün alameti, tevazu göstermektir. İnsan, büyüklük ve üstünlüğün takvada olduğu bilinciyle hareket etmelidir.
İnsan, toplum içerisinde yaşayan bir varlık olması hasebiyle diğer bireylerle karşılıklı hak ve sorumluluk ilişkisi içerisindedir. Bu nedenle bireyin, sahip olduğu hakların yanı sıra topluma ve diğer insanlara karşı birtakım sorumlulukları da bulunmaktadır. İnsan; ailede, okulda, iş yerinde, mahallede ve toplumun bütün alanlarında diğer insanlarla ortak bir hayatı paylaşmaktadır. Bu paylaşım sadece ortak bir mekâna münhasır değildir. Her alanda bir paylaşma söz konusudur.
Birlikte yaşama ahlakının en önemli unsurlarından biri de farklılıklara saygıdır. İnsanların düşünceleri, karakterleri, edinmiş oldukları alışkanlıkları ve hayat tecrübeleri birbirinden farklı olabilir. Farklı olmak, birbirimize düşmanlığın gerekçesi olmamalıdır. Farklı olmak düşmanlığa ve çatışmaya değil, aksine tanışmaya ve kaynaşmaya vesile olmalıdır.
Farklı insanların oluşturduğu toplumun huzuru, yalnızca kanunlarla değil, aynı zamanda ahlâkî değerlerle muhafaza edilir. Kanunların ulaşamadığı noktalarda vicdan ve ahlak devreye girer. İnsan, “Bana yapılmasını istemediğim bir şeyi başkasına yapmamalıyım” anlayışını hayatının merkezine yerleştirdiğinde, birlikte yaşamanın en önemli esaslarından birini benimsemiş olur.
İslam ahlakına baktığımızda da insan ilişkilerinin temelinde saygı, merhamet, adalet ve kardeşlik olduğunu görürüz. Kur’an-ı Kerim insanların birbirleriyle alay etmesini, birbirlerini hor ve hakir görmesini, kötü lakaplarla çağırmasını, birbirlerinin dedikodusunu yapmasını ve kusurlarını araştırmasını yasaklamıştır (Hucurat 49/10-12). Toplumun birlik ve beraberliğini tahrip eden de bu ve benzeri davranışlardır.
Netice olarak; insan en dar daireden yani kendinden başlayarak, aile fertlerine, komşularına, mahalle sakinlerine ve diğer insanlara karşı saygılı olmalı, farklılıkları da zenginlik görmeli; kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkasına reva görmemelidir. Sadece kendisini değil, başkalarını düşünme erdemini de göstermeli; başkalarının hak ve hukukuna riayet etmelidir. Böyle yapıldığı takdirde, dünya daha yaşanılır bir hale gelecektir…
Musa EGE
Vaiz