İslam ahlakının temel esaslarından biri de doğruluk ve dürüstlüktür. Doğruluk; sözde, davranışta, niyette ve insanlarla ilişkilerde hakikatten ayrılmamaktır. Dürüstlük ise insanın, içi ile dışının bir olması, emanete riayet etmesi ve güvenilir bir karakter sergilemesidir.

Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim ve Efendimiz (s.a.v.)’in örnekliği, müminleri her zaman doğru olmaya çağırmış; yalan, hile ve aldatmayı ise şiddetle kınamıştır.

Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun” (Tevbe 9/119).

Bu ayet, müminlerin hem doğru sözlü olmalarını, hem de doğruluk üzere yaşayan insanlarla beraber bulunmalarını öğütler. Çünkü insan, bulunduğu çevrenin etkisi altında kalır. Doğru insanların yanında olmak, kişinin ahlâkını da güzelleştirir.

Bir başka ayette ise şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın…” (Ahzâb 33/70-71). Bu ayet-i kerime de bizlere, doğruluğun sadece ahlâkî bir erdem değil, aynı zamanda günahların affına vesile olacak güzel bir haslet olduğunu göstermektedir.

Her konuda bize rehber olan Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’in hayatı, bizim için doğruluk ve dürüstlük konusunda da en güzel örnektir. Gençlik yıllarından itibaren ticaretle uğraşan Hz. Peygamber (s.a.v), alışverişlerinde asla hile yapmamış ve daima doğru sözlü olmuştur. Mekke toplumunda dürüstlüğü ve güvenilirliğiyle tanınmış, kendisine “el-Emîn” (Güvenilir insan) lakabı verilmiştir. İnsanlar en kıymetli eşyalarını ve emanetlerini tereddüt etmeden ona teslim ederlerdi. Bu durum, doğruluk ve dürüstlüğün insanı toplum nezdinde nasıl yücelttiğinin en güzel örneklerinden biridir.

İnsanları İslam’a davet ederken Safa Tepesi’ne çıktığında, Mekkelilere “Size şu dağın arkasından bir düşman ordusu geliyor desem bana inanır mısınız?” diye sormuş; onlar da “Sen hayatında hiç yalan söylemedin, sana inanırız” diyerek onun doğruluğunu tasdik etmişlerdir (Buhârî, Tefsir (Şuarâ), 2).

Peygamberimizin (s.a.v.) en büyük düşmanı Ebû Cehil; Muhammed! Biz seni yalanlamıyoruz, sen bizim kanaatimize göre doğrusun. Biz ancak senin getirdiğini yalanlıyoruz” (Tirmizî, Tefsir, 7/1) demiş, bu söz Peygamberimiz (s.a.v.)’i üzmüştü. Bunun üzerine; “(Rasûlüm!) Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler, açıktan açığa Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar” (En’âm 6/33) ayeti inmiştir.

Allah Rasûlü (s.a.v), hak ve hukuku gözetmekte de son derece dürüsttür. Hüküm verirken veya hak dağıtırken kimseye ayrımcılık yapmamış, adaletin sağlanmasında kendi ailesi söz konusu olsa bile taviz vermemiştir. Herkese karşı samimi ve net olmuştur. İkiyüzlülüğe müsade etmemiş, arkadan konuşmaktan (gıybet) şiddetle kaçınmıştır.

Sözün Sultanı (s.a.v), doğruluk konusunda ümmetine şu önemli tavsiyeyi vermiştir: “Doğruluktan ayrılmayın. Çünkü doğruluk insanı iyiliğe, iyilik de cennete götürür. Kişi devamlı doğru söyler ve doğruluktan ayrılmazsa Allah katında ‘sıddık (doğruluktan ayrılmayan)’ olarak yazılır. Yalandan sakının. Çünkü yalan kötülüğe, kötülük de cehenneme götürür. Kişi devamlı yalan söyler, yalan peşinde koşarsa Allah katında ‘kezzâb (yalancı)’ olarak yazılır” (Müslim, Birr, 105).

Doğruluk ve dürüstlüğün gitgide azaldığı günümüzde bu konu, aile hayatında, eğitimde, iş hayatında, sosyal medyada ve insan ilişkilerinde daha da önemli hâle gelmiştir. Maalesef günümüzde yalan haber yaymak, haksız kazanç elde etmek, emanete ihanet etmek, insanları aldatmak v.b.. davranışlar bireysel ve toplumsal güveni zedelemektedir. Müslüman, Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını örnek alarak, her alanda doğruluğu ilke edinmeli, söz ve davranışlarıyla güven veren bir şahsiyet olmalıdır.

Bu bilgiler ışığında sonuç olarak şunu ifade edebiliriz ki, doğruluk ve dürüstlük, İslam’ın vazgeçilmez ahlâkî değerlerindendir. Doğru olmak sadece bir erdem değil, aynı zamanda Allah’ın emri ve Peygamberimizin sünnetidir. Mümin hiçbir zaman doğruluktan ayrılmamalı; özü, sözü ve davranışlarıyla güvenilir bir insan olma gayreti içinde bulunmalıdır. Çünkü güvenin olmadığı yerde huzur, doğruluğun olmadığı yerde ise gerçek iman olgunluğu düşünülemez…

Ayşe ELSÖZ

Vaiz

(Yenigün Gazetesi'nden alıntıdır.)