İnsan, yıllar geçtikçe çocukluk günlerine daha fazla özlem duymaya başlıyor. Bu durum sadece o günleri özlediğimizden değildir aslında. İçimizdeki o tertemiz ve saf duygulara, dertsiz ve kedersiz olduğumuz günlere, sıkıntı çektiğimizde bize sahip çıkacak ve kendimizi güvende hissettirecek ailemizin varlığını bildiğimiz günlere olan özlemimizdendir. Yaşadığımız yerde Cuma günü olduğunda farklı bir hava oluşur; esnaf dükkânını kapatır, çalışan insanlar işini bırakır, birlik ve beraberlik ruhuyla camilerimize akın ederlerdi. Dedelerimiz ve babalarımız en güzel ve temiz kıyafetlerini giyerler, abdestlerini alıp güzel kokular sürerler, bizi de yanlarına alıp aynı heyecanla camiye götürürlerdi. İşte o günleredir özlemimiz…
Daha cami avlusuna girdiğimizde o manevi huzuru ve havayı teneffüs ederdik. Büyüklerimizin başımızı okşamaları, bizim de hürmetle onların ellerini öpmemiz o günlere dair en güzel hatıralardı. Camilerimizde saflar dolardı ve huşu içinde yapılan vaazı dinlerdik. Dedeleri ve babaları tarafından yanlarına alınmış çocukları ve genç-yaşlı, zengin-fakir, çalışan-emekli demeden herkesi aynı safta buluşturan, gönülleri birbirine bağlayan eşsiz mekânlardır camilerimiz.
Camilerimiz; aynı inançla huzura erdiğimiz, dünyanın yükünü bir nebze olsun omuzlarımızdan bıraktığımız müstesna mekânlardır. Orada makamın, mevkinin ve statünün hiçbir anlamı yoktur. Herkes ümmet olma şuuruyla omuz omuza Rabbine kulluğunu arz eder. Cuma ise haftalık manevi dirilişimizin en önemli vesilelerinden biridir. Bireyselliğin zirve yaptığı çağımızda insanlar her geçen gün biraz daha yalnızlaşıyor. Camilerimiz ise asla sahipsiz olmadığımızı ve bizi her daim görüp gözeten yüce Rabbimizin varlığını hissettirmekte; ümmet olarak birlik ve beraberlik içerisinde olmamız gerektiğini hatırlatmakta değil midir? Yüce Rabbimiz (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman Allah’ı anmaya koşun ve alışverişi bırakın. Bilirseniz bu, sizin için çok hayırlıdır” (Cum‘a 62/9). Belki de bu çağrı insanı sadece namaza değil huzura, kardeşliğe ve kalplerin Rabbiyle yeniden buluşmasına davet etmektedir.
Camilerimizin, Allah’ın zikredildiği, O’na ibadetle yöneldiğimiz mekânlar olması hasebiyle adabı da vardır. Camiye girdiğimizde içimizi kaplayan huzur ve sükûneti ibadet süresince devam ettirmeli, dünya meşgalelerinden ve boş sözlerden uzaklaşmalı, ruhumuzu Rabbimizin huzuruna durmaya hazırlamalıyız. Bu güzel mekânlarda çocukları asla azarlamamalı, onların masumiyetini incitmemeye dikkat etmeli, geleceğin cami cemaatinin bugünün çocukları olduğunu unutmamalıyız. Namaz hazırlığı yaparken diğer Müslümanları rahatsız etmemeli, vaaz ve sohbet yapılıyorsa can kulağıyla dinlemeli, vaazda anlatılan ve kendimizde eksik olarak gördüğümüz noktaları hayatımıza yansıtmaya gayret etmeliyiz. Özellikle Cuma namazına erken gitmeli, hutbe okunurken telefonla meşgul olmak ve diğer insanlarla konuşmak gibi Cuma namazının ruhuna zarar veren davranışlardan uzak durmalıyız. Bu hususta Peygamberimiz (s.a.v.)’in şu hadis-i şerifi ne kadar da manidardır: “Kim cuma günü gusleder, erkenden camiye gider, hutbeyi dikkatle dinler ve susup edeple takip ederse; attığı her adım karşılığında ona bir yılın oruç ve gece ibadeti sevabı verilir” (Tirmizî, Cum‘a, 4).
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, aynı kıbleye yönelmiş gönüllerin yeniden birbirini hatırlamasıdır. Çocuklarımızı camiden uzaklaştırmadan, onlara cuma ruhunu ve cami adabını sevdirerek büyütmeliyiz. Çünkü camiler sadece namaz kıldığımız mekânlar değil; huzuru, kardeşliği ve ümmet olma bilincini yeniden hissettiğimiz kutlu mekânlardır. Rabbimiz, bizleri camilerin huzurundan ve cuma günlerinin bereketinden mahrum bırakmasın… Birlik ve beraberliğimizi daim eylesin…
Cumanın feyiz ve bereketinden hakkıyla istifade edebilmek dileğiyle…

Muhammed Ali YAVUZ

Vaiz