Akraba kelimesi, Arapça’da “yakınlar” anlamına gelmektedir. Bir insanın, neseb bakımından veya evlilik yoluyla oluşan yakınlarına “akraba” denir. Akrabalar, yakın ve uzak olması bakımından ikiye ayrılır. Müslümana da akrabaya karşı görevlerinde bu yakınlık ve uzaklık mefhumuna göre hareket etmesi emredilmektedir. Hem mutluluk hem de sıkıntı anında kişinin yanında olması gerekenler akrabalardır. Dolayısıyla akrabalık, hakları olduğu gibi görevleri de barındırır. Dinimizde akrabalık bağları anlamına gelen kelime “sıla-i rahim” dir. “Sıla”, ilişki, bağ, yakınlık; “rahim” de ana rahmi ve akrabalık bağı demektir. Bir kutsi hadiste Rabbimiz (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “Ben Rahman’ım. Rahim’i (akrabalık bağını) yarattım ve ona ismimden bir isim verdim. Kim onu gözetirse ben de onu gözetirim; kim de onu koparırsa ben de ondan (rahmetimden) koparım” (Ebû Dâvûd, “Zekât”, 45). Bu hadisten hareketle sıla-i rahim, bireyler arası hukuku düzenlemenin yanında ilahi hukuku da içeren bir yapıdadır. Dolayısıyla akrabalık hukukunu koruyan kişinin, aynı zamanda Rabbiyle de bağını güçlendirdiği söylenebilir.

Bir Müslümanın herhangi bir meselede nasıl hareket etmesi gerektiği hususunda bakması gereken iki kaynağı vardır. Bunlar Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin sünnetidir. Akrabalık konusunda Rabbimiz şöyle buyurmaktadır: “...Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir” (Nisa 4/1) ve Cuma günü hutbenin sonunda devamlı okunan ayet; “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder...” (Nahl 16/90).

Rabbimiz, Kuran-ı Kerim’de akrabalık konusunun geçmiş ümmetlere de emredildiğinden bahsetmektedir. Bu durum, akrabalık hukukunun evrensel bir değer olduğuna işaret etmektedir. Konuya dair ayet şu şekildedir: “Bir zamanlar biz İsrailoğullarından, ‘Yalnız Allah’a kulluk edeceksiniz, anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz...’ diye söz almıştık” (Bakara 2/83). Yukarıda yer verdiğimiz ayet-i kerimeler, akrabalığın, Allah’a itaatten sonra zikredilerek ne kadar önemli olduğuna işaret etmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hayatında akrabalık hem olumlu hem de olumsuz yönleriyle yer almaktadır. Risaletin ilk yıllarında O’nun getirdiği mesajlara karşı en fazla direnen, İslam ve Müslümanlar aleyhinde en fazla çalışanların akrabaları olması manidardır. Bu meseleye en çarpıcı örnek, amcası Ebu Leheb’tir. Ancak Allah Rasûlü bütün bu olumsuzluklara rağmen, Rabbimizin, “En yakınlarını uyar” (Şuarâ 26/214) ayeti mucibince akrabaya karşı müspet/yapıcı yaklaşımını her daim korumuş, onların İslamla müşerref olması için gayret sarfetmiştir. Bu meyanda zikrettiği bazı hadisler şu şekildedir: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, akrabasını görüp gözetsin” (Buhârî, “Edeb” 85); “Akrabalık bağı, Allah’ın rahmetinden bir bağdır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Kim akrabalık bağıyla ilgilenirse ben de onunla ilgilenirim, kim onunla bağını koparırsa ben de onunla ilgimi keserim’” (Buhârî, “Edeb”, 13). “Rızkının bol, ömrünün bereketli olmasını arzu eden, akrabalık bağını devam ettirsin” (Buhârî, “Edeb”, 12).

Dinimiz insanlara iyilik yapmayı emretmiştir. Akrabalarımız, bu insanların başında gelmektedir. Çünkü akrabaya iyilikte hem iyilik hem de sıla-i rahim söz konusudur. Konuya dair hadis şu şekildedir: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’e bir kadının, muhtaç olan eşine yardım etmesinin sadaka yerine geçip geçmeyeceğini sorması üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: ‘Evet, iki sevap vardır: Biri sadaka sevabı, diğeri de sıla-i rahim sevabıdır’” (Buhârî, “Zekât”, 48).

Günümüzde akrabalık bağları ziyadesiyle zayıflamıştır. Bunda kentleşme, çalışma hayatı ve akrabalığın yerine ikame ettiğimiz sosyal medya yönlü ilişkiler etkili olmaktadır. İletişim araçlarının bu denli çoğaldığı bir noktada akrabalarla iletişimin aksi yönde olması üzücü bir durumdur. Elbette imtihan hayatında akrabalar bazı sebeplerden dolayı birbirileriyle problem yaşamaktadır. Bu noktada Allah Rasulü’nün şu hadisi yön gösterici mahiyettedir: “Akrabalık bağlarını, bir selamla bile olsa yerine getirin” (Taberânî, el-Mu‘cemü’l-evsat, 5/254).

Betül ÖZTOPRAK

Vaiz

(YENİGÜN GAZETESİ'NDEN ALINTIDIR)