İnsan hayatı, geriye dönüp baktığında aslında tanıdığı insanlarla anlam kazanıyor. Kimi insanlar vardır; makamlarıyla, servetleriyle ya da şöhretleriyle hatırlanırlar. Kimileri ise ne zengin olmuşlardır ne de adları tarihin sayfalarına yazılmıştır. Ama yaşadıkları köyün, mahallenin, sokağın hatta bir çocuğun yüreğinde öyle derin izler bırakırlar ki, yıllar geçse de unutulmazlar.
Benim çocukluk yıllarımın unutulmaz isimlerinden biri de Gümüşhane -Dörtkonak Köyümüzün müstesna insanlarından Mustafa Ergin, nam-ı diğer Molla Mustafa idi.
Geçtiğimiz cumartesi günü, 96 yıllık bereketli ve örnek bir ömrün ardından Rabbine kavuştu. Vefat haberini sosyal medyada gördüğümde elimdeki telefonu bıraktım. Bir süre hiçbir şey yapamadım. İnsan bazen bir haber karşısında konuşamaz, sadece düşünür. İşte ben de öyle yaptım.
Çocukluğumun köyü gözlerimin önünde yeniden canlandı.
Dağların eteklerine kurulmuş taş evler…
İlkbaharda yeşilin her tonuna bürünen yamaçlar…
Yazın harman kokusu…
Sonbaharda sararan yaprakların sessizce toprağa düşüşü…
Kışın ise metrelerce karın örttüğü yollar…
Ve bütün bu manzaranın içinde, köyün en hareketli noktalarından biri olan kooperatif...
Bugün şehirlerde marketler, zincir mağazalar ve alışveriş merkezleri var. O günlerde ise köyün kalbi kooperatifte atardı. Şekeri biten, çayı tükenen, gaz yağı kalmayan, sabuna ihtiyacı olan herkes oraya giderdi. Kooperatif sadece alışveriş yapılan bir yer değildi; insanların buluştuğu, sohbet ettiği, haber aldığı küçük bir yaşam merkeziydi.
İşte o kooperatifin güler yüzlü emektarı Mustafa Amca idi.
Ben daha ilkokul öğrencisiydim.
Annem beni yanına çağırır, elime küçük bir ihtiyaç listesi tutuştururdu.
"Git oğlum, Mustafa Amca babana telefon açtırsın. Gelirken de bunları alsın."
O yılların çocukları bugünkü çocuklar gibi cep telefonuyla büyümedi. Haberleşmek sabır isterdi. Beklemek isterdi. Bazen saatler alırdı.
Ben de elimde listeyle nefes nefese kooperatifin yolunu tutardım.
"Mustafa Amca... Babamı arayabilir miyiz?"
Yüzünde her zamanki tebessüm belirirdi.
"Olur evladım, bir bakalım."
Sonra raf üzerindeki çevirmeli telefonun başına geçerdi.
Bugün müzelerde görebileceğimiz o siyah, ağır telefonun çevirmesini parmağıyla tek tek döndürürdü. Her rakamın ardından telefonun çıkardığı o mekanik ses hâlâ kulaklarımda.
Ardından yüksek sesle seslenirdi:
"Alo... Torul çık aradan!"
Önce Torul santrali...
Ardından Gümüşhane...
Dakikalar süren bekleyiş...
Sonra babamın iş yerine ulaşmaya çalışılırdı.
O yıllarda ezbere bildiğim telefon numarası bugün bile hafızamda duruyor:
10 28.
Babamın sesi telefondan geldiğinde dünyalar benim olurdu. O birkaç dakikalık konuşma belki bugünün insanına çok sıradan gelebilir. Ama bizim için hasretin sona erdiği, özlemin biraz olsun dindiği anlardı.
Bugün dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde görüntülü konuşabiliyoruz. Fakat o günlerin kıymetini yaşayanlar bilir; bir telefon görüşmesi bazen günlerce anlatılacak kadar büyük bir mutluluktu.
Mustafa Amca sadece telefon bağlayan bir görevli değildi.

O, insanların birbirine kavuşmasına vesile olan bir gönül köprüsüydü.
Köyümüzün kanaat önderlerindendi.
Ağzından kötü söz duyan olmazdı. Kimsenin kalbini kırmaz, kimseyi incitmezdi. İhtiyacı olanın derdini dinler, elinden gelen yardımı yapardı. Sessizdi ama etkiliydi. Mütevazi ve hoşgörülüydü.
Bir başka özelliği daha vardı.
Bugün anlatınca gençler şaşırıyor.
Mustafa Amca aynı zamanda köyümüzün diş doktoruydu.
Evinde muhafaza ettiği birkaç diş kerpeteni vardı. Dişi ağrıyan herkes soluğu onun evinde alırdı. Büyük bir ustalıkla ağrıyan dişi çeker, ardından dua ederdi. O günlerin imkânsızlıkları içinde bu hizmet bile büyük bir nimetti.
Ama onun asıl büyüklüğü yaptığı işlerde değil, taşıdığı gönüldeydi.
Tam 25 yıl boyunca hiçbir ücret beklemeden köyümüzde imamlık yaptı.
Ezana ses verdi.
Çocuklara Kur'an öğretti.
Cenazelerde en önde yürüdü.
Düğünlerde dua etti.
Bayram sabahlarında köy halkını aynı safta buluşturdu.
Bir neslin manevi rehberi oldu.
Bugün "gönüllülük" dediğimiz kavramı o yıllarda yaşayarak gösterdi. Hizmeti ibadet bildi. İnsanlara faydalı olmayı hayatının merkezine koydu.
Gençliğinde evlendiği ilk yıllarda ekmeğini kazanmak için gurbete gitmişti. Çünkü o kuşak çalışmadan oturmayı bilmezdi. Kazandığını ailesiyle paylaşır, sonra yine köyüne dönerdi.
Onlar yokluk içinde büyüdüler ama gönülleri zengindi.
Evleri küçüktü ama sofraları bereketliydi.
Cepleri boştu ama kalpleri doluydu.
Mustafa Amca beni çok severdi.
Ben de onu...
Yıllar geçti.
Eskişehir'e tayin oldum.
Araya yüzlerce kilometre girdi.
Ama bazı insanlar mesafelerle uzaklaşmaz.
Onun torunu Mustafa, üniversite eğitimi için Eskişehir'e geldiğinde, yaz tatillerinde köye döndüğünde dedesi mutlaka beni sorarmış.
"Hüseyin nasıl? Selam söyle."
Bu cümle bile insanın yüreğini ısıtmaya yetiyor.
Ben de köye her gidişimde mutlaka kapısını çalardım.
Çayını içer, duasını alır, çocukluk günlerimizi konuşurduk.
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu görüyorum:
Aslında köyleri ayakta tutan taş evler değildir.
Yollar değildir.
Çeşmeler değildir.
İnsanlardır.
İşte Mustafa Amca da Dörtkonak Köyü'nün hafızasıydı.
Birleştirici gücüydü.
Sessiz kahramanıydı.
Onun vefatıyla birlikte sadece bir insanı değil, bir dönemi de uğurladık.
Bugün teknoloji gelişti.
Telefonlar cebimize girdi.
İnternet dünyayı küçülttü.
Ama insanların birbirine ayırdığı zaman küçüldü.
Komşuluk azaldı.
Muhabbet eksildi.
Kapılar kapanmaya başladı.
Belki de bu yüzden Mustafa Amca gibi insanlar bize geçmişi değil, kaybetmeye başladığımız değerleri hatırlatıyor.
Geride bıraktığı miras; ne bir bina, ne bir servet ne de büyük makamlar oldu.
O, insanların gönlünde yer edinmeyi başardı.
İşte gerçek zenginlik de budur.
Rabbim, bir ömür Kur'an'a hizmet eden, köyüne hizmet eden, insanlara faydalı olmayı ibadet bilen Mustafa Ergin Amcamı rahmetiyle kuşatsın.
Mekânını cennet, makamını âli eylesin.
Başta kıymetli evlatları Turgay Ergin olmak üzere, ilkokuldan sınıf arkadaşım Abdülbaki'ye, tüm kardeşlerine, sevenlerine ve Dörtkonak Köyü halkına sabır ve başsağlığı diliyorum.
İnanıyorum ki bugün onu tanıyan herkesin zihninde benimkine benzer hatıralar canlanıyordur.
Çünkü bazı insanlar öldükten sonra da yaşamaya devam ederler.
Dualarda...
Hatıralarda...
Anlatılan hikâyelerde...
Ve yetiştirdikleri güzel insanlarda...
Mustafa Amca da işte onlardan biriydi.
Allah rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
Çünkü Molla Mustafa gibi insanlar, bir köyün sadece sakini değil; hafızası, vicdanı ve duasıdır. Onlar kolay yetişmez.