AK Parti'nin hikâyesi kalmadı…
Siyasette iktidarlar yalnızca sandıkta kaybetmez.
Önce toplumun zihninde gerilemeye başlarlar.
Çünkü her büyük siyasal hareketi iktidara taşıyan şey sadece oy değildir; topluma anlattığı hikâyedir.
Bir hedef...
Bir umut...
Bir gelecek tasavvuru...
İnsanlar yalnızca yöneticilere değil, kendilerini yarına taşıyacak fikirlere oy verirler.
AK Parti de 2002 yılında böyle bir hikâyeyle iktidara geldi. Yasakların kalkacağına, ekonominin büyüyeceğine, Avrupa Birliği hedeflerine, demokratikleşmeye ve istikrara dair güçlü bir anlatısı vardı. Toplumun geniş kesimleri bu hikâyeye inandı ve uzun yıllar destek verdi.
Bugün ise aynı soruyu sormak gerekiyor:
AK Parti'nin Türkiye'ye anlattığı yeni hikâye nedir?
Ekonomi mi?
Hayat pahalılığı mı?
Gençlerin umudu mu?
Eğitim mi?
Hukukun üstünlüğü mü?
Yoksa sürekli büyüyen adalet tartışmaları mı?
İktidarın son dönemde oluşturduğu gündeme baktığımızda yeni bir vizyon görmek yerine, daha çok savunma refleksi görüyoruz.
Bir komedyenin tutuklanması...
Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar...
Siyasi partilerden milletvekili, belediye başkanı ve meclis üyeleri transferleri...
Muhalefetin iç krizlerinin büyütülmesi...
Bunların hiçbiri bir kalkınma programı değildir.
Hiçbiri yeni bir Türkiye vizyonu da değildir.
Bunlar, siyasal enerjisini geleceğe değil rakibinin zayıflamasına bağlayan iktidarların başvurduğu yöntemlerdir.
İktidarlar, rakiplerini konuşarak ayakta kalmaya başladıkları gün kendi hikâyelerini kaybetmeye başlamış olurlar.
Tam da bu noktada muhalefetin önünde tarihî bir fırsat bulunmaktadır.
Ancak bu fırsatın önünde ciddi bir risk de vardır.
O risk, bütün enerjiyi CHP'nin iç hukuk tartışmalarına hapsetmektir.
Mutlak butlan davası elbette hukuki bir süreçtir.
Yargıtay kararını verecektir.
Kararın ne yönde olacağı hukuk çevrelerinde farklı değerlendirmelere konu olmaktadır.
Özellikle devam eden bir ceza davasındaki kesinleşmemiş iddiaların, hukuk yargılamasına dayanak yapılmasının isabeti konusunda önemli tartışmalar bulunmaktadır.
Son sözü elbette yüksek yargı söyleyecektir.
Ancak siyaset mahkeme takvimine ve oradan çıkacak karara göre şekillenemez.
Toplumun Yargıtay’ı bekleyecek kadar ne zamanı nede lüksü vardır.
Siyasal enerji beklemez.
Değişim arzusu da sonsuza kadar canlı kalmaz.
Bugün, Özgür Özel'in yakaladığı toplumsal dinamizm ile Ekrem İmamoğlu'nun oluşturduğu siyasal motivasyon, yalnızca bir parti içi hukuk mücadelesine sıkıştırılırsa zamanla etkisini kaybedebilir.
Türkiye'nin ihtiyacı sadece iktidarın değişmesi değildir.
Nasıl yönetileceğinin de anlatılmasıdır.
Ekonomi nasıl ayağa kaldırılacak?
Hukuk devleti nasıl yeniden kurulacak?
Devlet kurumlarında liyakat nasıl sağlanacak?
Gençler neden bu ülkede kalmak istesin?
Üreten ekonomi nasıl oluşturulacak?
Yerel yönetim deneyimi ülke yönetimine nasıl taşınacak?
Muhalefetin artık bu soruların cevabını vermesi gerekiyor.
Çünkü insanlar yalnızca "iktidar gitsin" demiyor.
"Yerine ne gelecek?" sorusunu da soruyor.
Siyaset, sadece iktidarı eleştirme sanatı değildir.
Siyaset aynı zamanda umut üretme sanatıdır.
Bugün Türkiye'nin en çok ihtiyaç duyduğu şey de budur.
Yeni bir hikâye...
Yeni bir yön...
Yeni bir demokratik gelecek tasavvuru...
Geçmişe takılıp kalan siyaset geleceği inşa edemez.
Dikiz aynasına bakarak uzun yol gidilemez.
Muhalefet, CHP'nin iç hukuk tartışmalarını aşan; toplumun tamamına hitap eden yeni bir siyasal dil kurabildiği ölçüde başarıya ulaşacaktır.
Çünkü bugün mesele yalnızca bir partinin genel başkanının kim olacağı değildir.
Mesele, Türkiye'nin önüne yeni bir istikamet koyabilmektir.
AK Parti'nin en büyük sorunu artık muhalefetin güçlenmesi değildir.
En büyük sorunu, kendi kurduğu hikâyeyi tüketmiş olmasıdır.
Ve siyaset tarihinin belki de en değişmez kuralı şudur:
İktidarlar sandıkta yenilmeden önce, toplumun hayal gücünde yenilirler.
Bir iktidarın en büyük sermayesi toplumun inandığı hikâyedir. O hikâye bittiğinde, iktidarın ömrü de geri saymaya başlar."
Değişimin hikâyesi isimlerle değil VİZYON’ la olur.
Siyasette yeni bir güneş doğuyor..
+++++
Devran ne saray tanır, ne alkışın ömrünü;
Zaman sessizce siler en parlak mühürünü.
İktidarı ayakta tutan korku değil, umuttur;
Hikâyesi tükenen, taşır kendi hükmünü
(Yenigün Gazetesi'nde alıntıdır)