İslam ahlak anlayışında dil, insana bahşedilmiş en büyük nimetlerden ve aynı zamanda en çetin sınavlardan biridir. Kelam, yalnızca zihindeki düşüncelerin dışa vurumu değil; ruhun aynası, kalbin dışarıya sızan kokusudur. Söz ahlakı; insanın konuştuğu her kelimede dürüstlüğü, nezaketi, adaleti ve sorumluluğu gözetmesini ifade eder. İslam, bireyin iç dünyası ile dışa yansıyan tutumları arasındaki dengeyi kurarken söze hususi bir önem atfetmiştir.
Kur’an-ı Kerim, sözün insan ilişkilerindeki ve kulun Rabbiyle olan bağındaki dönüştürücü gücüne defalarca dikkat çeker. Rabbimiz (c.c.) şöyle buyurur:
“Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer…” (İsrâ 17/53).
Bu ayet-i kerime, sadece doğru konuşmayı değil, doğrular arasından da “en güzel olanı” seçip söylemeyi emreder. Kırıcı, sert ve yıkıcı üslup, hakikati taşısa dahi muhatabında istenilen etkiyi oluşturmaz. Sözün ahlaki bir değer taşıyabilmesi için biçiminin de yapıcı ve nazik olması gerekir.
Sözün sorumluluğu, onun muhatabında bıraktığı etki kadar, ilahi kattaki tescilinde de saklıdır. Ayette belirtildiği üzere; “İnsan hiçbir söz söylemez ki, onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın” (Kâf 50/18). Ağızdan çıkan her cümlenin bir kayda tabi olduğunu bilmek, mümin için en temel özdenetim mekanizmasıdır.
“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin” (Ahzâb 33/70) ilahi emri ise söz ahlakının omurgasını oluşturan doğruluk ilkesini perçinler.
Bir başka ayette ise güzel söz; “kökü sağlam, dalları göğe yükselen güzel bir ağaca” benzetilerek kelamın kalıcılığı ve bereketi vurgulanmıştır (İbrâhim 14/24).
Hz. Peygamber (s.a.v.) de söz ahlakını, imanın pratik hayattaki tezahürü olarak tarif etmiştir. Meşhur bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır:
“Allah’a ve ahiret gününe iman eden kişi ya hayır söylesin ya da sussun…” (Buhârî, Rikâk, 23). Bu nebevi ölçü; gevezeliğe, dedikoduya, gıybete ve faydasız kelama karşı çekilmiş en net sınırdır. Sözün bir hayra vesile olmayacağı, aksine gönül kıracağı yahut fitne çıkaracağı durumlarda sükût etmek, konuşmaktan çok daha erdemli bir tavırdır.
Yine bir başka hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Müslüman tanımını doğrudan dil ahlakı üzerinden yapar:
“Müslüman, dilinden ve elinden diğer Müslümanların güvende olduğu kimsedir” (Buhârî, İman, 5).
Yalan, iftira, gıybet, alay etme ve lakap takma gibi dille işlenen günahlar, bireysel ilişkilere zarar verdiği gibi toplumsal güven duygusunu da derinden zedeler. Dilin sebep olduğu tahribat, fiziki yaralardan çok daha derin ve kalıcı izler bırakır. Ayrıca Efendimiz (s.a.v.); “İnsanları cehenneme sürükleyen, dilleriyle kazandıkları değil midir?” (Tirmizî, Îmân, 8) buyurarak, dilden dökülen kelimelerin insanın ahiret hayatındaki kaderini tayin edeceğini ifade etmiştir.
Özetle söz ahlakı; neyi, ne zaman, nerede ve nasıl söyleyeceğini bilme sanatıdır. Dilin iffeti ve doğruluğu, kalbin paklığından beslenir. İnsan, söylediklerinden sorumlu olduğu kadar, ifade etme biçiminden ve üslubundan da sorumludur. Yapıcı, doğru, nazik ve hayırlı kelamlar üretmek; hem dünyevi huzurun hem de uhrevi kurtuluşun en temel anahtarlarından biridir…
Yunus Emre ÜRKER
Vaiz
(Yenigün Gazetesi'nden Alıntıdır)