İl Vaizi Betül Öztoprak'ın yazısı...
Rabbimiz, kainatta yarattığı denge ile mahlûkata farklı görevler yüklemiştir. Akıl nimeti, dünyanın canlı bileşenlerini oluşturan hayvanlar ve bitkilerden farklı olarak,insanlar içinnitelik bakımından en büyük ayıraç olmuştur. Çünkü akıl; sorumlu olmayı, düşünmeyi, planlamayı ve yönetmeyi içinde barındırır. Dünyadaki mahlûkatın başı, sorumlusu da akıl nimetini elinde bulunduran insanoğludur. Rabbimiz (c.c.), dünyada insanoğluna sorumluluğun verildiğini'Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.' (Ahzab 33/72) şeklindezikretmektedir.Kainatta insan, yegane sorumludur, zira akıl nimeti ona verilmiş ve imtihan hayatının bir parçası olmuştur.Aklın asli yapısını koruması gerekir. Yaratıldığı hali yani fıtratını muhafaza etmesi hakikati bulmaya yardımcı olacaktır. Çünkü insanoğlu, bilgi birikimi, düşüncesi ve ideolojisine göre zamanla farklı yönlere göre tecrübesini oluşturabilmektedir. Her insanın dağarcığındaki bilgiler, aklını bilgi temelli yönlendirecektir. Bu noktada bir Müslüman için doğruyu bulmada 'aklıselim' bir bakış açısı önemlidir. İnsanın 'aklıselim' yani fıtrat üzere olması,Kuran ve sünnet rehberliğindehakikati bulmasına yardımcı olacaktır.
İnsanın 'aklıselim' noktasına ulaşması için öncelikle ciddi okumalar yapması gerekir. Okumak, fikri yönden olduğu gibi, hayatı ve kainatı tanımakla da olabilir. Mesela Hz. İbrahim (a.s.)'in Yaratıcıyı arama süreci Kuran-ı Kerim'de şu şekilde anlatılır:'Gecenin karanlığı onu kaplayınca bir yıldız gördü. 'Rabbim budur' dedi. Yıldız batınca da 'Batanları sevmem' dedi. Ayı doğarken görünce, 'Rabbim budur' dedi. O da batınca, 'Rabbim bana doğru yolu göstermezse elbette yolunu şaşırmış kimselerden olurum' dedi. Güneşi doğarken görünce, 'Rabbim budur; zira bu daha büyük' dedi. O da batınca dedi ki: 'Ey kavmim! Ben, sizin (Allah'a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Ben, O'nun birliğine inanarak yüzümü, gökleri ve yeri yoktan yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.' (En'am 9/76-79). Ayrıca Rabbimiz, 'O halde yaratanla yaratamayan bir olur mu? Siz düşünmez misiniz?' (Nahl 16/18) ayetiyle düşünmeye teşvik etmektedir.Allah Rasûlü (s.a.s.) ise akıl nimeti hakkında, 'Akıllı kişi, nefsini koruyup ahireti için çalışandır; aciz ise, nefsinin hevasına uyup devamlı temennide bulunandır' (İbnMace, 'Zühd' 31) buyurarak düşünerek hareket etmeyi, hayatın her aşamasında, öncelikle Müslümanın kendi eksiklerine odaklanmasını 'en büyük cihad, nefisle olandır' (Tirmizi, 'Cihad' 2) buyurarak bize verilen aklı kendi istikametimiz için kullanmayı tavsiye etmiştir.
Kainat, kendini okumak ve düşünmek için birçok delili içinde barındırır. Her birey, sadece kendi etrafında akan hayatta dokunduklarını düşünse mesele daha iyi anlaşılacaktır. Mesela mevsimlerin oluşumu, bitkilerin aynı dönemde yeşermesi, meyve vermesi ve yapraklarını dökmesi bir Yaratıcının varlığını ispat etmekte değil midir? İnsanın, en basit nefes alıp vermesinin bir ücrete tabi olduğu düşünülse veya nefesin salgın sürecinde ne kadar kıymetli olduğu hatırlansa,binlerce hücreden oluşan vücudun dengesini kaybetmesiyle hayatın nerelere gittiğine bakılsa, kainatta en küçük mikro canlılardan en büyüğüne her birinin rızkını bulduğu ve dünya sisteminin insanın müdahalesi olmayınca sorunsuzca nasıl kendiliğinden akıp gittiği müşahede edilse, bir tefekkür vesilesi olarak hepsinin bir yöneticisinin olduğu tespit edilebilir.
Bilmek ve düşünmek, her zaman tek başına yeterli değildir. Çünkü bir Müslüman açısından bildiklerini hayata aktarması da önemlidir. Müslümanım demek, bir iddiadır. İddianın ispatı, İslam'ı yaşamaktır. Susuz kalan bir ağacın zamanla ölmesi gibi, uygulanmayan dininhayatımızda yaşaması zordur.Dinin yaşaması da ancakyapılacak ibadetlerin uygulanmasıyla olur. Her bir ibadeti yaparken kul, 'ben bunu Rabbimin verdiği nimetlere bir şükür ve ona bir kulluk olsun diye yapıyorum' düşüncesiyle hareket etmelidir. Rabbimizin, Kur'an-ı Kerim'de 100'ün üzerinde yerde 'İman eden ve salih amel işleyenler' şeklinde, imanı amelle birlikte zikretmesinin bir hikmeti yok mudur?Akli melekeleri yerinde olan her bir Müslüman, inandım demekle yetinmez, ibadet boyutuyla inancını hayata geçirmek için çaba sarf eder. Rabbimiz, son nefesimize kadar imanımızı ve akıl nimetini bizden almasın ve bizi,inancını şuurlu bir şekilde yaşayanlardan kılsın.